CEHALETİN ESARETİNİ KABULLENMEYİN
“Kabullenmek” kelimesi, bir durumun, olayın, gerçeğin ya da kişinin varlığını ve niteliğini olduğu gibi benimsemek, ona karşı direnç göstermemek anlamına gelir. Bazen insan hayatında değiştirilemeyecek gerçeklerle karşılaşır. İşte bu noktada kabullenmek, pes etmek değil; gerçeği görüp ona uyum sağlamak demektir.
Olumlu yönüyle kabullenmek, insanın ruhsal yükünü hafifletir ve içsel huzur getirir. Örneğin geçmişte yaşanmış bir olayı değiştiremeyeceğini fark eden kişi, onu kabullendiğinde geleceğe daha sağlıklı bakabilir. Olumsuz yönüyle ise, kabullenme mücadeleden vazgeçmek anlamında kullanılırsa, yani değiştirilmesi mümkün olan şeylere karşı bir “teslimiyet” haline dönüşürse, kişiyi pasifliğe sürükleyebilir.
Kısacası, kabullenmek; hayata, insana ve olaylara bakışta dengeyi bulmayı sağlayan bir tutumdur. Değiştirilemeyecek olanı kabullenmek, değiştirilebilecek olan için ise çabalamaya devam etmek, insanın ruhsal olgunluğunu gösterir. İnsanoğlunda gözlemlenen önemli bir gerçek, kişi hangi kabahati işlemiş olursa olsun kabullenmeye yanaşmaz; aksine kendisi için en kolay olanı yapmayı tercih eder. Görmezden gelmekle doğru bir şey yaptığını düşünür, fakat yanındakileri de kendi kaderini yaşamak zorunda bırakır.
İnsan hayatında çökmelere yol açan pasifleşmeler ve bunların dünyamızda oluşturduğu enkazlar, gözlemlenen önemli olaylardan biridir. İnsanoğlunu çabuk kabullenmeye zorlayan pasivizasyonları yok etmek için beklenen yenilgiyi elimizin tersiyle itmemiz, yanlış bir açıdan bakmamızın önüne geçecektir. Yaşamımızı etkisi altına almak isteyen yersiz kabullenmelerin önümüze bir çukur misali kazılarak yolumuzu kesmesine izin vermek, bilinçsizliğin oyuncağı olacağımıza işarettir.
İnsanoğlu, yanında yer alanlara iyilik yaptığını düşünse de, içine düşmüş olduğu yanlışlar silsilesinde etrafındakilerin sürüklenmesinde rolü büyüktür. Yaptığı hatadan ders çıkarmamak, etrafındakilerin olumsuzluklar hamurunda yoğrulmasına yol açar. Bahsi geçen kişi, bir başkasını kendi yapmış olduğu hatanın kurbanı etmenin gayretinde olmakla vaktini harcamaktadır. Bu durum, yaşamında olumsuz bir rota çizme uğraşının, kaybının kazancından daha fazla olacağını gösterir.
Yapılan bir yanlışı kabullenmediğimiz sürece, etrafımızda meydana gelen sorunların çözümü zamanımızı elimizden alacak ve önümüzdeki işleri zorlaştıracaktır. Söz konusu sorunların çözümü için uğraş vermediğimiz sürece, kör düğüm haline gelen boşluklar hayatımızda yer bulur. Kabullenmeyi yalnızca tek bir açıdan incelememiz doğru değildir; hayatımızda olumsuzluklar olduğu gibi olumlu gelişmeler de vardır.
Başımıza bizi değiştirecek olaylar gelebilir; bu durum, hayata farklı açılardan bakmamızı gerektiren gerçeklerdir. Önümüze engeller çıktığında pes etmememiz gerektiği bilincinin zihnimizin bir köşesinde yer alması önemlidir. Dünyamızı ışıktan mahrum bırakmaya devam edersek hem kendimiz hem de hakkımızda olumlu düşüncelere sahip olanlar hayal kırıklığı yaşar.
Bilinçsizliğin, üretmekte olduğumuz fikirleri ve düzenli yaşam düşüncelerimizi baltalamasına izin verilmemelidir; zorluklar karanlığımız olmamalıdır. Eğer bu duruma boyun eğersek, insanların fikirlerimizi önemsemeyeceğini ve hiçbir yerde esamemizin okunmayacağını anlamamız gerekir. İnsan, bu durumları görmezden gelmeye devam ederse, etrafını kasıp kavuran cehalet rüzgarının önüne geçmek mümkün olmayacaktır.
İnsan yaşamında en büyük ziyan, mantıksız fikirlerin türemesi ve cahil kimselerin bu boş düşünceleri çabuk kabullenmesidir. Yanlış bakış açıları, sürekli sürdürülürse, insanoğlunun bilime ve ilime karşı düşmanlığı artacaktır. Bu nedenle, başta çocuklar olmak üzere, insanlığa okuma bilincinin olabildiğince çabuk aşılanması gerekir.
Çocukların zihinlerini bulandıran okuma düşmanlığına son vermek için elimizden geleni yapmalıyız. Etrafımıza ilim güneşinin doğmasına katkıda bulunmazsak, yaptığımız işlerin fayda sağlayacağını düşünmek, yalnızca kendimizi avutmak olur. İnsanoğlu, ilimle aydınlanan bir yaşam sürmek istiyorsa, cehaletin bertaraf edilmesinde üzerine düşen vazifeden kaçmamalıdır. Eline bir kitap alarak önemli bir adım attığında, göz ardı edilmeyen bir yol kat etmiş olur.
Kaderini cehaletin çizmesine izin veren kişi, ömrü boyunca kaybetmeyi kabullenmiş olur; unutulmaması gereken şey, girdiği her yolun çıkmaz sokak olabileceğidir. İnsan yaşamında güneş ışığından mahrum kalmamanın tek yolu, önüne indirdiği perdeyi kaldırarak yoluna devam etmektir. Perde kaldırılmadığı sürece gözler ışığa hasret kalır ve lüzumsuz kabullenmeler, hayatımızda karanlığın hüküm sürmesine neden olur.