Sulak Alanlar, Kurak Alanlara Mı Dönüşüyor?
Sulak alanlarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla dünya genelinde her yıl 2 Şubat "Dünya Sulak Alanlar Günü" olarak kutlanıyor.
Kamuoyunun dikkatini çekmek için 1997'den beri kutlanan gün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla "Dünya Sulak Alanlar Günü" olarak kabul edildi.
"Ramsar Sözleşmesi" olarak anılan "Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi", İran'ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971'de imzalanırken 1975'te ise yürürlüğe girdi.


Dünya üzerinde okyanuslardan dağlara, alpin zonlardan tropiklere hemen hemen tüm iklim kuşaklarında bulunabilen sulak alanların çok sayıdaki çeşitleri arasında bataklıklar, göller, nehirler, turbalıklar, taşkın düzlükleri, deltalar, tuzlalar, deniz çayırı yatakları, mercanlar ile gelgit anında altı metreden derin olmayan deniz kıyısı alanları sayılıyor.
Tarih boyunca, nehir vadileri, açık kıyılar, taşkın ovaları ve göller, insanlar için yerleşim merkezleri oldu. Sulak alanlarda binlerce yıl, Mısırlılar, Mezopotamyalılar, Çinliler, Hintliler, İnduslar, Aztekler gibi pek çok topluluk sulak alanlarla iç içe yaşayarak büyük uygarlıklar kurdular.
Bugün de çevresinde yaşayan halkın yaşamında önemli bir yer tutan, bölge ve ülke ekonomisine katkılar sağlayan sulak alanlar; doğal dengenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması yönünden de yaşam ortamları içerisinde önemli ve farklı bir statüye sahiptirler.
Türkiye'de 138 sulak alan bulunuyor. Bunların 14'ü Ramsar Alanı, 59'i Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan ve 65'i Mahalli Öneme Haiz Sulak Alanıdır. Türkiye, sulak alanlar bakımından Avrupa ve Ortadoğu’nun en zengin sulak alanlarına sahiptir.


Yapılan araştırmalar, 60 yılda kaybedilen sulak alanların yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştığını belirtiyor.
Birçok sulak alan, karasal ve su ekosistemleri arasında geçiş bölgeleridir; ancak bazıları, suyun biriktiği karasal çukurlarda veya yeraltı suyunun yüzeye çıktığı bölgelerde, arazinin çeşitli yerlerine dağılmış halde bulunuyor.
Sulak alanlar, doğaları gereği barındırdıkları su kaynakları ile insanlara ve diğer canlılar için su sağlarlar. Bulundukları bölgede yer altı sularını besleyerek su rejimini düzenlerler ve sel / taşkın olaylarının etkilerini minimumda tutarlar.
Bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar. Sulak alanlar, yutak görevi yaparak yerküremizdeki karbonun %40’ını tuttukları için küresel boyutta iklim değişikliğini kontrol eden ekosistemlerin başında gelirler.
Sulak alanlar doğal bir sünger görevi görür. Yüksek yağış olayları meydana geldiğinde, yüzey sularının bir yere gitmesi gerekir. Sulak alanlar yüzey sularını yakalar ve akışını yavaşlatır, ardından suyu yavaşça serbest bırakarak aşağı havzadaki sel miktarını önemli ölçüde azaltır.


Sulak alanlar ayrıca, mikroorganizmalar yardımıyla yüzey sularından kirleticileri uzaklaştırma işlevi de görür. Bu konuda o kadar iyidirler ki, bazen atık su arıtımında bile kullanılırlar.
Sulak alanlar, birçok balık ve yaban hayatı türü için mükemmel bir yaşam alanı sağlar. Birçok balık türü, üremek ve yavrularını büyütmek için sulak alanları kullanır. Sulak alanlar, birçok yaban hayatı türü için barınak, yiyecek ve su sağlarken, su kuşları, karatavuklar ve turnalar gibi birçok kuş türü için de yuvalama, üreme ve beslenme alanı sunar.
Sulak alanlar, çevredeki alana göre daha yüksek bitki çeşitliliğine sahiptir. Sulak alanların ekonomik faydaları da çoktur. Su kalitesinin iyileştirilmesi, sel kontrolü, yaban hayatı ve balıkçılık habitatı ve rekreasyon fırsatları, sulak alanların sağladığı ekonomik faydalardan sadece birkaçıdır.
Sulak alanlar önemli, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir kaynaktır. Temiz suyu korumak ve yaban hayatı ile balık popülasyonlarını desteklemek ve sağlıklı kalmaları için oldukça önemlidir.