Konya
Kapalı
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,9589 %0.07
55,8121 %-0.26
6.222,90 %-3.56

HASAN KILCA VE ÇUMRALILARIN HATIRLAMAK İSTEMEDİĞİ O TARİH...

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir hafta sonunda yine siz değerli okurlarımızla birlikteyiz.

Bugün köşemizde önce Konya'nın kültür ve sanat hayatına değer katan güzel bir organizasyondan, ardından Çumra'nın geçmişinde iz bırakan ve bugün bile hatırlanması pek istenmeyen çarpıcı bir olaydan söz edeceğiz.

……….

Karatay Belediyesi ve Hasan Kılca, şehrin pek hissetmediği ama Türkiye'de belli bir kesimin yüreğine basıp yüreğinden ses getirdiği bir organizasyonu daha başarıyla tamamladı.

Bu şehirde 60 yıl önce, rahmetli Fevzi Halıcı döneminde Turizm Derneği'nin geleneksel "Âşıklar Şöleni" yapılırdı.

O yıllarda Meram'da gül yarışması, güvercin yarışması yapılırdı.

Konya, 60 yıl önce yokluk ve yoksulluğun olduğu yıllarda bu tür organizasyonlarla Türkiye genelinde ses getirirdi.

Ve bugün Karatay Belediyesi, bana göre Anadolu'nun kadim geleneğini yaşatmada on numara iş yapıyor.

Karatay Belediyesi'nin bu Âşıklar Bayramı gerçekten Türkiye için çok büyük bir organizasyon.

Bu kültür 60 yıldır yaşıyor.

Âşıkların kendi ifadesiyle söylüyorum bunu:

"Türkiye’de en iyi Konya yapıyor. Diğer illerde de biz Âşıklar Bayramı’na katılıyoruz ama Konya Karatay bunu yürekten benimsemiş. Bu güzelliği bizler görebiliyoruz." diyorlar.

Bu yıl yine 60. yıla özel âşıklık sempozyumu yapıldı.

Böylece Karatay Belediyesi, âşıklık geleneğini akademik dünyayla buluşturarak bilimsel bir adım atmış oldu.

Kültürde, sanatta, sporda Başkan Hasan Kılca ve ekibi, değişen, gelişen Karatay'a uygun hamlelerle ilçenin kimliğini modernize ediyor.

Tarihi Karatay yenileniyor, gelişiyor, reforme oluyor.

Karataylı da bunu içine sindirerek hızlı değişime ayak uydurup yaşarken işinin keyfini çıkartıyor.

***

ÇUMRALILARIN HATIRLAMAK

İSTEMEDİĞİ O GÜNLER

Pek çok Çumralı büyüğüm, genç arkadaşım, dostum var.

Hepsi de mükemmel insanlar.

Yalnız bu hafta elime ulaşan ve bir solukta, ara vermeden okuyup bitirdiğim bu kitap beni çok eskilere götürdü.

Kitabı şehirler arası bir yolculukta, çay molasında bile elimden bırakmadan okudum, bitirdim.

Daha sonra arama motoruna girdim.

Bu bir masal mıydı?

Hikâye mi idi?

Roman mıydı?

Yoksa bir şehir efsanesi miydi?

En ciddi paylaşımlardan biri özetle şöyleydi:

"Çumra Canavarı:

Abdullah Aksoy

Türkiye’den seri katil çıkmadığına ve hiç Türk seri katil olmadığına dair yaygın inanışın aksine 1960’lardan bu yana 10’dan fazla Türk seri katil kayıtlara geçmiştir. Bunlardan bazılarının seri katil tanımına uyup uymayacağı konusunda şüpheler olsa da Çumra Canavarı olarak da bilinen Abdullah Aksoy, işlediği cinayetler ve takip ettiği ritüeller dolayısıyla seri katil kategorisinde değerlendirilmektedir.

1934 yılında doğmuş olan Abdullah Aksoy, 1962-1967 yılları arasında 15 kişiyi katlederek o yıllara damga vurmuş ve çok konuşulmuştur.

Bu araştırmada Abdullah Aksoy ile ilgili yazılmış kitaplardan ve gazetelerden, çekilmiş belgesellerden ve kendisi hakkında detaylı araştırmalar yürütmüş olan Sevinç Yavuz’un anlatılarından yararlanılarak Abdullah Aksoy’un geçmişi ve işlediği cinayetler aydınlatılmaya çalışılmıştır.

Kurbanlarını seçiş nedenleri, işlediği cinayetlerde takip ettiği yol ve cesetleri gömüş biçimiyle kendisi hakkında verdiği ipuçları incelenerek onu bir seri katil yapan nedenler üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk eşcinsel seri katili olarak da kayıtlara geçen Abdullah Aksoy ve işlediği cinayetler, doğup büyüdüğü yer olan Çumra ile ilgili bilinmeyenleri de ortaya çıkarmaktadır."

Sadece kitapta okuduklarım ve arama motorunda karşıma çıkan sayfalar beni yine tatmin etmedi.

Çumra'da yaşı 70'lerin, hatta 80'lerin üzerinde olan büyüklerimi aradım.

Onlara bu durumu sordum.

Özünde hepsi bu konuyu hatırlamak istemiyorlardı.

Dahası, her zamanki babacan ve sevecen hâlleriyle:

"Bu işler Çumra'ya zarar verir." diyorlardı.

Ben biraz üsteleyince cinayet sayısının 15 değil, altı veya yedi olduğunu söylüyorlardı.

Dedim ya bunun doğruluğunu ya da yanlışlığını biz de öğrenmeliydik.

Güzel, mütevazı, sakin, dingin Çumra insanımızın üzerine çamur değil, toz bile kondurmamalıydık.

Konduranlara da biz alet olmamalıydık.

Bunun üzerine biraz daha araştırdım.

Bu kez o yılların gazete manşetlerine ve sayfalarına rast geldim.

Çatalhöyük kazılarının ilk başladığı altmışlı yılların başında, kazıların başlamasıyla iki yıl içerisinde gerçekleşen bu duruma ait o günlerdeki gazete kupürleri...

Her yerin iyi insanı, güzel insanı, doğru insanı, yanlış insanı olabilir.

Çumra'da bugün de bir tarih gün yüzüne çıkıyor.

Yazarın kitabında dediği gibi:

"Yavuz Sultan Selim Bağdat seferini yaparken yolu Çumra'dan geçmiş.

Bakmış ki her yer bataklık.

Ordu'ya 'çööçöö' diye emir vermiş.

Bunun anlamı paçaları toplayın demekmiş.

Eskiler Çumra isminin oradan geldiğini söylerler."

......

Sonra romanda yazar şöyle cümlelere de yer veriyordu:

"Aslında Çumra'nın tarihi, tuhaf hatta anlaşılması güç bir şaka gibiydi.

On bin yıl önce kim oldukları bilinmeyen bir insan topluluğu bu uçsuz bucaksız çamur deryasının, alabildiğine uzanan bir bataklığın tam ortasına yerleşmiş, sonra da ortadan yok olmuştu.

On dokuzuncu yüzyıla kadar da kimse değil ev yapmak, tek bir çivi bile çakmamıştı buraya.

Ta ki Osmanlı İmparatorluğu, Haydarpaşa-Bağdat demiryolunun Çumra istasyonu binasını inşa ettirene kadar.

Cumhuriyetle birlikte önce Konya Ovası'nın sulama yapıları, ardından lojman olarak kullanılan derme çatma binalar derken, Çatalhöyüklülerin bataklığında yoktan var edilen genç bir kasaba doğmuştu.

Tarlada cesedi bulunan Abdullah'ın evi de, işte bu ilk kurulan ve 'İçeriçumra' diye anılan mahalledeydi.

Ali Kemal, göğsünde polis arması taşıyan ve Suat'ın kefil olduğu herkesi öğle namazından sonra kılınacak olan cenaze namazında görevlendirmişti. Sivil kıyafetler giymelerini, halkın arasına karışmalarını ama gözlerini dört açmalarını istemişti. Terleyeni, sağa sola bakınanı, akraba olmadığı hâlde gerektiğinden çok ağlayanı anında rapor edeceklerdi.

Katilin cenaze namazına gelmesini umuyordu."

......

60'lı yıllara gidip bu bilgilere ulaşıp okudukça hayrete düştüm. Bu durumu da bugünlere taşıyarak Çumralı büyüklerimi, dostlarımı, gençleri üzdüm ise özür dilerim.

Ama on binlerce güzel insanın olduğu yerde bir tek şeytana uymuş insan da olabilir, değil mi?

Tekrar tekrar affınıza sığınarak bu olayı tarihe not düşme adına sizlerle paylaştım.

......

Pazartesi günü başka ve güzel konularla inşallah birlikte oluruz.

Bugün ve yarın tatil yapacak okurlarımıza iyi tatiller, çalışmak zorunda olan emekçi dostlarımıza ise iyi hafta sonları diliyoruz.

…………………………

GÜNÜN OKKALI SÖZÜ

Güçlü olmasan da öyle görün. Unutma, düşen yaprağa basan çok olur.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hava karardıktan sonra iki kişi binen gençlerimiz, ana yolda ışıksız ve işaretsiz ilerlemedikleri zaman daha iyi ADAM oluruz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız