Köyümüze Geri Dönelim
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre toplam nüfus içinde il ve ilçe merkezlerinde ikamet edenlerin oranı 2025'te yüzde 93,6'ya yükselirken, 30 büyükşehir dışındaki illerde yer alan belde ve köylerde yaşayanların oranı ise yüzde 6,6'dan yüzde 6,4'e geriledi.
Geçen yıl belde veya köylerde yaşayanların sayısı, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 2,1 azalışla, 5 milyon 536 bin 693 kişi olarak tespit edildi.
Türkiye genelinde, 10 veya daha az kişinin ikamet ettiği köy sayısı 70 olarak belirlenirken, 1000 veya daha fazla nüfusa sahip köy sayısı ise 456 oldu. Adıyaman'ın merkez ilçesindeki İpekli, 6 bin 681 kişilik nüfusuyla Türkiye'nin en kalabalık köyü olarak öne çıktı.


TÜİK'in "Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2025 Sonuçları" na göre, ülkedeki 3 köyde, sadece kayıtlı birer kişi görülüyor. Bu köyler, Bitlis'in merkez ilçesine bağlı Kayalıbağ, Siirt'in Kurtalan ilçesine bağlı Çattepe ve Iğdır'ın Aralık ilçesine bağlı Tarlabaşı köyü.
Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun önemli bir kısmı köylerde yaşamaktaydı. Bu oran, yıllar itibari ile kentler lehinde bir gelişme göstermiştir. Nüfusun yerleşim yerleri arasındaki değişiminin en önemli nedeni, köyden kente olan göçlerdir.
Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında şehir merkezlerine, 1926 yılında şehir sayılarının yeniden yapılandırılması sonrasında şehir merkezlerine ve yeni kurulan şehirlere kırsal alandan oldukça cılız bir göç başlar.


Esasen 1933 yılında hazırlanan ve 1934 yılında uygulamaya konulan I. Beş yıllık Sanayi Kalkınma Planı çerçevesinde devlet eliyle kurulmaya başlayan sanayi kuruluşlarının işçi ihtiyacı yakın çevre ve uzak çevre olmak üzere buralara bir göç başlar. Sanayi yatırımları çevresinde halkın diğer ihtiyaçları çerçevesinde sarmal etki oluşturacak esnaf, eşraf, sanat erbabı da buralara göç eder.
Bunun en tipik örneğini 1937 yılında temeli atılan Karabük Demir Çelik İşletmeleri oluşturur, zira 1937’de bir Köy olan Karabük daha sonra belediyelik, ilçe ve 1995 yılında il olur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun sadece %16’sı şehirlerde yaşayan ve ekonomik anlamda bütünleşememiş olan Türkiye 21. Yüzyılın başında nüfusunun %75’i şehirlerde yaşayan ve entegre olmuş bir ülke haline gelmiştir. Türkiye de iç göçler genel anlamda kırdan kente, doğudan batıya ve az gelişmiş yörelerden daha gelişmiş bölgelere yönelmektedir. Göç veren yerlerin genel karakteristiği geri bölgeler olmalarıdır.


Kırsal göçü hızlandıran veya ortaya çıkaran etmenleri köyün itici güçleri ve kentin çekici güçleri olarak değerlendirebiliriz. Nüfusu köyden ve tarımdan uzaklaştıran; makineleşmeyle gizli işsizliğin artması, tarımsal gelirlerin azalması, toprakların parçalanması, nüfus artışı, köyün refah seviyesinin düşmesi, terör ve kan davası gibi etkenler köyün itici güçlerinden birkaçıdır.
Bu itici güçlerle beraber, kentte iş, eğitim, sağlık olanaklarının kırsala göre daha fazla olması ve yaşam kalitesinin artacağına olan inanç gibi kentin çekici güçleri de devreye girince iç göç hızı artmaktadır.
1950’li yıllarda başlayan köyden kente göçlerin yarattığı sorunlar, 1970’lerden sonra birikmeye başlamış ve sonraki yıllarda; yoğun nüfus baskısı ve çarpık kentleşme, gecekondulaşma, hırsızlık, gasp, anarşi ve diğer adli ve toplumsal sorunlar, işsizlik, yabancılaşma, kültür çatışması, gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Kırsal alanda mevcut olan kültürlerin ve değerlerin kent değerleriyle çatışması, büyük kentlerimizde gecekondu kültürünün doğmasına neden olmuştur.
Kır ve kent arasındaki gelir farkı devam ettikçe ve teknolojik gelişmelerle birlikte modernleşme olgusu kentlerde hayat standartlarını sürekli değiştirdikçe kırdan kente göç yoğun olarak devam edecektir.
Göçün tamamen ortadan kalkması olanaksız görülmektedir. Ancak ekonomik nedenlerle kırdan kente yapılan göçün beklentileri karşılayabilmesi için kentte istihdam kapasitesinin, göç ile gelen işsizlere iş imkânı sağlayabilecek düzeyde gelişmesi gerekmektedir.
Tarım sektörünün verimliliğinin ve istihdam olanaklarının arttırılması için tarımsal sanayinin geliştirilmesi kırın itici güçlerini hafifletebilir. Burada kırdan kente göçün kabul edilebilir seviyede gerçekleşmesinde kırsal kalkınma sürecinin önemi ortaya çıkmaktadır.