Konya
Açık
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,4899 %0.22
56,3586 %-0.25
6.898,85 %-0.74

Mevsimleri Reçellerle Yaşamak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

 O vakitler yani çocukluğumuzda bal yemek çok ta cazip gelmezdi çünkü bal yemek bir seremoni gerektirmiyordu ruhu yoktu, tüm ev halkını mutlu edecek bir kokusu bile yoktu.  Boşuna dememişler ‘’Bal kokmaz asil azmaz’’ diye gerçi buradaki anlamı onun asaletini vurgulamak için söylenmiş ama ben yine de balın reçel gibi kokusu ile bize  mutluluk vermediğini söylemek istiyorum.  Ağaçtan toplanan meyvelerle yapılan reçeller öyle miydi, değildi . Belki de öğretmen babamın aldığı aylığına göre pahalı olduğundan annemin reçellerini tercih ediyorduk gerçi  tercih seçeneğimiz var mıydı bilmiyorum,  hatırlamıyorum. Hatırladığım ve bildiğim tek şey çocukluğumda annemin yaptığı reçellerin  tadının bir başka olmasıydı. Annemin ellerinden çıkan o reçeller sadece soframızı değil çocukluğumuzu da tatlandırırdı. Sahi çocukken mutlu olmak öyle komplike değildi, en küçük şeylerden bile mutluluk çıkarırdık, sormadan, sorgulamadan, belki de sahip olduklarımızdan çok sahip olduklarımızı sorgulamamamızdandı. Neyse reçellere dönecek olursak  her meyvenin tadı, rengi, kokusu çok farklıydı ancak, annemin  Malatya’nın en güzel kayısılarından yaptığı reçelin tadı, kokusu bir başka güzeldi.  

  Reçel yapmak sadece meyve ile şekeri buluşturmak değildi çocukluğumun ve  güzel anıların kokusunu doldurmaktı. Tencerenin başında taşmasın diye beklerken tencereden mutfağın her köşesine mis gibi kokular taşardı. Aslında sadece evimizi değil tüm kalbimizi ruhumuzu sarardı. Emek vardı, huzur vardı, sevgi vardı daha ne olsun. 

 

  Kayısı reçeli çekirdeksiz olmazdı, çekirdekleri taş ile kırıp ayıklamak, kaynattıktan sonra dış gömleğini sıyırmak benim görevimdi. En basit şeylerde bile herkese bir sorumluluk verilirdi. Şimdiki gibi kişisel gelişimciler, koçlar, psikologlar yönlendirmiyor anne babalarımız çocuklara ufak tefek sorumluluk verilmesi gerektiğinin zaten bilincindeydiler. Batıyı örnek alarak büyütmediler, bizi biz yapan manevi değerlerin kıymetini bilerek yetiştirdiler. 

  Evet reçel kaynatmak tam bir seremoniydi. Evimiz günlerce reçel kokardı, her yana mutluluk sinerdi. Şüphesiz anne eli değmiş her şey güzel olurdu. Annem memleketim Malatya yöresine ait,  etli yapısı ve yoğun aromaya sahip Hacıhaliloğlu ‘nu reçel için en çok tercih ettiği çeşitlerin başında gelirdi. Aslında bahçemizde yetişen  tür  buydu. Ancak tatlı aroması ve ideal sertliği ile pişerken dağılmayan, tane tane kalan bir reçel elde etmek istediğinde de Şekerpare ’yi tercih ederdi.  

  Kavanozlarda yerini alan reçellerin bir süre dokunulmazlıkları vardı. Ha deyince yiyemezdik. Sıkı sıkı tembih edilirdik sakın ha yaş kaşık batırma, su damlatma sonra ekşir, bozulur diye. Hiçbir annenin kimyager ya da biyolog edasıyla ev halkına ‘’sakın reçele su ile yaklaşmayın enzimler; ortamdaki su oranı %15’in üzerine çıktığında inaktif halden aktif hale geçerler ve mikroorganizmaların üremesi için ideal bir ortam oluşur ’’demezdi ama anneler her şeyi bilirdi… 

  

  Reçelin ne zaman kahvaltı sofrasında yerini alacağını pek tabii anneler belirlerdi. Elbette sadece kayısı değil Mayıs ayında çilek, Haziran ayında kayısı, Temmuz ayında vişne, Ağustos ayında Şeftali, Eylül –Ekim gibi ayva ,kışın da portakal, mandalina reçeli yapılırdı.  

 

Doğada ki geçit törenine evde kaynayan reçellerle iştirak eder, takip eder, mevsimleri reçellerle yaşardık. 

 

 

Şimdilerde ise sanki mevsimlerin takvimi kaydı, sözleri Tunç Kemal'e, bestesi Ömür Genç’e ait olan ve Ayşe Tunalı’nın sesinden dinlediğimiz 

‘’Saatler mi durmuş yoksa zaman mı 

  Umutlar tükenmiş halim yaman mı 

  Her şey susmuş ne var neler oluyor’’. 

 

Şarkısını hatırlıyor ve soruyor insan gerçekten de fiziki olarak zaman aynı hızda akıyor, durmuyor, saatlerde susmuyorsa mevsim takviminin değişmesi de ne oluyor. Ah o reçel kokuları burnuma geldikçe sanki yıllar bir anda geri dönüyor , yıllar öncesine götürüyor ama ne çocukluğumu  ne de annemi geri getiriyor… Çok özledim  sadece reçel kokularını değil , annemin sesini ,çocukluğumda beni mutlu eden küçük şeyleri. 

 

Ne yazık ki şaka değil, gerçek. Dünya değişirken mevsimlerinde buna ayak uydurdu maalesef reçellerin kaynatılma mevsimi de  değişti . 

 

Değişmeyen tek şey halen reçel kaynatan anneler var. 

 

Sevdiklerimiz, alışkanlıklarımız mevsimler gibi birer birer elimizden kayıp gitmeden reçel kaynatan annelerin kıymetini bilmeli.  

 

Ezcümle; ‘’Her reçelin tadı, kokusu ve hikayesi başka güzeldi. Kavanozlara yalnızca meyveleri değil, annemizin emeğini ve o güzel günlerin kokusunu da doldururduk… 

                                                               

Reçel kokulu günler diliyor, saygılar sunuyorum.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız