ADALETİN BALTALANMASINA MÜSAADE ETMEYİN
Kısaca kabahat; sorumluluğun ihlal edilmesi sonucu ortaya çıkan, genellikle daha hafif nitelikli yanlış ve hataları ifade eder.
Mülkün temeli diyebildiğimiz adaletin baltalanmasında en önemli paya sahip olan unsurlardan biri, kabahatlerimizi kabullenmememizdir. Bu durum hem bizi hem de cezalandırılmasını beklediğimiz kimseleri telafisi mümkün olmayan kayıplara uğratmaktadır.
İnsanoğlu her daim bu gerçeği zihninde barındırmasına rağmen, sürüklenmekte ısrar ettiği düşüncenin bir gün kendisini boğacağını kabullenmek istememektedir.
Bir tartışmanın sonunda insanlar çoğunlukla kabahatin karşısındaki şahsa ait olduğunu iddia etmektedir. Oysa bilinmelidir ki kabahat çoğu zaman iki kişiye aittir. Taraflardan birinin suçunu kabullenmemesi, kabahatin bir iğne misali batırıldığı yerde kalmasına neden olur.
Göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek vardır: Kabahat hiçbir zaman tek taraflı değildir. İnsan, üzerinde kusur bırakmak istemediği için her zaman bir kabahatliye ihtiyaç duyar. Ancak unutulmamalıdır ki sıyrılmaya çalıştığımız kabahatimiz gün gelir bir ilmek gibi boynumuza dolanır.
İnsanoğlu kendisini temize çıkarmak için farklı yollar aramakta, üzerindeki kabahati karşısındaki şahsa yüklemeyi en doğru yol olarak görmektedir. Oysa bu düşünce, insana yükte hafif pahada ağır kayıplar yaşatır. Kurtuluşu başkasını yakmakta arayan bir anlayışın sonu her zaman hüsrandır.
Toplum açısından büyük öneme sahip olan bu durumun disiplinsizliğin önemli sebeplerinden biri olduğu unutulmamalıdır. Eğer hayatımızda disiplinsizliklerin yer almasına müsaade edersek, uğrayacağımız zarar sandığımızdan çok daha büyük olacaktır.
Telafisiz kayıplar yaşamak istemiyorsak, başkalarının kabahatlerini araştırmak yerine “Biz nerede yanlış yapıyoruz?” bilinci ile yolumuzu çizmek zorundayız.
Bahsetmekte olduğum durumu karşımızdaki bireyleri alt etme amacıyla kullanmaya kalkarsak, peşinde koştuğumuz boş hayallerin enkazı altında kalacağımız aşikârdır. O enkazı kaldırıp yeniden inşa etmek ise sandığımızdan çok daha fazla zaman alacaktır.
Bu yüzden önce kendi yanlışlarımızı düzeltmeli, ardından aynı hatalara tekrar düşmemek adına kırk ölçüp bir biçerek hareket etmeliyiz. Başkalarını basamak olarak kullanma düşüncesini zihnimizden söküp atmadıkça attığımız hiçbir adım sağlam olmayacaktır.
İnsanoğlu zihninde yer verdiği dar kalıpları kırmadığı müddetçe etrafına karanlık açılardan bakmaya devam eder ve doğrularının yanlışlar içinde kaybolmasını seyretmek zorunda kalır. Onun için diyorum ki, cehaletin sizi yönlendirdiği açıdan bakmayı bırakın; hayatınızda ilim güneşinin ışığı her daim parlasın.
Eğer başkalarının kabahatlerini araştırmayı şiar edinerek yolunuza devam ederseniz, boşlukların kaybolacağınız bir labirente dönüşeceği gerçeği ile baş başa kalırsınız. Bu da yaşamınızda cehaletin hüküm sürmesine zemin hazırlar.
Yapılan gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki insanlar genellikle başkalarının kabahatlerini açığa çıkarmakla kazanım sağlayacakları fikrine kapılmakta, fakat kendi kabahatlerinin bir gün başlarına açacağı dertlerin hesabını yapmamaktadır.
Unutulmaması gereken önemli bir adım daha vardır: Ağzımızdan çıkarmaya hazırlandığımız her kelime bizim kölemizdir; fakat o kelime ağzımızdan çıktıktan sonra biz onun kölesi hâline geliriz. Bu nedenle her sözümüzü tartarak söylemek zorundayız.
Başkalarını kabahatleri üzerinden vurmak tercihiniz olmasın; çünkü yeri geldiği zaman bizim de aynı yerden vurulacağımızı unutmamalıyız. Kabahatlerimizi üstlenmek yerine başkalarının üzerine yıkmayı marifet sayarsak, üzerimizde dolaşan kara bulutların dağılması mümkün olmayacaktır.
Hayatımızda olumsuzlukların yer almasını istemiyorsak, kendimizden önce karşımızdaki insanı değil, kendi payımızı düşünmek zorundayız. Çünkü yaktığımız ateşin suçu olmayan insanları yakması, bizi doğru bir insan yapmaz.
Unutmayın; yaptığımız bir yanlışın sorumluluğunu üstlenmeyip başkasının üzerine bırakmak bizi kurtarmaz. Aksine, farkında olmadan hayatımızı sönmeyen bir ateşin içine atarız.
Son olarak diyorum ki bu hayatta kabahat hiçbir şekilde tek taraflı değildir. Ortada birden fazla kişinin yer aldığı bir hata varsa, bunu tek bir şahsa yüklemek adalet değil, adaletsizliğin ta kendisidir.
İki tarafın hatasının cezasını tek bir ferdin çekmesi, adalet değil; olayın içerisindeki diğer şahısları korumaktır. Bu da insanoğlunun hayatı dar kalıplara sığdırma uğraşı verdiğini gösteren önemli bir gerçektir.
Hiç kimse bir ya da birkaç kişinin kabahatinin cezasını çekmeye mahkûm bırakılmamalıdır. Eğer ortada bir kabahat varsa, adaletin yerine getirilmesi için olayda yer alan bütün faillerin sorumluluğu ölçüsünde değerlendirilmesi gerekir.
Bizler hayatımızda büyük bir yere sahip olan ve “mülkün temeli” olarak bildiğimiz adaleti yerine getirmek için çaba göstermez, adaletsizliğe göz yumarsak; bir ömür hayatımızın en büyük kabahatini işlemiş oluruz.