Konya
Kapalı
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,1791 %0.08
55,4009 %-0.02
6.542,72 %-0.76

DELİ KRAL’IN GÜNLÜĞÜ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Ne zaman, hangi dönemde, nerede olduğu ve hangi ülkenin kralı olduğu bilinmeyen bir kral varmış. Babasının ölümünden sonra diğer kardeşleri birbirilerini öldürünce ve kendisinin de deli olduğu gerekçesiyle en sona bırakılınca, bir anda tahtın tek varisi olup çıkıvermiş. Görkemli bir törenle tahta geçmiş bizim kral.

Önceleri korkmuş başına bir iş gelir diye. Sonra bakmış ki herkes, ondan değil başındaki tacından korkuyor başlamış icraatlarına. Önce bize, ülkemize çocuk gerek deyip harem kurmuş. Her ülkeden onlarca kadın getirtmiş. Üç dört ay hiç çıkmamış hareminden. Ancak yine de kimseden hamileyim sesi çıkmıyormuş. Bir tuhaflık varmış bu işte. Tabi kimse krala “kısırsın sen” diyemediği için kadınları suçluyorlarmış. Zaten bir hata varsa, her daim kadın suçlanır. Zinhar erkek suçlu değildir. Kadınlar tek tek idam edilmiş. Yenileri getirilmiş. Üzerinden bir yıl geçmiş değişen hiçbir şey yok. Krallık el değiştirecek. Bu korkunç bir şey. Aynı kandan birisinin gelmesi gerekiyor. Nasıl olacak? Ne yapılacak? Herkes, yani bütün alimler oturup kralın uçkurunu düşünmeye, bir çözüm yolu bulmaya çalışmışlar. Macunlar, şerbetler, ilaçlar, bitkiler her şey denenmiş. Aradan beş yıl daha geçmiş değişen bir şey yok.

Kral yemeden içmeden kesilmiş. Tacını bırakabileceği bir çocuğu bile yok. Gidiyor koskoca krallık. İçinden; “keşke ölümsüz olsam, o zaman kimseye muhtaç kalmam, çocuk çocuk diye kendimi harap etmezdim” demiş. Sonra bütün alimleri, din adamlarını, büyücüleri sarayına davet etmiş. “Bana ölümsüzlüğü bulun” emrini vermiş. Bütün alimler başlamışlar çalışmaya. Aradan bir yıl geçmiş. İçlerinden bir büyücü “buldum” demiş. “Buldum kralım. Ölümsüzlüğün ilacını buldum.”

Kral sevinç içinde büyücüyü dinlemeye başlamış. Krala özel bir karışım yapıp getirmiş. Bunu içerseniz ölümsüz olacaksınız demiş. Deli kral buna inanmış ve karışımı içmiş. Kendisinde bir değişiklik olduğunu sanmış. Büyücüye dönüp, “şu kılıcı sok bakalım kalbime. Bakalım ölecek miyim?” Herkes araya girip, “aman kralım” demişler. “Ya ölümsüz değilseniz?”

Olur mu öyle şey demiş kral. Baştan aşağı ölümsüzüm işte. Siz yapmıyorsanız ben yaparım. Hançerini çıkarıp, kalbine saplamış birden. Yere düşüp yığılıp kalmış. Birkaç saniye içinde de ölmüş. Ona bu iksiri yapan büyücüyü yakalamak için hamle yapılırken, büyücü araya girmiş. “Ben taht kavgasında öldürülen prensin oğluyum. Babamın intikamını alabilmek için büyümeyi bekledim. Deli kralınız artık yok. Ama ben varım. Bundan sonra kralınız benim.” demiş.

Nasıl olduysa hemen inanmışlar büyücüye ya da prense. Kral arayan muhakkak sonunda bulur çünkü.

O günden sonra başa bu kral geçmiş. İsimlerinin önemi yok. Kral kraldır. Ona bu yetkiyi verenler de köledir. Tek gerçek budur. O ülkenin insanları; hala şimdiki kralın gerçekten aynı soydan gelip gelmediğini bilmiyorlar. Söyledikleri doğru mu onu da bilmiyorlar. Pek bir önemi de yok zaten. Dedim ya; kral arayan muhakkak bulur.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız