NEPAL’DE KOPAN BUZUL, DÜNYAYA VERİLEN UYARI
Dakikalar içinde…
Buzul koptu.
Kayalar parçalandı.
Dağdan aşağıya buz, kaya, çamur ve su aktı.
Sonra önüne ne çıktıysa sürükledi.
Evler…
Köprüler…
Yollar…
Araçlar…
İnsanlar…
26 Ağustos sabahı Nepal ile Tibet sınırında yaşanan felaket, sıradan bir sel değildi.
Yaklaşık 5.200 metre yükseklikteki bir buzulun büyük bir bölümünün koparak yaklaşık 1.200 metre aşağıya düşmesiyle başlayan zincirleme olay, dar dağ vadilerinde devasa bir buz-kaya ve çamur akışına dönüştü.
Lhende Khola Vadisi’nden başlayan akış, Bhote Koshi ve ardından Trishuli nehir sistemine ulaştı.
Ve su seviyesi…
Sadece 30 dakika içinde yaklaşık 9 metre yükseldi.
Düşünün.
Bir insanın hayatını kurtarması için gereken süre, felaketin hızına yetişmeye yetmedi.
Yaklaşık 40 kilometrelik yol zarar gördü veya tamamen sürüklendi.
19 köprü kullanılamaz hale geldi.
Köyler çamur altında kaldı.
Sınır bölgesindeki önemli ulaşım ve enerji altyapısı ağır hasar gördü.
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre taşkın ve enkaz akışı yaklaşık 100 kilometrelik bir güzergâhı etkiledi.
Can kaybı ise saatler içinde değişen rakamlarla yüzlerce kişiye ulaştı.
Binden fazla insanın akıbeti uzun süre belirsiz kaldı.
Aralarında çok sayıda yabancı turist ve hac yolcusu da bulunuyor.
Daha da dikkat çekici olanı…
İlk anda bunun bir deprem olduğu düşünüldü.
Ancak bilim insanlarının yaptığı değerlendirmeler, kaydedilen sismik hareketin klasik anlamda tektonik bir deprem olmadığını; devasa buz ve kaya kütlesinin hareketinden kaynaklanan bir sinyal olduğunu ortaya koydu.
Yani dağ hareket etti.
Buzul koptu.
Ve doğa, insanlara birkaç dakika içinde ne kadar savunmasız olduğumuzu gösterdi.
Peki bundan ders çıkaracak mıyız?
İşte asıl mesele burada.
Çünkü bu yalnızca Nepal’in meselesi değildir.
Bu, bütün dünyanın meselesidir.
Bugün Himalayalar’da kopan buzul…
Yarın başka bir coğrafyada eriyen kar kütlesi olabilir.
Başka bir yerde taşan nehir…
Başka bir ülkede çöken baraj…
Başka bir şehirde aşırı yağış…
Başka bir kıyıda yükselen deniz…
İklim değişikliği artık geleceğin hikâyesi değildir.
Bugünün gerçeğidir.
Üstelik bilim insanları, ısınan Himalayalar’da buzulların, donmuş zeminlerin ve yüksek dağlardaki kaya yapılarının daha istikrarsız hale geldiği konusunda uyarıyor. Nepal’in son otuz yılda buzul buzunun yaklaşık üçte birini kaybettiğine ilişkin bilimsel değerlendirmeler de var.
O halde artık sadece felaket olduktan sonra yardım gönderen bir dünya istemiyoruz.
Felaket olmadan önce önlem alan bir dünya istiyoruz.
Barajlar sürekli izlenmeli.
Göller izlenmeli.
Buzullar izlenmeli.
Dağlar izlenmeli.
Akarsular izlenmeli.
Heyelan bölgeleri belirlenmeli.
Yerleşim alanları yeniden değerlendirilmeli.
Risk analizleri artık kâğıt üzerinde kalan raporlar olmamalı.
Yaşayan sistemler haline getirilmeli.
Uydu verileri…
Sensörler…
Erken uyarı sistemleri…
Meteorolojik ve jeolojik ölçümler…
Hepsi birlikte çalışmalı.
Çünkü bazen insanın hayatını kurtaracak şey, felaketi durdurmak değil…
Felaketten 10 dakika önce haber vermektir.
Küresel ısınmayı daha fazla tartışmayalım.
Elbette tek bir felaketin doğrudan ve yalnızca iklim değişikliğinden kaynaklandığını söylemek bilimsel olarak doğru değildir.
Ama tablo ortada.
Daha sıcak hava.
Daha hızlı buz erimesi.
Eriyen permafrost.
Kararsızlaşan dağ yamaçları.
Büyüyen buzul gölleri.
Daha büyük taşkın ve heyelan riskleri…
Bilim bize tehlikenin büyüdüğünü söylüyor.
Bizim görevimiz ise tehlikeyi inkâr etmek değil, ona hazırlanmaktır.
Çünkü iklim değişikliği sınır kapısında pasaport kontrolünden geçmiyor.
Türkiye’ye başka…
Almanya’ya başka…
Nepal’e başka davranmıyor.
Hepimizi aynı atmosferin içine koyuyor.
Bu nedenle artık ülkeler tek tek değil, insanlık olarak hareket etmek zorundayız.
Dünyanın bir yerindeki buzulun nasıl izleneceğini…
Bir başka ülkenin erken uyarı sistemiyle nasıl paylaşılacağını…
Bir barajın, gölün veya dağın riskinin nasıl hesaplanacağını…
Uluslararası işbirliğiyle belirlemek zorundayız.
Çünkü bu gezegenin sahibi değiliz.
Geçici misafirleriyiz.
Ve çocuklarımıza bırakabileceğimiz ikinci bir Dünya yok.
Mars’a gidecek birkaç kişi için değil…
8 milyar insan için bu dünyayı korumak zorundayız.
Nepal’de kopan yalnızca bir buzul değildi.
Aslında kopan şey, insanlığın rehavetiydi.
Doğa bize bir kez daha seslendi:
“Hazırlanın.”
Şimdi soru şu:
Duyacak mıyız?
Yoksa bir sonraki felaketi bekleyip yine…
“Kimse bunu nasıl öngöremedi?”
diye mi soracağız?
Çünkü artık mesele felaketi önceden bilmek değil.
Mesele, bildiğimiz halde önlem alıp almayacağımızdır.
Ve unutmayalım:
Yaşayacak başka bir Dünya yok.