Konya
Açık
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,9330 %0.01
52,6668 %0.15
6.790,34 % -0,80
Ara

EKSİKLERİNİZİ GÖRMEZDEN GELMEYİN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kifayet: Bir insanın, bir düşüncenin ya da bir imkânın üstlendiği görevi yerine getirebilecek ölçüde yeterli, donanımlı ve karşılık verebilir durumda olmasıdır. Kifayet, sadece var olan gücü değil; o gücün yerinde, zamanında ve sorumluluk bilinciyle kullanılabilmesini de ifade eder. Bu yönüyle kifayet, ölçüsünü bilen bir yeterliliğin ve gereğini yerine getirebilen bir olgunluğun adıdır.

Birçok kimsede bahsi geçen bu olgunluğu görmemiz neredeyse imkânsız diyebileceğimiz kadar sınırlıdır. İşte tam da bu yüzden insanoğlunun üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini anlatmayı amaçlayan bir yazı kaleme almanın daha doğru olacağını düşünerek sizlerle kifayetle alakalı fikirlerimi paylaşmayı uygun gördüm.

Aslında kifayet derin ve ağır bir içeriğe sahip olan, fakat bizim çoğu zaman yüzeysel olarak ele aldığımız bir mevzudur. Buna rağmen önemini olabildiğince anlaşılır bir biçimde ifade etmeye gayret göstermek zorundayız. Çünkü mesele basit değildir; mesele, insanın kendisiyle yüzleşmesidir.

Biz yazarlar olarak genellikle kaleme aldığımız metinlerde kelimelerin yetersizliğinden söz ederiz. Fakat görmezden geldiğimiz çok daha önemli bir gerçek vardır: İnsanların bakar körlüğü. Sadece yazıda değil, konuşmada da aynı yetersizlik kendini göstermektedir. İnsanlar anlatmak istediklerini ya ifade edememekte ya da ifade ettiklerini karşısındakine ulaştıramamaktadır. Bu da kifayetin sadece bilgiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda ifade edebilme becerisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Üzerinde nefes aldığımız ve bizlere emanet edilen bu dünyada, aslında sınırsız imkânlara sahibiz. Ancak bizler, kabullenmekten kaçındığımız yetersizliklerimizin arkasına sığınarak bu imkânları kirletmekte ve heba etmekteyiz. Bilinçsizliğimizin farkına varmış olsak, neleri kaybettiğimiz gözümüzün önüne bir hakikat gibi serilecektir. Ne var ki insanoğlu çoğu zaman gözünü kapatmayı tercih etmektedir.

Kabullenmekten kaçtığımız her eksiklik, bizi telafisi mümkün olmayan kayıplara sürüklemektedir. Bir ömür keşkelerle yaşamak zorunda kalmanın temelinde de bu kaçış yatmaktadır. Oysa yapılması gereken bellidir: Eksikliği görmek, kabul etmek ve gidermek.

Bu durumların yaşanmaması için ilk önce fikirlerimizin önüne geçen kibrimizden kurtulmamız gerekmektedir. Çünkü kibir, insanın kendisini olduğundan yeterli görmesine neden olur. Ardından okumayı, araştırmayı ve öğrenmeyi hayatımızın merkezine koymamız icap etmektedir. Zihinlerde yer etmiş darlıkların ortadan kalkmasında, farklı fikirlerle tanışmanın ve kitaplarla buluşmanın etkisi inkâr edilemez.

Bilinmelidir ki üzerinde çalışılan birçok projenin yetersizlik yüzünden askıya alındığı açık bir gerçektir. Hayatımızı hatalarımızın yönlendirmesine izin verdiğimiz sürece, bu kısır döngüden kurtulmamız mümkün değildir. Yazık ki insanoğlu bu konunun üzerine yeterince düşmemekte, tabiri caizse boş vermişliğin arkasına sığınmayı tercih etmektedir.

Oysa bu umursamazlık hiçbir kazanç sağlamaz. Aksine elimizde olanı da kaybetmemize neden olur. Önümüze indirilen sis perdelerini kaldırmadığımız müddetçe başkalarının güdümünden kurtulmamız mümkün değildir. Başkalarının yönlendirmesiyle hareket eden bir insan, kendi iradesini ortaya koyamaz ve zamanla kendi benliğinden uzaklaşır.

Ben her daim diyorum ki; eğer bir şahıs olarak ileriyi görmek istiyorsak, bizi yetersizliğe sevk eden cehaletin yaşamımızda hüküm sürmesine müsaade etmememiz gerekmektedir. Bunun yolu da okumaktan, araştırmaktan ve edindiğimiz bilgilerle etrafımızdaki insanları aydınlatmaktan geçmektedir. Ancak bunu yaparken, insanları küçümseyen değil; onlara yol arkadaşlığı eden bir tavır sergilemek zorundayız.

Yeri gelecek, bizim de bazı önemli konularda yetersiz kaldığımız görülecektir. İşte tam o noktada eksiklerimizi tamamlamak yerine “ben bilirim” anlayışıyla hareket edersek, sadece kendimizi değil; karşımızdakileri de kendi karanlığımıza sürüklemiş oluruz. Bu da kaş yaparken göz çıkarmak anlamına gelmektedir.

İnsan yaşamının aydınlatılmasında üzerimize düşen vazifeyi yerine getiremediğimiz takdirde, “yanlışı nerede yapıyoruz?” sorusunu kendimize sormak zorundayız. Eğer aksini iddia etmeye devam edersek, bize güvenen ve birikimlerimizden faydalanmak isteyen insanları bencilliğimizin kurbanı etmekten çekinmemiş oluruz.

Yani demem o ki; ilk önce kendi eksiklerimizden emin olacak, hayatımızda yer eden açıkları kapatacak, ardından insanları bilinçlendirmenin gayretine gireceğiz. Kendi kifayetsizliğimizi kabullenmeyip başkalarını eleştirmeye kalkmak, aslında dar bakış açımızdan kurtulmak istemediğimizin açık bir göstergesidir.

Bahsetmekte olduğum bu durum, insanların ağır bedeller ödemesine sebep olmaktadır. Unutulmaması gereken en önemli husus; yaptığımız eksik ve yanlış paylaşımlar yüzünden insanların omzuna altından kalkamayacakları sorumluluklar yüklemememiz gerektiğidir. Çünkü insan hayatına dokunmak, büyük bir mesuliyeti de beraberinde getirir.

Bizim yapmamız gereken; önce kendimizi tamamlamak, ardından etrafımızda gördüğümüz yanlışların düzeltilmesinde öncülük etmektir. İnsanoğlu kendi eksiklerini görmeden hareket ederse, hayatına dokunduğu hiçbir kimseye fayda sağlayamaz. Bu açık bir gerçektir.

Onun için diyorum ki; önce kendimize ait yetersizliklerin farkına varalım, ardından bizden yardım bekleyen insanların yollarına ışık tutmanın çabasını gösterelim. Aksi hâlde, kendi eksikliklerimizin farkına varmadan başkalarına yol göstermeye çalışmak, onları da aynı yanlışların içerisine sürüklemekten başka bir anlam taşımayacaktır.

İnsanoğlunun yaşamında ön planda olan ve onu olumsuz eğilimlere sürükleyen yanlış bir algıyı da göz ardı etmemek gerekir. İnsanlar, yaptıkları hatalardan ders çıkarmak yerine karşısındakilerin fikirlerini önemsememekte, “ben bana yeterim” anlayışıyla hareket ederek etrafındakileri de kendi bilinmezliğine çekmektedir.

Bu yanlış anlayışın yaygınlaşması, üzerinde yaşadığımız dünyanın daha da yaşanmaz bir hâl almasına neden olmaktadır. Çünkü yetersizliğini kabul etmeyen, aksine kendisini yeterli gören bireyler; çevresine yanlış örnek olmakta ve toplumsal bozulmanın temelini oluşturmaktadır.

Son olarak şunu ifade etmek isterim: Hiçbir zaman başkalarını kendinizden aşağıda görmeyin. Çünkü sizin yaptığınız en küçük bir yanlışın bedelini, küçümsediğiniz insanlar ödemek zorunda kalabilir. Bu yüzden kendi eksiklerimizi fark etmek, kabullenmek ve onları gidermek için çaba göstermek büyük bir erdemdir.

Sizler, önce kendi yanlışlarınızın farkında olun ki etrafınızdakilere faydalı olabilesiniz. Kendi yetersizliğinizi görmezden gelmeye devam ettiğiniz takdirde, hayatına dokunduğunuz insanların ödeyeceği bedellerin sebebi olursunuz.

Onun için diyorum ki; önce kendinizi tamamlayın, sonra size ihtiyacı olan insanların tamamlanmasına katkı sağlayın. Çizmeniz gereken rota bellidir: Cehalete veda etmek, zihninize okuma bilincini yerleştirmek ve etrafınızdaki insanlara karşı takındığınız yanlış tavırlardan vazgeçmek.

Unutmayın; kifayet, sadece bilmek değildir. Kifayet, bildiğini doğru yerde, doğru şekilde ve sorumluluk bilinciyle kullanabilmektir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *