Konya
Açık
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,2089 %0.05
55,1310 %-0.54
6.499,18 %-1.28

İnsanın İçine Sığmayan Dünya

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsan, sahip olduklarıyla değil, sahip olamadıklarıyla meşgul olmaya başladığında içindeki sessiz huzursuzluk büyür. Elinde tuttuğu güzelliklerin değerini fark etmeden gözlerini biraz daha uzağa çevirir. Önündeki sofrayı unutup başka bir masaya bakar, kendi yolunu küçümseyip başkasının adımlarını sayar. Oysa insanın gönlü, her istediğine kavuştuğunda genişlemez; kimi zaman elindekinin kıymetini anlayabildiğinde ferahlar. Açgözlülük de tam burada kendini gösterir. İhtiyacın sınırlarını aşarak isteğin peşinden gitmek, sahip olduklarımızın sevincini daha yenileri uğruna sessizce tüketmektir. İnsan, bir süre sonra neye gerçekten ihtiyaç duyduğunu değil, neye daha fazla sahip olabileceğini düşünmeye başlar. Böylece istekler büyürken şükür küçülür ve kalbin sesi, bitmek bilmeyen arzuların arasında duyulmaz hâle gelir. Oysa insanın her istediğini elde etmesi, onu huzura ulaştırmaz; yalnızca yeni bir isteğin kapısını açar.

Bir şey elde edildiğinde duyulan mutluluk uzun sürmez. Çünkü açgözlü bir kalp, ulaştığı şeyi kısa sürede sıradanlaştırır ve gözlerini yeniden başka bir hedefe çevirir. Dün büyük bir özlemle beklenen, bugün yeterli gelmez. İnsan böylece sürekli bir şeylerin peşinden koşarken aslında kendisinden uzaklaşır. Daha iyi bir hayat kurmak isterken elindeki hayatı yaşamayı unutur. Daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak, daha çok bilinmek isterken zamanın geri gelmeyeceğini fark etmez. Her yeni hedef, bir öncekini değersizleştirir ve insanın zihninde hiç bitmeyen bir yarış başlar. En sonunda elinde birçok şey kalabilir; fakat uğruna kaybettiği huzurun yerini hiçbir şey dolduramaz. Çünkü insanın ömrü, sahip olduklarını artırmakla değil, yaşadığı anların anlamını fark etmekle güzelleşir. Geçip giden bir günün, ertelenmiş bir sohbetin ya da fark edilmeden susan bir kalbin yerine sonradan hiçbir servet konulamaz. Belki de açgözlülüğün en acı tarafı, insanı başkalarından önce kendisine karşı yabancılaştırmasıdır. Çünkü sürekli daha fazlasını isteyen kişi, bir süre sonra elindekilerle yetinmeyi zayıflık sanır. Oysa yetinmek vazgeçmek değildir. İnsan, hayallerinden vazgeçmeden de sahip olduklarının değerini bilebilir. Daha iyisini istemekle elindekini küçümsemek arasında büyük bir fark vardır. Biri insanı ileriye taşırken diğeri bulunduğu yerden bile uzaklaştırır. Asıl mesele ne kadarına sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızın bizi neye dönüştürdüğüdür. Eğer elde ettiklerimiz bizi daha bencil, daha huzursuz ve daha duyarsız birine dönüştürüyorsa, çoğalan şeylerin hayatımıza gerçekten bir zenginlik katıp katmadığını düşünmek gerekir. Çünkü insanın değeri, elinde tuttuklarının çokluğuyla değil, elindekilerle kurduğu ilişkiyle ortaya çıkar. Hayatın bazı güzellikleri vardır ki çoğaltılamaz, satın alınamaz ve yerine yenisi konulamaz. Bir insanın içtenlikle söylediği güzel bir söz, birlikte geçirilen sakin bir akşam, sevdiğimiz birinin yanımızda oluşu, kendimizi anlaşılmış hissettiğimiz bir an… Bunların değeri, ancak kaybedildiğinde daha iyi anlaşılır. İnsan çoğu zaman büyük şeylerin peşinde koşarken küçük mutlulukları gözden kaçırır. Bir evin büyüklüğünü düşünürken o evin içinde kiminle güldüğünü unutabilir; daha yüksek bir yere ulaşmaya çalışırken yanında yürüyen insanları geride bırakabilir. Sonra geriye dönüp baktığında, aslında en kıymetli olanların sessizce yanından geçip gittiğini fark eder. Zaman ise hiçbir servetin satın alamayacağı kadar değerlidir; geçtiğinde yerine yenisini koymak mümkün değildir. Bu yüzden hayatı sürekli daha iyi bir zamana ertelemek, insanın elindeki en büyük nimeti fark etmeden tüketmesidir. Belki de insanın öğrenmesi gereken en zor şey, her şeyin kendisine ait olmayacağını kabullenmektir. Her başarı bize düşmez, her kapı bizim için açılmaz, her dilek gerçekleşmez. Fakat hayatın güzelliği de biraz buradadır. Çünkü insan, sahip olamadıklarının ardından ömrünü tüketmek yerine elindekilere bakmayı öğrendiğinde gerçek anlamda zenginleşir. O zaman başkasının hayatıyla kendi hayatını kıyaslamayı bırakır ve kendi yolunun kıymetini anlamaya başlar. Bir başkasının sahip olduğu şey, bizim hayatımızdaki güzellikleri eksiltmez. Gökyüzünde başka bir yıldızın parlaması, bizim ışığımızı söndürmez. İnsan bunu anlayabildiğinde, başkasının elindekine uzanmak yerine kendi ellerindekini korumayı öğrenir. Çünkü her şeye sahip olamayacağımızı kabul etmek bir eksiklik değil, hayatın sınırlarını anlayabilmektir.

Çünkü insanın içindeki boşluk, dünyadaki hiçbir fazlalıkla dolmaz. Ne kadar biriktirirsek biriktirelim, gönlümüzün ihtiyacı olan şey her zaman daha fazla değildir. Bazen yalnızca durmak, elimizde olanlara bakmak ve onların aslında sandığımızdan çok daha değerli olduğunu fark etmek gerekir. Belki huzur, ulaşacağımız son şey değil; peşinden koşmayı bıraktığımız anda fark edeceğimiz bir duygudur. İnsan bunu anladığında, dünyayı doldurmaya çalışmak yerine kendi içindeki eksikliği anlamaya başlar. Çünkü bazı boşluklar eşya ile değil, kabullenişle kapanır. Ve insan bir gün, yıllarca peşinden koştuğu şeylerin aslında kendisine mutluluk değil yalnızca yeni bir koşu verdiğini fark eder. O zaman ellerini biraz olsun gevşetir, başkasının hayatına bakmayı bırakır ve kendi hayatının sessiz güzelliklerini görmeye başlar. Daha fazlasını istemenin sonu olmadığını, fakat sahip olduklarının kıymetini bilmenin insana gerçek bir huzur verdiğini anlar. Belki insanın kendine verebileceği en büyük armağan da budur: Elindekini küçümsemeden daha iyisini hayal edebilmek, hiçbir isteğin uğruna vicdanını ve huzurunu kaybetmemek. Çünkü hayat, ne kadarını topladığımızla değil, elimizdekilerle ne kadar güzel bir insan olarak kalabildiğimizle anlam kazanır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız