Cinuçen Tanrıkorur’un Müzik Mirası ve Sanat Hayatı
Türk musikisine adanmış bir ömrün sanatsal yansımalarını ve merhum sanatçının şahsiyetini anlayan Necati Çelik, Tanrıkorur’un geleneksel müziği geleceğe taşıma noktasındaki titizliğini ve bestekarlık yönünü şu sözlerle aktardı: "Cinuçen Tanrıkorur, sadece bir ud virtiözü ya da bestekar değil; aynı zamanda Türk musikisinin felsefesini, kimliğini ve derinliğini hem ulusal hem de uluslararası sahada en gür sesle savunan bir kültür adamıydı. Onun musikide taviz vermediği o asil duruş, geleneğin aslına sadık kalarak yeniyi inşa etme gayretinin en somut tezahürüdür. Eserlerinde hissettiğimiz o muazzam teknik ve estetik köprü, genç kuşakların Türk müziğini doğru anlaması adına çok kıymetli bir rehber niteliği taşımaktadır. Bugün vefatının üzerinden çeyrek asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen arkasında bıraktığı miras, kalbin derinliklerine hitap etmeye ve yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Daha önceki virtüözlerden farklı nitelikteki ud üslubu, geniş bir form zenginliği ve müzikalitenin ürünü olan besteleri, lirik ve sade okuyuşu ile Cinuçen Tanrıkorur, son dönemin önemli musikişinasları arasına girmiştir. O, sadece bir icracı değil, aynı zamanda musikiyi derinden hisseden ve onu evrensel bir dille yeniden inşa eden büyük bir sanatkardı.”

Müzikal Eğitimde Öğrenci Disiplini
Necati Çelik, Cinuçen Tanrıkorur'un eğitim anlayışında öğrencinin kendi çabası ile isteğinin temel belirleyici olduğunu vurgulayarak ustanın hocalık felsefesini şu cümlelerle açıkladı: "Onun bana en güzel hatıra kalan laflarından biri şuydu: Evladım, hiç kimse hiç kimseye hiçbir şey öğretemez; öğrenci istediği kadarını öğrenir. Bana önüne nota döküp klasik anlamda bir hocalık yapmadı ama yolda yürümesini, konuşmasını, ud çalmasını biz ondan öğrendik. Biz ona çok öykündük, o kadar özenirdik ki, onun gibi konuşmaya, onun gibi bir duruş sergilemeye çalışırdık. Yani o bize doğrudan bir ders vermekten ziyade, yaşam tarzıyla ve sanat anlayışıyla bizde derin izler bıraktı."
Bestecilik Sürecinde Tevazu
Tanrıkorur’un kendi eserlerine yönelik eleştirel yaklaşımındaki derin tevazuya dikkat çeken Çelik, usta sanatçının büyük bestekarların eserlerini her zaman nasıl referans aldığını şu hatırayla özetledi: "Bir gün bir buselik eser geçerken Sadettin Kaynak'ın 'Saçlarıma aklar düştü' şarkısını okurken dedi ki: 150 küsur civarında eserim var ama bunlardan bir tanesi Sadettin Kaynak'ın şu eseri gibi olsa, diğer eserlerime dönüp bakmam. Bunu sadece nezaketen söylemiyordu; kendi eserlerine karşı her zaman mesafeli, büyük bir ustalıkla harmanlanmış, samimi bir eleştirel gözle bakardı. Onun bu tevazusu, sanatının ne kadar derinlikli olduğunun da en büyük kanıtıydı."
Ali İnan'ın Cinuçen Tanrıkorur ile İlk Tanışması
Programda söz alan Ali İnan ise Tanrıkorur'un ismini radyo programlarından duyduğu ilk dönemleri ve usta sanatçıyla yollarının nasıl kesiştiğini şu sözlerle paylaştı: "1978 yılında Konya'da açılan Mevlevi ayinleri beste yarışmasında birincilik ödülüne layık görülen Bayati Araban Mevlevi ayini ile Cinuçen Tanrıkorur ismini çok sık duymaya başladım. O zamandan itibaren kafamızda artık bir bellek oluşturmaya başlamıştı. 1985 yılında Selçuk Üniversitesi Rektörlük binasında sınav vermek üzere çağrıldığımda komisyon başkanı Cinuçen hocamdı. Kapıdan içeri girdiğimde 'Hoş geldin yavrum' deyip beni içeri aldı. İlk tanışmamız bu şekilde oldu."
Hoca-Talebe İlişkisi ve Manevi Bağ
Usta-çırak ilişkisinin ötesindeki derin manevi bağa ve aralarındaki köklü muhabbete değinen İnan, unutamadığı bir anısını şu cümlelerle aktardı: "Hocamla ilişkilerimiz uzun yıllar devam etti. Ankara'da bir konser öncesi yanına gittiğimde bana 'Evladım, seni öpmek benim haddim değil ama ben seni öpmeden duramıyorum' dedi. Birlikte hem öpüştük hem de ağlaştık. O günkü heyecanımı, hocanın eserini onun önünde icra etmenin ağırlığını ve o manevi atmosferi tarif etmem mümkün değil. O an, hocanın sadece bir musiki üstadı değil, aynı zamanda gönül dünyamızda çok özel bir yere sahip bir insan olduğunu bir kez daha anladım."
Programın müzik bölümlerinde, Cinuçen Tanrıkorur’un bestelediği ve Türk musikisi repertuarında yer alan çeşitli eserler seslendirildi. Sanatçının Ferahfeza Mevlevi Ayini'nden bölümler ve "Tutarak Kalbimin Üstünde Cefakar Elini" adlı eseriyle başlayan müzik icrası, Uşşak makamındaki "Yakut, Mine, Zümrüt Bana Birdir Kayalarla" isimli Nakış Yürük Semai ile sürdü. İcrada daha sonra "Bir An Fani Varlığın Sıyrılarak Kabından" adlı eser ile Hicaz makamındaki ilahiler ve taksimlere yer verildi. Dinleti, bestekara ait olan "Bî Mekânım bu cihanda" adlı eserin icra edilmesiyle tamamlandı.
Kapanış ve Berat Takdimi
Etkinliğin sonunda, Hafız Ali İnan’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilavetiyle ardından, katılım beratı takdim töreni gerçekleşti. Konuklara beratları; TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, Prof. Dr. Ahmet Alkan ve Dr. Hacı Ahmet Şimşek ve baro eski Başkanı Hasip Şenalp tarafından takdim edildi. Anma programı, tüm katılımcıların bir araya geldiği hatıra fotoğrafının çekilmesiyle son buldu.

