Kardan Adam
Yıllar önce bir dostumla sohbetimizde, bana şöyle demişti. “Bizim memleket kardan adama benzer. Kim gelirse şeklini verir ve gittikleri an, kardan adamı birileri mutlaka yıkar.” Ne yazık ki haklıydı. Sadece çıkarlarını benimseyen, şimdiyi bugünü düşünen bir anlayışlar silsilesi yönetiyordu ülkemizi. Birey için şimdiyi yaşamak anlamlı olabilir ancak bir devlet geleceğini düşünmek zorundadır. Gelinen noktada ise, böyle bir düşüncenin varlığından söz edemeyiz. Ömrümüz kınamakla, önlem almakla ve unutmakla geçiyor.
Peki, tüm bunlar nasıl başladı? Ne oldu da böylesi içinden çıkılmaz bir hale geldi? Bunun için geçmişe gitmeliyiz. Mesela, çok partili sisteme geçtiğimiz döneme. Cumhuriyetin hüküm sürdüğü sistemlerde, tek partili bir anlayış varlığını sürdüremez. Bu yüzden doğru zamanın geldiği düşünülerek, çok partili sisteme geçilmesine karar verildi. Aslında bu girişim, Büyük Önder Atatürk döneminde de denenmişti lakin o dönem doğru zaman değildi. Bu yüzden geçiş ertelendi.
1950 yılında yapılan seçimlerde, Cumhuriyet Halk Partisinin 1923 yılından bu yanadır sürdürdüğü iktidarın sonu geldi. Demokrat Parti yüzde 52’lik bir oyla tek başına iktidar oluverdi. Seküler kesimle, muhafazakâr kesimin savaşı böylece başlamış oldu. Her iki tarafta kendi düşüncelerini, memleketin olmazsa olmazı, tek kurtuluşu olarak görüyordu. Bunun aksine düşünen herkesi düşman olarak ilan ediyorlardı. Bu kan davası kısa zaman içinde giderek sertleşti. Öyle ki; bu manasız savaş, Adnan Menderes’in idamına kadar gidecekti. Öyle de oldu. Demokrasi çatırdıyordu. Çok partili demokrasi anlayışını, elimize yüzümüze bulaştırmıştık. Bundan sonrası hiç değişmedi. Darbeler, adamcılık, siyasi lobiler… Güç kimin eline geçtiyse, bütün bürokrasiyi kendine göre şekillendiriyordu. Ta ki bir diğeri gelinceye kadar. Bu yap boz sistemi, bizden yıllarımızı çaldı. Bir arpa boyu yol alamadık. Siyasi çıkarlar, siyasi rantlar, halkı oyalama politikaları ve iktidarda kalma çabalarıyla sürekli hatalar yapıldı. Bedelini ise biz ödedik. Savunmasız, kırılgandık. En ufak ters bir durumda ekonomik krizler baş gösteriyordu. Düşünce olarak, tam ortadan ayrılmıştık. Her iki taraf da birbirini düşmanı olarak görüyordu. “Bizler” ve “onlardık” artık…
2026 yılına geldik. Değişen hiçbir şey yok. Hiç kimsenin birbirini anlama, birbiriyle özdeşlik kurma gibi bir çabası yok. Bize, bizden daha iyi düşman yok. İnandığımız doğruların peşinden dört nala gidiyoruz. Sorgulamıyor, soru sormuyoruz. Takım tutar gibi parti destekliyoruz. Partilerin düşünlerini sorgulamadan, cansiperane savunuyoruz. Bilinçsiz yığınlara dönüştük. Dostumun dediği gibi kardan adam misaliyiz. Birisi yapıyor diğeri yıkıyor.