KÖK SALMAK
Ait olma halinin verdiği huzurlu tedirginlik. Bir şehre, kişiye, mekâna, herhangi bir fikre ya da idole aidiyetlikle bağlanabilme hali. Hem zorunluluk hem tercih. İkisi bir arada. Zorunlu olma halinin yarattığı vicdan rahatlığı, tercih olmanın verdiği huzursuzluk hali bir arada.
Bağlanma stilleri konusunda en önemli nokta bağlanma stillerinin hayatımıza ne kadar büyük yön verdiği aslında. Bütün kararlarımız hayattaki adımlarımız temeli bağlanma stillerimize dayanıyor. Psikolojide yer alan bağlanma stilleri şu şekilde; Kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, güvenli bağlanma gibi çeşitleri olan bu bağlanma stilleri bizim sadece bir insanla yaşadığımız sevgi bağındaki bağlanmayı değil hayata olan bağlanmamızı da şekillendiriyor.
Bazı insanlar vardır evleri kendi zihinleridir nereye gitseler nerede olsalar evlerindedir onlar. Köksüz yaşamlarını yerleştiriverirler o an ki mekâna. Bazıları vardır ki bir gece misafir oldukları evde dahi yastığının konforunu aradıkları için uykusuz kalırlar. Her iki durumda kişiyi farkında olmadan yoran acıtan noktalar barındırıyor.
Alışılmışın dışına çıkmak, konfor alanını terk etme fikri, kökleri derinleşmiş yaşamı bırakamam halinin alışılmışlığını yaşayanlar bir yanda diğer yanda kökleri toprağı sarmadan düzenini günübirlik kuran zihinde göçebe, somutta kalıcı hayata devam edenler. En korkutucu olanı ise köklerine sıkı sıkıya bağlanmış olmanın hissettirdiği tedirginlikle yeniye uyum sağlamaya her daim hazır olma gücünde olanlar.
Her günü ilk gün gibi planlayan, nerede olursa olsun aslında hep oradaymış gibi devam eden öncesi neydi neredeydi düşüncesine odaklanamayan-odaklanmak istemeyen- köklerini şehirlere mekanlara kişilere değilde, köklerini zihninde derinleştirmiş bir kişi için en kolayı yerini zamanını şehrini değiştirmek. Somut olan evindeki yastığa koltuğa mahallesinde bakkala değilde zihninde barındırdığı anılara soyutlara kök salmış kişiler için çok kolaydır hadi gidiyoruz demek. Kök salmamıştır çünkü saksısını değiştirmek kolaydır. Ama farkında olunmayan tezatlık şudur ki somut kökler değişir yenilenir uyumlanır. Ama zihinde soyutta oluşan kökler ne değişir ne uyumlanır ne yenilenir. Ha deyince gidiyorum diyen köksüz yaşamların sancısı daha zordur baktığımız zaman.
Alışmak somut tekrarlarla mı oluşuyor yoksa zihinde oluşturduğumuz soyut tekrarlarla mı oluşuyor tartışmaya açık konu. Bana sorarsanız alışmak zihnimizde kabullendiğimiz kadarıyla hayatımıza hükmediyor.
Nereye gidersek gidelim nerede var olmaya adım atarsak atalım yangından kaçtım dediğimiz noktada alevlerin zihnimizde olduğunu da unutmayalım. Somuttan kaçabiliriz ama soyuttan kaçamıyoruz. Alevleri zihnimizde taşıdığımız sürece yangın yanı başımızda. Huzuru arıyorum diyenler huzur bir şehirde bir mekânda ya da “yeni” olan bir şeyde değil huzur kafamızın içinde. Alıştığımız düzen evimizdeki koltuklar, yastığımız, mekanlar, şehirler olmamalı kök saldığımız alıştığımız düzen zihnimizdeki düşüncelerimiz anılarımızdır. Gerisi şekildir gerisi değişen bir illüzyondur. Somutlara çok kök salmadan yani evdeki koltuğa yastığa mahalledeki manava alıştığın sokağa kök salmadan yaşamayı başarabilmek en güzeli ama en zoru.
Şairinde dediği gibi;
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
Sevgiyle kalın