ALMANYA'DAKİ TÜRKLERİ KISKANMAK MI LAZIM?
Çok şükür bugün yine güzel bir hafta sonu.
Yaz mevsimini takvim üzerinde yavaş yavaş sonlarına doğru giderken özellikle şehir merkezinin yüksekliğinde ve dağlarda sonbaharın sabah akşam tatlı serinliğini hissediyoruz.
Biz siz değerli okurlarımıza ne söz vermiştik?
Pek çoğunuzun tatil günü olan cumartesi günleri sıkıntılı, sizleri gerecek, yönetenleri üzecek konulara girmeyeceğiz.
İnanın bugün de öyle yapacağız.
Siz üzülmeyeceksiniz, gerilmeyeceksiniz.
Ama ben bir haftadır gerginim.
Almanya'daki Türk dostlarımız...
Avrupa'daki gurbetçilerimiz de artık yavaş yavaş dördüncü nesil olarak bu ülkelerin yönetimlerinde resmi olarak yer alırken iş dünyasını da büyük ölçüde ele geçirmiş durumdalar.
Avrupa'daki Türkler, dünyadaki Türkler için sayfalarca makaleler yazılıyor, kitaplar yazılıyor, filmler çevriliyor.
Bu konu çok derin bir mevzu.
Bizim de boyumuzu aşar.
Zaman zaman “Bizim Türkler mi dünya insanı oluyor?
Yoksa dünyayı mı Türkleştirmeye başladık?” gibi tartışma konularını bazen farklı kanallarda, sosyal medyada izliyorum.
Herkesin kendi dünyasından bakarak yaptığı yorumlara da saygı duyuyorum.
Ama şimdi size yaşanmışlıklardan birkaç örnek vereceğim.
İnanmayanlar, inanmak istemeyenler de Avrupa'daki dostlarına bu durumun doğru ya da yanlış olduğunu sorup öğrenebilirler.
Benim Konya'da üniversite yıllarından kader birliği yaptığım, Avrupa'da, Almanya'da ise iş dünyasından spora kendisini kabul ettirmiş bir kadim dostum var.
Kendisi, yaz tatillerini Türkiye'de geçirmek için ıssız bir Ege sahilinde ev aldı, tekne aldı; eşiyle birlikte burada beynini dinlendirip mutlu olmaya çalışıyordu.
Geçen hafta aradı, apar topar Almanya'ya geri döneceklerini söyledi.
“Niye?” diye sorunca da şunları söyledi:
-Uğur abi, malum eşim corona geçirdi.
Almanya'da corona geçiren hastalar düzenli olarak periyodik olarak üçer günlük kontrole alınıyorlar.
Hastalığın ve iğnelerin etkisi tetkiklerle kontrol ediliyor.
Demez mi?
İnanamadım. Bu hafta yine aradım.
“Ne oldu?” diye sordum.
Eşi üç gün hastaneye yatırılmış, kontrolleri yapılmış, sağlık durumu incelenmiş, bir sıkıntı yokmuş. Tekrar Türkiye'ye dönüyorlarmış.

Eeeeeee, binlerce insan koronaya yakalandı.
Binlerce insanımızı kaybettik.
Hâlâ da genç, yaşlı, kadın, erkek demeden
Kalp krizinden ölümler,
Beyine pıhtı atma,
Kalp damarlarının tıkanması gibi
Halk arasında corona ve aşılara bağlı ölümleri duymayanımız var mı?
Peki, siyasetsiz, amaçsız fakat siz, buna ben de dahil, Türkiye olarak sağlıkta devrim yaşadığımızı, reformlar yapıldığını kabul ediyoruz, inanıyoruz, yazıyoruz, yaşıyoruz değil mi?
Peki de sağlıkta niye bir tek Allah'ın kulu çıkıp da corona geçirmiş insanlarımızı bir de biz kontrol edelim, tetkik edelim demiyor?
Almanya'da yaşayan Türkler insan da
Türkiye'de yaşayan Türkler insan değil mi?
Sonra iş siyasete geldiği zaman Almanya'ya, Almanya'da yaşayan Türklere bile olmadık lafı, sözü ediyorlar değil mi?
Yahu candan önemli bir mesele var mı?
Sağlıktan önemlisi var mı?
Açık ve net söylüyorum, geçen haftadan bu yana Alman hükümetlerinin sağlıkta yaptığı bu çalışmaya şapka çıkartıyorum, gıpta ediyorum.
İnşallah bizim büyüklerimiz de böyle hayırlı bir çalışmaya, ama örnek alarak ama kıskanarak, imza atarlar.
ALMANYA DEMİŞKEN
Geçtiğimiz günlerde Ankara'da Konyalı Çevre Bakanımız Murat Kurum'un başkanlığında yapılan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay'ın da konuşmacı ve örnek şehir Konya adına katıldığı önemli bir toplantı vardı.
Hatta biz bu toplantı için Konya yerel basının bile nasıl es geçtiğini dile getirmiştik.
İki gün önce Almanya ile konuşurken Almanya'daki dostum, o an için sıcaklığın 16° ve yağmurlu olduğunu söylüyordu.
Gözüm arabanın derecesine ilişti, bizde de sıcaklık 31 dereceydi.
Almanya'daki dostum, bulunduğu şehirde gelecek yılın kuraklık için büyük risk taşıdığını söyleyerek çimlerin sulanmamasından, araçların yıkanmasından tutun insanlık adına ne varsa örnek cümleler kuruyordu.
Hadi işin orasından da geçelim.
Mesela Almanya'da küresel iklim değişikliği ve buna bağlı olarak insanlığı tehdit eden kuraklık, susuzluk konusunda ne varsa okuyorum, izlemeye çalışıyorum.
.......
Almanya, sürdürülebilir şehircilik ve iklim dostu projelerde öncü adımlar atıyor.
Öne çıkan örnekler arasında %100 yenilenebilir enerji hedefli Freiburg, geniş yeşil çatı ve bisiklet ağı projeleriyle Hamburg, yenilikçi ekolojik dönüşüm gösteren Heidelberg ve çevre yatırımlarıyla dikkat çeken Heilbronn…

Almanya bunları ne yaparken biz ne yapıyoruz?
Alabildiğine suyumuzu hoyratça kullanmaya devam ediyoruz.
Değil mi?
Değil diyen babayiğit var mı?
Utanmayan insanlarımız tatlı su çeşmelerinin önünde otomobillerini yıkıyorlar.
Hafta sonları oto yıkamalarının önünde uzun kuyruklar oluşuyor.
Çiftçimiz devletten izinsiz kaçak su kuyularını açmaya devam ediyor.
Falan filan…

Almanya bunu yaparken bakın, kuraklık olacak diye basın yoluyla vatandaşını da nasıl uyarıyor:
“Kuraklık Almanya’da Tarımı Vurdu: 600 Milyon Euroyu Aşan Kayıp...”

Almanya’da etkisini sürdüren sıcak hava ve kuraklık, 2026 yılı tarım üretiminde ciddi kayıplara yol açtı. Deutsche Raiffeisenverband’ın (DRV) 13 Ağustos’ta açıkladığı son tahminlere göre, ülkenin tahıl üretiminin 40,6 milyon tona gerilemesi bekleniyor. Bu rakam, geçen yılki yaklaşık 45 milyon tonluk üretimin yüzde 10’dan fazla altında bulunuyor.
DRV, haziran ortasından bu yana yüksek sıcaklık ve kuraklık nedeniyle yaklaşık 3 milyon ton tahıl ve kanola üretiminin kaybedildiğini bildirdi. Tarım sektörünün gelir kaybının ise 600 milyon euronun üzerine çıktığı tahmin ediliyor.
Güney Almanya’da kayıplar daha büyük.
Kuraklığın etkileri ülke genelinde aynı düzeyde hissedilmiyor. Kuzey Almanya’da, özellikle Schleswig-Holstein ve Niedersachsen’da üretim geçen yıla kıyasla daha istikrarlı seyrederken, güney bölgelerinde ciddi verim kayıpları yaşanıyor.
Baden-Württemberg’de tahıl veriminin yaklaşık yüzde 20 azalması bekleniyor. Bavyera’da da üretim kayıpları dikkat çekiyor.
DRV Getirme Piyasaları Uzmanı Guido Seedler, 2026’nın Almanya’da “sıcaklık yılı” olarak hatırlanabileceğini belirterek, ilkbahar ve yaz başındaki elverişli hava koşullarının daha büyük kayıpları önlediğini ifade ediyor.”
........
Adamlar resmen
“Kuraklık artık geleceğin değil, bugünün sorunu.” diyorlar.
Rakamlarla bunu ispatladıktan sonra da
“Kuraklık artık yalnızca çiftçinin tarlasındaki bir sorun değil; gıda fiyatlarından lojistiğe, su yönetiminden enerji ve ekonomi politikalarına kadar geniş bir alanı ilgilendiren stratejik bir risk haline geliyor.” diyerek altını kalın çizgilerle çiziyorlar.
Şimdi ben de ya da siz de bunları okuyup gördükten sonra “Almanya bizi kıskanıyor.” demeye devam edelim mi?
Sizlere iyi tatiller.
…………………
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Çiftçi sürekli iyimser olmak zorundadır, değilse çiftçi olamaz.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ
Trafik ışıklarında yayalara yeşil ışığın yanmasını beklerken ellerinde sigara ile dolaşan kadınlarımız sigaranın dumanını insanların yüzüne doğru üflemedikleri zaman daha iyi ADAM oluruz.