Konya
Açık
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,0729 %0.05
52,8829 %0.11
6.617,37 % -0,59
Ara

Ermenilerin Bitmeyen Asırlık Yalanı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Avrupalı büyük güçlerin sistemli bir şekilde, Osmanlı coğrafyası üzerinde hâkimiyet kurarak parçalama faaliyetlerinin bütününe ‘‘Şark Meselesi’’ adı verilmiştir. ‘‘Şark Meselesi’’, çok uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte XIX. yüzyılın başından itibaren daha belirgin bir şekilde kendini göstermiştir. 

Bu politikanın temel amacı, öncelikle Türklerin Avrupa’dan atılması ve bu gerçekleştikten sonra, Osmanlı Devleti’nin paylaşılması suretiyle Türklerin Anadolu’dan çıkarılması şeklinde özetlenmektedir. Büyük güçler bu hedeflerini gerçekleştirebilmek için Osmanlı Devleti bünyesindeki farklı etnik kökenlere sahip unsurları kullanmışlardır. Makedonya ve Girit olaylarında Rum unsurlar üzerinden hareket ederek Osmanlı’nın bu bölgelerde çekilmesine neden olan güçler, milliyetçilik akımının etkisiyle bağımsızlık faaliyetlerine girişen Ermenileri de bu amaç için kullanmışlardır.

Osmanlı Devleti’nin son dönemine kadar millet-i sadıka olarak yaşamlarını devam ettiren Ermeniler 19.yüzyıldan itibaren milliyetçilik akımının etkisi ve Batılı Devletlerin kışkırtması sonucu İstanbul’daki Ermeni Kilisesi’nin öncülüğünde bağımsızlık hareketlerine kalkışmıştır. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ve 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı sonucu Ermeniler diğer azınlıklara tanınan haklardan faydalanarak 1863 yılında “Ermeni Milleti Nizamnamesi” ni hazırlayarak dönemin Osmanlı idaresine kabul ettirmiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğunu zayıflatmayı ve parçalamayı amaçlamış ve Ermenilerin ayrılıkçı faaliyetlerini ve isyanlarını desteklemiştir. Bu destek, çoğunluğu Osmanlı Müslümanlarının oluşturduğu bölgelerdeki milliyetçi Ermeni grupları daha fazla radikalleşme ve silahlanma yönünde teşvik etmiştir. Neticede, önemli sayıdaki silahlı Ermeni gruplar etnik açıdan homojen bir Ermeni yurdu yaratabilmek için işgalci Rus ordusunun saflarına katılmışlardır.

1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlaması ve ardından da Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan Ermeniler Ruslarla iş birliği yaparak bir taraftan Osmanlı Ordusu’nun cephedeki faaliyetlerini zorlaştırmış diğer taraftan da bölgedeki Müslüman-Türk köylerinde katliamlara girişmiştir. 

Bu durum karşısında dönemin Osmanlı Hükûmeti kendi iç güvenliğini sağlamak için önce 24 Nisan 1915 tarihinde vilayetlere bir genelge göndererek Ermeni komitelerinin şubelerinin kapatılmasını ve ileri gelenlerinin tutuklanmasını ve ardından 27 Mayıs 1915 tarihinde Ermeni Tehcir Kanunu olarak bilinen “Zorunlu Sevk ve İskân Kanunu” nu çıkarmıştır. Bu kanunla isyana karışan Ermeniler, sağlıktan emniyete, erzaktan iskâna tüm tedbirler alındıktan sonra Anadolu’dan bir başka Osmanlı toprağı olan Suriye Bölgesi’ne göç ettirilmiştir.

Osmanlı Devleti tüm bu yapılaşmalara engel olmak ve Türk vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak için bu isyancıların birleşmesini önlemek ve ilgili yörelerden uzak tutmak amacı ile Tehcir Kanununu çıkararak bu toplulukları başka güvenli bölgelere taşımak istemiştir.

Yolculuk esnasında yiyecek kıtlığı, hijyen eksikliği ve temiz suya ulaşılamaması sonucu tifüs, dizanteri gibi hastalıklar hızla yayılarak çok sayıda ölüme neden olmuştur. Tehcir edilen kafilelere, güzergâh üzerindeki bazı yerel gruplar veya çeteler tarafından saldırılar düzenlenmiştir. Özellikle dağlık bölgelerden geçişler, soğuk hava, yağış ve sarp araziler yaşlı, kadın ve çocukların hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Bu trajik olayların niteliği ve kurban sayısı, bugün hala uluslararası siyasetin ve tarihçilerin en çok tartıştığı konular arasındadır. Bu trajik olayların niteliği ve kurban sayısı, bugün hala uluslararası siyasetin ve tarihçilerin en çok tartıştığı konular arasındadır.

Ermeniler ve Ermeni diasporası 1915 olaylarını "Ermeni Soykırımı" olarak niteler. Onlara göre bu süreç, Osmanlı Ermenilerinin planlı ve sistematik bir şekilde yok edilmesini amaçlayan ilk modern soykırımdır. Ermeniler, 1915 tehcirinin bir güvenlik önlemi değil, Ermeni nüfusunu Anadolu'dan tamamen silmek için tasarlanmış önceden planlanmış bir politika olduğunu savunur.

24 Nisan 1915, Ermeniler bu tarihi soykırımın başlangıcı kabul eder. O gün İstanbul'da Ermeni toplumunun önde gelen 250 kadar aydın ve liderinin tutuklanması, sürecin fiili başlangıcı olarak anılır.

Ermenistan ve diaspora, bu olayların uluslararası alanda hukuken "soykırım" olarak tanınması için yoğun bir kampanya yürütmektedir. Bugüne kadar aralarında Almanya, Fransa, Rusya ve ABD'nin de bulunduğu 30'dan fazla ülke bu olayları resmen soykırım olarak tanımıştır.

Türkiye ise bu nitelendirmeyi kesinlikle reddetmektedir. Yaşananların bir soykırım değil, I. Dünya Savaşı'nın olağanüstü şartlarında, Ermeni çetelerin isyanları ve Rus ordusuyla işbirliği yapması üzerine güvenlik gerekçesiyle uygulanan bir "Tehcir" (Zorunlu Göç) olduğunu savunur. Türkiye, her iki tarafın da (Türkler ve Ermeniler) büyük acılar çektiğini belirterek olayların "ortak bir trajedi" olarak ele alınması gerektiğini ve konunun siyasetçiler değil, tarihçiler tarafından ortak bir komisyonla incelenmesi gerektiğini vurgular

Türk tarihinde; Araştırmalar, arşivler ve belgeler gösteriyor ki, “Sözde Ermeni Sorunu ve Sözde Ermeni Soykırımı” diye bir olay yok. Osmanlı devleti tarafından Ermenilere, “Sözde Ermeni Soykırımı” yapılmamıştır. “Soykırım” iddiaları düpedüz bir iftiradır ve düşmanca propagandadır. Asılsız soykırım iddiasında bulunanların hiçbir dayanağı yoktur. Ermeniler, bu kaynaklardan faydalanmakta ve sadece algı yönetimi ve propaganda yapmakta, dünya kamuoyunun kendi lehlerinde faaliyetlerini sürdürmektedir

Ermenilerin; Erzincan, Erzurum, Muş, Sivas, Bitlis, Diyarbakır ve Van gibi vilayetlerde yaptığı katliamlarda 1920 ile 1922 yılları arasında kayda alınabilen 523 bin Türkü katlettiği bilinmektedir. Ermenilerin isyanı sırasında, tehcir kararlarından çok önce Van’da gerçekleştirilen soykırımda 6000 bine yakın Müslümanın öldürüldüğü tarihe geçmiştir. 1915 Mayıs’ında Ermeni çetelerinin yapmış olduğu başka bir katliamda ise sadece Van’da 20 bin Türk öldürülmüştür.

Birçok tarihçinin, gerçekleşen bu olayları soykırım olarak nitelendirmemesi, hatta Ermenistan Devleti’nin ilk başbakanı olan Ovanes Kaçazuni’nin dahi 1923 yılının Nisan ayında Taşnaksutyun Partisi’nin Bükreş’te yapılan Yurtdışı Konferansı’nda sunduğu raporunda; Rus Çarlığı, İngiliz emperyalizmi ve Fransız emperyalizminin kendilerini kullandığını ve en sonunda da kendilerini terk edip ortada bıraktıklarını, Dünya Savaşı öncesinde Ermeni devleti kurmak için gönüllü silahlı birliklerin oluşturulmasının hata olduğunu, Müslüman nüfusunun katledildiğini, Ermeni terör eylemlerinin Batı kamuoyunu kazanmaya yönelik olduğunu, Taşnak yönetimi dışında bir suçlunun aranamaması gerektiğini ifade etmesine rağmen, bu hususun siyasi alanda tekrar ve tekrar gündeme getirildiği görülmekte, iç ve dış siyasette kullanıldığı, tarihsel bir dayanağı bulunmayan bu iddianın yalnızca siyasi baskı oluşturmak için dile getirildiği anlaşılmaktadır.

2025 yılındaki açıklamalara göre Paşinyan, "soykırımın uluslararası alanda tanınmasının" Ermenistan'ın mevcut dış politika öncelikleri arasında yer almadığını belirtmişti. Ermeni diasporasına da seslenen Paşinyan, uzaktaki bir ülkenin 1915 olaylarını soykırım olarak tanımasının Ermenistan devleti ve halkına güvenlik, refah ve barış getirmediğini vurguladı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *