ALMANYA VE SU …
Musluğu açıyoruz…
Su akıyor.
İşte en büyük yanılgımız da burada başlıyor.
Su aktığı sürece onun sonsuz olduğunu sanıyoruz.
Oysa Birleşmiş Milletler artık çok daha sert konuşuyor: Dünya su iflasına doğru gidiyor.
Evet…
Almanya gibi yağış alan, nehirleriyle, gölleriyle tanınan bir ülkede bile artık su kullanımına kısıtlamalar getiriliyor.
Bahçeleri belirli saatlerde sulamak yasaklanıyor.
Derelerden ve göllerden su çekilmesi engelleniyor.
Bazı bölgelerde havuz doldurmak bile yasak.
Çünkü doğa artık eskisi kadar su tutamıyor.
Toprak betonla kaplandı.
Bataklıklar kurutuldu.
Ormanlar zayıfladı.
İklim değişikliği ise bu süreci daha da hızlandırıyor.
Uzmanlar uyarıyor…
Önlem alınmazsa yalnızca Almanya’nın su kıtlığı, tarımsal kayıplar, orman tahribatı ve altyapı zararlarının ekonomik maliyeti, yüzyılın ortasına kadar her yıl 20–25 milyar avroya, 2050’ye kadar ise toplam 625 milyar avroya ulaşabilir.
Ama mesele yalnızca ekonomi değil.
Su yoksa…
Tarım yok.
Gıda yok.
Sanayi yok.
Enerji yok.
Hayat yok.

Bugün petrol için yaşanan küresel rekabetin, yarın su için yaşanmayacağını kim garanti edebilir?
Belki de geleceğin savaşları petrol için değil, bir damla temiz su için verilecek.
Bu yüzden su tasarrufu artık çevrecilerin sloganı değil…
İnsanlığın ortak yaşam sigortasıdır.
Doğa bize çözümü de gösteriyor.
Toprağı yeniden nefes aldırmak…
Ormanları korumak…
Dereleri özgür bırakmak…
Betonu değil yeşili çoğaltmak…
Doğa, suyu sünger gibi depolamayı bizden çok daha iyi biliyor.
Yeter ki ona fırsat verelim.
Almanya bile bu gerçekle yüzleşiyorsa…
Türkiye’nin, Akdeniz’in ve Ege’nin çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Kuraklık kapımızı çalmıyor artık.
Kapının içeri girdi.
Dilerim bu gezegende yaşayan herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir.
Çünkü su krizi, yalnızca çevre sorunu değildir.
Aynı zamanda gıda krizidir.
Ekonomi krizidir.
Göç krizidir.
Ve belki de geleceğin en büyük barış meselesidir.
Artık bu gerçekle yaşamayı öğrenmeliyiz.
Çünkü suyu korumak…
Aslında insanlığı korumaktır.