Zaferin Kahramanları (30 Ağustos)
Büyük Taarruz. Vakit gece yarısı. Düşman kuvvetleri saldırı hazırlığındalar. Ölüm sessizliği var Afyon yakınlarında. Bu sessizlik bir anda yerini mermilerin gök gürültüsüne bırakıyor. Makineli Tüfek ile çapraz ateşe alıyorlar siperlerimizi. Bütün haberleşme kanalları kaybolmuş durumda. Ara ara kesiliyor sesler. Kontrol ediyor düşman ne kayıp verdiğimizi.

Bir yüzbaşı ve iki astsubay küçük bir masanın üzerinde, yırtık bir haritada ne yapacaklarını tartışıyorlar telaşlı bir halde. Diğer tarafta ise, askerlerimiz savunma siperlerinde tetikte bekliyorlar Vakit gece yarısı! Ölüm sessizliği var askerlerde… Herkes verilecek emiri bekliyor. Siperlerin birinde Konyalı Mustafa Çavuş da var. Namı değer Deli Mustafa Çavuş. Henüz 25 yaşında. Az konuşur, çok iş yapar. Haksızlığa asla tahammülü yoktur. O yüzden deli derler ona. Akşehir’den çıkıp geldi hiç düşünmeden. Bekleyiş uzayınca homurdanmaya başladı Mustafa Çavuş. Yanındaki asker arkadaşı dayanamayıp sordu ona.
-Ne konuşuyor komutanlar Mustafa?
-Mitralyöz müdür nedir, onu durdurmak lazımmış.
-Dur deyince de durmaz ki meret.
-Arkadaş, elimiz kolumuz bağlı, öyle bekliyoruz. Biz bunun için mi geldik buraya? Ne zaman savaşacağız biz?
-Ya dur hele, hemen dellenme! Karşılık veririz elbet.
-Ne zaman arkadaş ne zaman? İki düşman askerini cehenneme yollamayacaksam, burada ne işim var benim? Yok, bu mitralyöz denilen baş belası susmadan, hiçbir şey yapamayız. Ne var sanki çıkalım yürüyelim üstüne olsun bitsin.
Diğer tarafta ise, planlama devam etmekteydi. Yüzbaşı ne yapacağını bilemez durumdaydı. Tek amacı büyük kayıplar vermeden makineli tüfeği durdurmaktı. Ama nasıl? Konuşma tüm hararetiyle devam ediyordu.
-Öyle ya da böyle bu mitralyöz mutlaka durdurulmalı. Yoksa canımıza okuyacak.
-Komutanım, mitralyöz son derece sağlam bir yere koluçlanmış durumda. Düşman öyle bir yere koymuş ki, tek yol onun karşısından gitmek. Bu da ölüm demektir.
-Pusuda bekliyor kalleşler. Tümenin bütün cephelerini tehdit ediyor bu silah! İrtibat hendekleri ateş altında!
-Burayı kaybedersek komutanım, Allah korusun düşmanın ilerleyişini durduramayız.
-Biliyorum Astsubayım biliyorum. Lakin görüyorsun, elimiz kolumuz bağlı. (Yanında beliren Mustafa çavuşu görür. Şaka yollu ) Sen ne dersin Mustafa Çavuş... Can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz?
– (Sakince) Hm de fena komutanım.
- Söyle aslanım ne oldu? Ne demeye geldin?
- Ben bu mitralyöz denilen karın ağrısını, gider getiririm ben komutanım.
-(Gülümser) Bilirim getirirsin aslanım. Hadi git biraz dinlen. Sabaha karşı taarruza kalkacağız.
- Bu susmadan, hiçbir şeyin bir manası yok ki komutanım. Bana bir gönüllü gerek. Gider alır gelirim Allah’ın izniyle.
-Ben gelirim hemşerim.
Hah iki Konyalı yan yana geldi. Tamamdır artık.

-Delirmeyin çocuklar, hadi siperinize dönün.
Bir anda kararlı adımlarla iki asker karşı siperlere doğru yürümeye başladılar. Arkalarından komutanlar bağırdılar ama nafile. Onları dinleyen yok ki.
-Asker çabuk gelin buraya! Asker!
-Boşuna sesini yorma Astsubayım. Kararını vermiş bir kere Mustafa Çavuş. İnadı inattır. Sabahlara kadar falakaya da yatırsan, bir yolunu bulur yine yapar yapacağını. Yani çok geç!
-Ama komutanım, bile bile ölüme gitmek bu.
İki yiğit asker, diğer bütün gecelerden daha korkunç, daha siyah bir gecenin karanlığına karışıp gittiler. Düşman siperlerine doğru, önüne geçilmez bir arzu ve imanla makineli tüfeğin bulunduğu siperin içine atladılar. Fırlattıkları el bombaların siper içinde patlamasından büyük bir baskına uğradıklarını zanneden düşman, derhal kaçmaya, dağılmaya başladı. Akşehirli Mustafa Çavuş ve arkadaşı, makineli tüfeği sırtladıkları gibi bizim siperlere doğru yola koyuldular. İşin iç yüzünü anlayınca düşman, bütün cephelerde başlattığı ateş ile Mustafa Çavuş'un arkadaşını, lekesiz alnından vurarak şehit ettiler. Mustafa Çavuşun canı yandı. Hatta kavruldu. Lakin duramazdı. Şimdi olmazdı. Canı çıka çıka, o kendinden ağır silahı kendi siperlerine kadar taşıdı. Mevziisine gelince yere yığıldı. Soluk soluğa…
-Alın şu uğursuzu benden.
Astsubay şaşkınlık içindeydi. Ne diyeceğini bilemez durumdaydı. Onun bu şaşkınlığını dağıtmak için Mustafa Çavuş araya girdi.
- Ben demedim mi size, alır gelirim diye komutanım.
Yüzbaşının gözleri doldu. Erkekti, savaşçıydı, ağlamaması gerekiyordu ama öncelikle insandı. Tutamadı gözyaşlarını. Zar zor konuşarak şöyle dedi.
-Bu vatan sana minnettardır Mustafa Çavuş’um. Bu kahramanlığın asla unutulmayacaktır. Senin de, şehit düşen diğer evladımızın da…
Mustafa Çavuş hiç bozuntuya vermeden, arkadaşının acısını yüreğine gömerek harekete geçmek istedi. Vakit durma zamanı değildi.
-Bu karın ağrısı da sustuğuna göre, ne zaman savaşıyoruz komutanım?
O gecenin sabahında büyük bir zaferle uyandı güzel memleketim. Düşman yurdumuzdan kovulmuş, dünyanın en büyük meydan savaşlarından birisini Türk ordusu kazanmıştı. Sayısız ve isimsiz kahramanlarımızla başarmıştık bunu.
Selam olsun, o yüce Türk Kahramanlarına ve Büyük Öder Atamız Mustafa Kemal Atatürk’e