ÖZGÜRLÜK VE ESARET
Hayatı, varlığı tanımlayabilmek için zıttını da var etmek gerekir. Her şey zıttı ile vardır. Buraya kadar zaten fizik yasaları, evrensel yasalar, doğada okuduğumuz her şey ve kendi bedenimizin işletim sistemi bize tam da bunu göstermekte.
Bedenimizde bile gece ve gündüz, dinlenme ve aktivite birbirine zıt gibi görünse de aslında aynı sistemin dengesine hizmet eder. Biri olmadan diğerinin anlamı ve sağlıklı bir yaşam dengesi olmaz.Hayat da öyle. Her şey zıttıyla var.
Son günlerde dilimize çok fazla dolanmış olan özgürlük kavramını ele almak istiyorum. Çünkü özgürlük kavramına ne kadar sadece artı, pozitif ve sınırsız bir anlam yüklersek esareti anlamaktan da, esaretten kurtulmaktan da o kadar uzaklaşacağız.
Bir kere ruh dünyaya indiği ve bedene büründüğü anda zaten bir sınırın içine giriyor. Bir noktada ruh bedenin tutsağı. Fakat bedenini yönetebildiği andan itibaren artık bu tutsaklık başka bir hâle dönüşüyor; ruh bedenden fışkıran bir özgürlük hâline bürünüyor.
Gerçek özgürlüğün tanımına gelirsek, özgürlük esaretle birlikte vardır.
Sen kendi konforunun esiri olmayı bırakıp hayatındaki diğer alanların sorumluluğunu aldığında özgürleşmeye başlarsın.Olay bu kadar net.Hangi konuda sorumluluktan kaçıyorsan bil ki aynı alanda esirsin.
Sağlığının sorumluluğundan kaçıyorsan bir süre sonra doktorların, ilaçların veya sağlık sorunlarının kararlarına bağımlı hâle gelebilirsin.
Eğitimden, kendini geliştirmekten, yeteneklerini var etmekten kaçınıyorsan geride kalmanın ya da parasız kalmanın esiri olabilirsin.
İlişki kurmaktan, sağlıklı iletişimden ve o ilişkinin gerektirdiği sorumlulukları almaktan kaçınmak da yalnızlığın esaretini getirebilir.
Evliliklerde de öyle.
Gerçek özgürlük bazen evliliğin sorumluluğunu gerçekten aldığında başlar. Şeffaf olmak, net olmak, birlik olmanın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmek…
Çünkü evli olmanın, birlik olmanın kendi içinde muazzam bir özgürlük alanı vardır. Dokunulmaz, özel bir yapının içindesindir. Dışarıdan herkes istediği gibi alanına giremez; aileler bile bir yerde geri durmak ve o alana saygı göstermek durumundadır.
Ama birlikte olmanın bir esaret tarafı da vardır.Ve işte denge tam da buradadır.
Her şeyi istediğin gibi yapamazsın ama bunun karşılığında başka bir özgürlük alanı kazanırsın.
Kendini yönetmek, kendi alanında konfordan çıkmak; hayatının diğer alanlarında seni özgür kılacak sorumluluğu almayı getirir.
Esaret ve sorumluluk bu yüzden kol kola, yan yanadır.
“Hayatımın sorumluluğunu almayayım ama özgür olayım” diyorsan, bu mümkün değil. Çünkü bu kez tembelliğinin, konforunun, korkularının ya da başkalarının kararlarının esaretinde kalırsın.Başkaları senin alanına müdahale etmeye başlar.
Çünkü yönetmediğin her alan yönetilir.
Gerçek özgürlük kişinin kendi yönetimini, öz yönetimini eline aldığı yerde başlar.
Bunun bedeli emek olabilir.Zaman olabilir. Para olabilir.Sorun çözme becerisi geliştirmek olabilir.Bence değer.
Çünkü diğer türlü sorumluluk sende değildir ama kararların ve tercihlerinin yönetimi de tamamen sende değildir.Özgürlük ve esaret aslında sandığımız kadar birbirinden uzak değil. Bazen bir alanda kendini yönetmeyi, disipline etmeyi ve sorumluluk almayı göze aldığında hayatının başka bir alanında özgürleşirsin.
O zaman soru şu:
Sen hangi alanda kendini öz denetimine “esir” edip, hayatının diğer alanlarında özgür kalmayı göze alabiliyorsun?