Konya
Parçalı az bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,2008 %0.03
55,5169 %0.01
6.586,13 %0.04

İLİŞKİLERİN ŞİFRESİ: KALBİN DİLİ, DEĞER DİLİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Adem’le Havva’dan bu yana belki de insanlığın en çözülemeyen bulmacası ilişkiler. Çok boyutlu, çok katmanlı… Uğruna insanlar fetihler yapıyor, dağları deliyor, şehirler kuruyor, şehirler yıkıyor ve belki de insanın gelişimi biraz da bu büyük mücadele üzerinden devam ediyor.

Gökyüzünde Mars ve Venüs’ün düellosu hiç bitmiyor. Bu iki büyük âşık, yeryüzünde insanları yakın olmakla bir o kadar uzak kalmanın dansında oradan oraya savuruyor. Âşıklar kavuşsa bir türlü, kavuşmasa bir türlü… Hikâye bir türlü sonunu bulmuyor. Çünkü galiba mesele sadece kavuşmak değil; insanın bir başkası üzerinden kendine doğru yaptığı o büyük yolculuk.

İlişkiler üzerine çok uzun kafa yordum. Çok derin çalışmalar ve araştırmalar yaptım. Ve günün sonunda şunu anladım: İlişkilere daha yüksek bir boyuttan bakamadığın zaman orası lağım çukurundan farksız hâle gelebiliyor. Aynı döngülerin içinde tıkanıp kalıyorsun. Suretler değişiyor, kişiler değişiyor, evlilikler yıkılıyor, yeniden kuruluyor ama döngüler kapanmıyor.

Çünkü ilişkiler sandığımızdan çok daha derin. Karşındaki suret, bir yerden senin bambaşka bir parçan. Sen o parçayı görmedikçe, kabul etmedikçe hayat onu farklı insanlar üzerinden tekrar tekrar önüne getiriyor. Sen görmek istemedikçe de kafana kafana vuruyor.

Aslında ilişkiler; ilahi aşk, sonsuzluk ve ruhun sınırsızlığıyla çok yakından ilişkili. Belki de bu yüzden bu kadar derin, bu kadar can acıtıcı ve bazen bu kadar problemli. Çünkü sonsuz olan bir şeyi küçük bir egonun içine sıkıştırmaya çalışıyoruz. “Beni sevsin, benim istediğim gibi olsun, bana böyle davransın, beni anlasın…” dediğimiz yerde o büyük alanı küçültmeye başlıyoruz. Karşındaki insana küçük bir egoyla yaklaştığında, en büyük aşklar bile bir yerde patlak veriyor.

Peki ilişkileri büyük bir şevk ve ilhamla yürütebilmenin, o taze aşkı koruyabilmenin ve ilişkiyi iki tarafın da kazandığı bir yolculuğa dönüştürmenin yolu ne?

Benim için bunun cevabı kalbin dilini, yani değer dilini çözebilmek.

Karşındaki insanın çok büyük bir amaç için yaratıldığını ve o amaç doğrultusunda ona birtakım özellikler verildiğini gördüğünde başka bir yerden bakmaya başlıyorsun. Aynı şekilde senin de bütün yeteneklerinin, özelliklerinin, hatta iyi ya da kötü diye tanımladığın taraflarının bir amaca hizmet ettiğini fark ettiğinde sürekli “sorun çözmeye” çalıştığın yerden çıkıyorsun. Çünkü bazen çözmeye çalıştığımız şey sorun değil; henüz anlamını göremediğimiz bir özellik.

İlişkiye daha ilahi bir plandan baktığında kalbin dilini de çözmeye başlıyorsun. Karşındaki kişi her ne söylüyorsa söylesin, bir yerde sana seni anlatıyor. Senin sen olmanla, kendi değerlerine sahip çıkmanla, kendinde kabul ettiğin ya da edemediğin taraflarla ilgili bir yere dokunuyor.

İyi-kötü demeden bu alana sahip çıktığında ve kalbin gerçek bir şükürle dolduğunda ortaya başka bir sevgi çıkıyor. Daha samimi, daha kapsayıcı, daha gerçek bir sevgi… Ve bu sevgi karşı tarafı da etkiliyor. Çünkü herkes yaratıldığı o ham, orijinal ve en saf hâliyle sevilmek istiyor. Hepimizin kalbi bir yerde küçük bir çocuk gibi. “Beni değiştirmeden gör, beni olduğum hâlimle gör” diyor.

Sen ona böyle bir alan açtığında onun da sana kayıtsız kalması zorlaşıyor. Ama daha önemlisi, kendine böyle bir alan açtığında sen de artık kendine kayıtsız kalamıyorsun.

Ve galiba her şey tam da burada başlıyor: Kendine alan açmak.

Sen kendinle gerçekten bütünleşmeye, kendini kucaklamaya başladığında sana seni gösteren aynalar da değişmeye başlıyor. Çünkü ilişkiler büyük ölçüde bir yansıtma alanı. Karşındaki insanda gördüğün, sevdiğin, öfkelendiğin, peşinden koştuğun ya da kaçtığın şeylerin bir kısmında yine kendinle karşılaşıyorsun.

Belki de bu yüzden ilişkiler insanlığın en eski ve hâlâ çözülemeyen bulmacası.

Çünkü biz karşımızdakini çözmeye çalışırken hayat sessizce başka bir soru soruyor:

“Sen kendini ne kadar çözdün?”

Sağlıcakla…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız