ZİHİNSEL KONFOR ALANI
YAYINLAMA:
| GÜNCELLEME:
Bazen hiçbir şey olmuyormuş gibi hisseder insan. Ne bir kriz, ne bir zafer… Sessizliğin tam ortasında kıpırtısız bir zaman uzanır. Hayat, sanki düğmesine basılmamış bir kayıt cihazı gibi sadece var olur; ne kaydeder ne de siler. İşte o an, çoğu insanın fark etmeden içinde kaldığı yerin adıdır: zihinsel konfor alanı. Dışarıdan bakıldığında huzur gibi görünür ama aslında gizli bir tutsaklıktır.
Zihinsel konfor alanı, bireyin düşünce çerçevesini çizdiği, sınırlarını güvenli bulduğu, sorgulamadan kabullendiği bir iç dünyadır. Burada ezberler kutsanır, alışkanlıklar ödüllendirilir ve belirsizlikten kaçmak bir refleks haline gelir. Çünkü zihnin en temel dürtüsü, tehlikeden korunmak değil midir zaten? Ne var ki, bu güvenli liman sandığımız alan, zamanla paslanmaya yüz tutmuş bir kafese dönüşebilir. İçindeki düşünceler hep aynı çemberin içinde döner durur, yeni bir fikir dışarıdan gelene dek yalnızlıkla beslenen bir sessizliğe gömülür. Bir bireyin zihinsel konfor alanında kalması, çoğu zaman bir seçim değildir. O alan, çoğu zaman çocuklukta, öğretmenlerin uyarılarıyla, ailenin sınır koymalarıyla ya da toplumun “doğru” dediği kalıplarla şekillenir. İnsan büyüdükçe, bu sınırların ona ait olmadığını fark eder belki ama yine de çıkmaya cesaret edemez. Çünkü dışarısı bilinmezdir. Oysa gelişim, tam da bu bilinmeyenin içine atılan adımlarla başlar. Düşün ki bir denizdesin. Kıyıya yakın yerlerde su sıcak, taban tanıdık. Adımların seni şaşırtmaz, ayakların altındaki taşları ezbere bilirsin. Ama su derinleştikçe soğur, dibi görünmez olur. Her adımda biraz daha kaybolur, biraz daha ürkersin. İşte zihinsel konfor alanının dışı da böyle bir yer. Karanlık gibi görünen ama gerçekte ışığın başladığı yer. Çünkü yeni bir düşünce, eskiyi yerinden oynatmadan asla doğmaz. Konfor alanı bazen yalnızca cehaletin değil, bilginin de hapishanesidir. İnsan bir bilgiyi yeterince tekrarladığında onu sorgulamayı bırakır. Ve sorgulamayan zihin, öğrenmeyi de bırakır. Düşünsel atalete düşmek, bazen yorgunluktan değil; cesaretsizliktendir. Herkes bilir ki, düşünmek bir yolculuktur ama çoğu kişi bu yolculuğun yükünü taşıyamaz. Oysa insan kendini en çok sarsıldığında tanır. Kendi doğrularını sorguladığında, fikrinin karşısında dimdik duran bir görüşle karşılaştığında ya da bambaşka bir gerçeklikle yüzleştiğinde. Zihinsel konfor alanını terk etmek, kendine ihanetten çok sadakattir aslında. Çünkü gerçek sadakat, kendini tekrar etmek değil; kendini sürekli yenilemektir. Bazen düşüncelerimizin dibine inmeli, alışkanlıklarımızın ne zaman ve nasıl yerleştiğini sorgulamalıyız. Sadece “doğru” bildiklerimizle değil, “neden” bildiklerimizle de yüzleşmeliyiz. Kendine şu soruyu sormalısın: Bu düşünce bana mı ait, yoksa sadece alışkanlık mı? İşte bu soruyla başlar dönüşüm. Zihinsel konfor alanının dışı risklidir belki, evet. Ama aynı zamanda bir mucize alanıdır. Yeni fikirlerin, başka hayatların, farklı bakış açılarının seni beklediği yerdir. Gelişim, zorlukla; yenilenme, cesaretle gelir. Bilinç, konforu terk ettiğinde büyür.
Ve unutma: Ruhun evi, alışkanlıkların değil; değişimin içindedir. Zihinsel konfor alanından her çıktığında, kendine bir adım daha yaklaşmış olursun. Çünkü düşüncen özgürleşmeden, sen asla tam anlamıyla özgür olamazsın.
Yorumlar
*
Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *