SELÇUK ÖZTURK LÜTFİ CAN BAŞARAN VE KONYA’NIN ÇÖZEMEDİĞİM TRAFİĞİ
Çünkü şehri bildiğini sanan benim bile nasıl atladığımı on gündür hatırladıkça kendime olan öfkem büyüyor.
Konya Ticaret Odası’nın kısa adı KOSAM olan açılımının ise Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezi olduğunu biliyorum.
Biliyorum da ne kadar biliyorum?
Konya Ticaret Odası’nın Başkanı Selçuk Öztürk, yönetim kurulu üyeleri, vakıf yöneticileri beni affetsinler ama bunu da böyle lüzumsuz, sadece kendine çalışan, üyesine bile bir faydası olmayan bir merkez diye biliyordum.
Çok büyük yanılmışım, herkesten özür diliyorum.
Bu konu için bir iki adım geri gidelim.
Karatay Üniversitesi ile benim uzaktan yakından bir ilişkim olmaz.
Çünkü burası parası olan ailelerin ve öğrencilerin işi.
Üniversitede sık sık sosyal faaliyetler olur, çağrılırsam da giderim, gitmeye çalışırım.
15 gün önce yine bir dostumun daveti üzerine, üniversiteden kimsenin haberi olmadan davete katıldım.
Salonu ararken de bahçede turluyor, kantinin havasını kokluyor, bahçedeki öğrencilerin, otoparka park edilmiş araçların markalarına, modellerine bakıyor, kafamda bir KTO Karatay Üniversitesi öğrenci profili çiziyordum.
Ben böyle üniversitenin içinde, dışında, çevresinde turlarken basın bürosundaki iki dostum beni camdan görmüşler.
Onların daveti üzerine program sonrası odalarına kendilerini ziyarete gittim.

KTO Karatay Üniversitesi Öğrenci Dekanı ve Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Mehmet Özçelik ve
KTO Karatay Üniversitesi Kurumsal İletişim ve Tanıtım Direktörü Dr. Ayça Gökyer ile bir saate yakın samimi, içten bir sohbette bulunduk.
Bu iki güzel kardeşimi yıllardır tanırım, kendilerinin bu noktaya gelmelerinden inanın gurur duydum, öylesine mutlu oldum ki…
Yalnız burada bir şey daha öğrendim.

KOSAM neymiş, neler yapıyormuş, inanın şok oldum.
Ve iki haftadır bu iki güzel kardeşimin bana hediye ettiği Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin yayınlarını okudum, kelime kelime altını çizdim, bazı yerleri ezberledim.
Mesela “2026’da Dünya Ne Bekliyor” başlıklı kitap muhteşem bir şey.

Hani siz bazen bana kızıyorsunuz ya; ekonomi ne olacak, emekli maaşı, gençler niye evlenmiyor, moto kuryelerin sürücü belgelerindeki yaşı sınırı niye 69’a çıktı…
İnançlarımız niye zedeleniyor?
Manevi konularda özellikle gençlerde yapılanlar ve hedeflere niye ulaşılamıyor?
…..
Ekonomiden inançlarımıza, bu ülkenin sınırları içerisinde olumlu ne oluyorsa şunu bilin ki hiçbiri bizim elimizde değil.
Elbette başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve devlet büyükleri, istihbarattan stratejik projelere kadar konuları biz yapıyoruz, işin içinde biz varız ama hiçbir şey belli bir noktadan sonra bizim elimizde değil, buna bizim gücümüz yetmez.
Mesela izin verirseniz bu kitaptan birkaç ciddi konuyu, yani 2026’da dünyada olacaklar ve bizi nasıl etkileyeceğini siz de bence şöyle bir düşünün:
“Avrupa Birliği’nde Almanya öncülüğünde mali politikalarda gözlenen yön değişiminin, altyapı ve savunma yatırımlarını destekleyerek büyüme dinamiklerinde yapısal bir dönüşüme işaret ettiği; Çin’de ise politika yapıcıların altyapı ağırlıklı teşviklerden özel tüketimi önceleyen bir yaklaşıma yönelmesinin, bu eğilimin kalıcı hâle gelmesi durumunda küresel büyüme açısından yukarı yönlü bir potansiyel oluşturabileceği…”
….
Mesela bu iki konu 2026’nın ikinci yarısında Türkiye’yi direkt etkileyecek.
Geçelim bir başka başlığa:
“Her yıl küresel ekonomik görünüme ilişkin analizler ile öne çıkan ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley’e göre küresel ekonominin 2026 yılında alışılmadık derecede geniş bir belirsizlik aralığı içine girdiği söyleniyor ve bu raporda enflasyon ve büyüme dinamikleri ekseninde farklı senaryolar değerlendirilirken, küresel gayrisafi yurt içi hasıla artışının 2025’te yaklaşık %3 iken 2026 ve 2027’de ise %3,2 civarında olacağı…”
….
Bu bizde nasıl olacak?
Hani iktidar ve muhalif kesim çatışıyor ya, bizde de insanlar haklı olarak zenginleşenler ve gittikçe fakirleşenler olarak ikiye bölündük ya, demek ki 2026’da bu derinlik biraz daha artacak.
…..
Yine bizim okurların pek hoşuna gitmeyecek ama 2026 yılında küresel büyümeyi şekillendiren ana unsurun, para politikasında faiz oranlarının kademeli olarak hangi seviyelere yaklaşmasının büyüme patikası üzerindeki etkisinin sınırlı kalması bekleniyormuş.
Yani faizler her ne kadar birileri “Sayın Cumhurbaşkanımız kızsa da”, bazı iş adamlarımız “Dolar baskılanıyor, gerçek rakamını bulmuyor” dese de ihracatçı ile ithalatçının dengesi bozulsa da, bu iş dönüyor dolaşıyor ABD ve Çin’de destekleyici maliye politikalarına bağlanıyor ve bunun ihtimalinin ise yukarı yönde bir risk olarak öne çıktığı gösteriliyormuş.
Bu kadar ekonomik bilgi ile niye kafanızı karıştırıyorum biliyor musunuz?
Hiçbir şeyin belli bir noktadan sonra bizim elimizde olmadığına örnekler vermek istiyorum.
Sayfalarca okuyorum; 2026’da Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Birleşik Krallık ekonomilerinin farklı dinamiklerle yol alacağı, ortak paydanın ise belirsizliklerin yüksek seyrini koruması olduğunun altı kalın çizgilerle çiziliyor.
Yani ne demek oluyor?
Bu ülkeler büyüyecek, bizim ülke de büyüyecek, bazı iş dünyası çok çok büyüyecek ama riskli büyüyecek; belli bir kesim sürünmeye, alçak sürünmeye devam edecek.
Burada bir açayım, yeni bir iddiada bulunayım da siz yine bana kızın.
Altıncı aydan sonra biz alçak sürünenler için tünelin ucundaki ışık görünecek.
Yılbaşından sonra ağzımıza sürülen pay, yine bize verilen şeker büyüyecek.
Neden mi?
Niye mi?
O kadarını da yazamam.
Gerisini siz düşünün.
Neyse, bu vesileyle Konya Ticaret Odası Başkanı Sayın Selçuk Öztürk’ü ve 40 yıllık aile dostum Başaranlar ailesinden can kardeşim Lütfi Can Başaran’ı böylesine muhteşem çalışmalarından dolayı yürekten kutluyorum, tebrik ediyorum, başarılarının devamını diliyorum.
………………..
KONYA TRAFİĞİNİN
BİLİNMEYENLERİ
Dün sabah sekiz sularında bizim müdür Zekeriya Sağlık ile Ankara’ya yola düşmüştük.
Nasıl düştük biz de bilmiyoruz da sabahın sekizinde Ankara yolunda, daha Galericiler Kavşağı’na gelmeden frene bastık, durduk.
Yol durdu, trafik durdu, herkes dörtlüleri yaktı, çift sıra beklemeye başladık.

Şimdi belli bir kesim Uğur Başkan’a kızıyor ya, “Marangozlar Kavşağı’nı yaptın da ne oldu? Bu at bu arabayı çekmiyor.” gibi…
Vallahi bu yolu kullananlar haklı. Biz Karayollarının önünden havaalanına herhâlde 30 dakikada falan çıkabildik.
Bu yolda bir tane kırmızı ışık, yeşil ışık yok.
Bir tane kavşak yok.
Normal şartlarda trafiğin su gibi akıp gitmesi gerekir.
Sanayilerden dolayı yoğun trafik olabilir ama yavaş yavaş da olsa ilerlemek gerekir değil mi?
Yok. Biz frene bastık, yüzlerce araç sürücüsü gibi bekliyoruz.
Bu beklemenin bir tek gerekçesi olabilirdi:
Ya büyük bir trafik kazası
Ya da araçların arıza yapması gibi alternatifler.
Biz bölgeyi 30 dakikada diğer sürücüler gibi geçerken tek bir arıza, tek bir kaza yoktu.
Allah aşkına burada sıkıntı nerede?
Bir bilen çıksın, dümdüz yolda, kırmızı ışığın olmadığı yolda trafik niye ilerlemez bize bir açıklasın.
………………..
ŞEHİR VE ÜLKEDEKİ
GELİŞMELERİ BİZİM OKURLARIMIZ
NASIL DEĞERLENDİRİYORLAR
Her yeni gelişmede, olumlu ya da olumsuz durumlarda siz değerli okurlarımızdan gelen her kelime benim için büyük anlam taşır.
Hele hele bizleri sürekli takip eden, gerektiğinde uyaran ve görüşlerini bizimle paylaşan okurlarımızı ise onları çok daha fazla seviyorum.
Çünkü bilmediklerimi öğreniyorum.
Çünkü onların penceresinden de bakarak empati yapıyorum.
Hiç karşılaşmasak da düzenli olarak bizimle görüşlerini paylaşan Muammer Yıldız abimiz şöyle bir yorum yapıyordu:
“S.A
Uğur Bey,
İyi günler dileğimle.
İki konu tevafuk oldu. Selçuklu Belediyesinin çalışmalarını içeren bir yazınızda cami yapımına bir hanımın karşı çıkması, aynı zamanda kendi fikri etrafında fikirler oluşturma çabası; nitekim caminin yapılması sonunda hanımefendinin orada Kur’an-ı Kerim öğrenmesi, yaptığının yanlış olduğunu kabul edip bu sefer Kur’an öğrenmek için hanımları teşvikte bulunma gayretleri ne güzel…
Şimdi buradan şuraya gelmek istiyorum. Hemşerimiz Mustafa Çiftçi Bey’in İçişleri Bakanı olarak atanması; Allah yar ve yardımcısı olsun. Sayın Bakan maşallah okumadığı fakülte kalmamış, kendi alanında hâlâ okumaya devam ettiği fakülteler var. Hafız olmuş, ne güzel. 2024 Kur’an okuma yarışmasında birinci. Bakın çok ince bir nokta; diyor ki ‘Günümün bir saatini Kur’an’a ayırıyordum.’ Ne güzel. Yani 24 saatte bir saat. Bir saat de namaz diyelim, kaldı 22 saat dünya için. Neye yetmez? Artar bile, fazlası var eksiği yok. Demek ki zaman çok. Onun için Kur’an’ı başta kendim, bizler için her gün bir ışık, kılavuz yapabilirsek ne mutlu. Demek ki eğitime, ticarete, günlük hayata Kur’an’ın hiçbir engeli olmadığı gibi yol açıyor Allah’ın izni ile. Görünen aşikâr ortada. İnşallah böyle olmak için gayret sarf edelim.
Ülkemizde, Konyamızda kurak giden yıllar, mevsimler aşikâr ortada iken suyun tasarruflu kullanılması için çalışmalar yapılırken, toplumda mütedeyyin, muhafazakâr kesimlerin daha hak, hukuk, kul hakkı konularında duyarlı oldukları izlenimi yaygın iken (sanki başı açık veya başka bir görüş içindeki kişilerde hassasiyet yok izlenimi yaygın), bir tatlı su çeşmesinden hanımların otomobil yıkamaları çok ayıp, yakışıksız bir durumdur.
Su diye, rahmet diye, kar diye dualar ettiğimiz günlerde yakışmıyor. Artık çok duyarlı olmalıyız, kimliğimize halel getirecek durumlarda bulunmamalıyız.
Allah ülkemizin yar ve yardımcısı olsun.
Selam, dua ile…”
…..
Esnaf için ticaret yapan insanlar için iş adamları için müşteri nasıl bir velinimetse, siz değerli okurlarımız da bizler için çok daha büyük bir velinimetsiniz. İyi ki varsınız. Allah sizden razı olsun.
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Biri bana karşı geldiğinde dikkatimi uyandırır, öfkemi değil.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ
Hava karardıktan sonra Beyşehir Caddesi ile Şefikcan Caddesi’nin kesişim noktasında bisikletli ve motorlu sürücüler, kendilerine kırmızı yandığı zaman hızla karşıdan karşıya geçmedikleri zaman daha iyi ADAM oluruz.