Konya
Kapalı
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,8276 %0.03
53,5032 %-0.12
6.247,55 % -0,48

İLK YARI SONUCU

YAYINLAMA:

Hem küresel ölçekte hem de Türkiye özelinde büyük beklentilerle girilen 2026 yılının ilk yarısını kapatmış olduk. Yeni yıla girerken görünen fotoğraf nasıldı, gelin hatırlayalım:

2026 yılına girilirken dünya ekonomisinin genel olarak ılımlı bir büyüme patikası izleyeceği, ancak aşağı yönlü risklerin devam ettiği belirtilmişti. Özellikle gevşek para politikalarının gecikmeli etkileri ile ABD ve Çin'deki olumlu gelişmelerin küresel ekonomik momentumu yeniden güçlendirmesi beklenmekteydi. Bu durum, dünya genelindeki ekonomik canlılığı destekleyerek daha pozitif verilere sebep olacaktı. Bununla beraber, pozitif senaryonun jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri sorunları ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar gibi risklere açık olduğu da dile getirilmekteydi.

Türkiye ekonomisi için 2026 yılının, dezenflasyon ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda para politikalarında sıkı duruşun korunduğu bir yıl olması beklenirken, özellikle yüksek seyreden faiz oranlarının ve enflasyonun yılın ikinci çeyreği itibarıyla iyileşme patikasına gireceği, böylelikle hem faiz hem enflasyon tarafında hissedilir bir iyileşme yaşanacağı öngörülmekteydi.

Fakat Şubat ayı sonunda patlak veren ve bugün itibarıyla bir sonuca bağlanmamış olan İran-ABD-İsrail eksenli savaş, beklentiler ile gerçekleşmeler arasındaki farkı derinleştirdi. Fed’in, bu yıl yapılacak ara seçimlerin de etkisiyle faiz indirim döngüsüne devam etmesi beklenirken, şimdi kurul üyelerinin bazıları faiz artırımını destekler hale geldi. IMF ve Dünya Bankası, 2026 yıl sonu için küresel büyümeyi %3 seviyesinde öngörürken, yalnızca Çin’in yavaşlayan büyümesini temel risk unsuru olarak değerlendiriyordu. Oysa risk beklenmeyen yerden geldi ve yıl sonu hedefleri sorgulanır hale geldi.

Avrupa tarafında ise apayrı sorunlar var. Bana göre Avrupa Birliği kurumları ve Merkez Bankası, öncelikle birlik içerisinde karar alma mekanizmalarını daha hızlı ve şeffaf hale getirmedikçe üretim ve rekabet kabiliyetleri sorgulanır hale gelecek. Enerji tarafında Ukrayna-Rusya savaşı ile başlayan, İran savaşı ile zirveye çıkan sorunlar, Avrupa’nın birçok sektörde rekabet gücüne ciddi anlamda zarar verdi. 2035 sonrasında küresel üretim kapasitesinin yarısının Çin tarafından karşılanabileceğine ilişkin senaryolar gündemdeyken, bence Avrupa geleceğini tekrar masaya yatırıp değerlendirmeli.

En büyük ihracat pazarı Avrupa Birliği ülkeleri olan ülkemizin de buna dair, başta sanayi politikası olmak üzere, bir yol haritası çıkarması kaçınılmaz hale geldi. Biz Türkiye olarak İran merkezli jeopolitik gerilimin enerji fiyatları üzerindeki maliyet baskısıyla karşı karşıya kaldık. Bu durum, Merkez Bankamızın yıl sonu enflasyon hedef aralığında, faiz oranlarında ve büyüme öngörülerinde değişikliğe gitmesine neden oldu.

2026 yılına girerken %13-16 bandında öngördüğümüz enflasyon, Haziran sonu itibarıyla %18’e gelirken, faiz indirimleri ise yılın belki de son çeyreğine ötelenmiş oldu. Üstelik kur, 6 ayda sadece %8 civarında değerlendiği için Türk Lirası da reel anlamda %10 daha değer kazandı. Bu kime nasıl yansıdı derseniz, onun cevabını siz değerli okurlarıma bırakıyorum.

Yılın kalan döneminde ne bekleniyor sorusuna birçok cevap vermek mümkün. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, belirsizliği yönetmek ve tahminlerde bulunmak çok zor bir iş. Zira gerek yaklaşan ABD ara seçimleri, gerek İran-İsrail hattında yarın ne yaşanacağının bilinmemesi, gerekse ülkemizde siyaset kaynaklı bugünden yarına değişen iklim, herhangi bir öngörüde bulunmayı zorlaştırıyor. Umarım ki hem ülkemiz hem de dünya ekonomisi için maçın ikinci yarısı olumlu geçsin. Aksi halde hem küresel ölçekte hem de ülkemizde gelir dağılımı, büyüme rakamları, enflasyon, emtia fiyatları, küresel ve ulusal faiz oranları daha kötü hale gelecek bir senaryo ile karşı karşıya kalabiliriz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız