KENDİNİZİ KİBİRİN KUCAĞINA BIRAKMAYIN
Sevgi; karşılıklı anlayış, içtenlik ve bağlılıkla bir bireyin başka bir bireye ya da bütüne duyduğu sıcak ve olumlu duygudur.
Saygı; bir kişinin düşünce, duygu, hak ve varlığına değer vererek özenli, nazik ve eşitlikçi bir tutumla yaklaşmasıdır.
Duygular ise; içimizde filizlenen, zihnimizle bedenimizde yankı bulan, bizi biz yapan, gözetilmeyi ve anlaşılmayı hak eden varlıklarımızdır.
Bu üç kavram bir arada var olduğunda, ilişkilerimiz derinleşir; benliğimiz huzurla dolup taşar, çevremizle kurduğumuz bağ güçlenir.
İnsanoğlu nasıl ki suya, havaya, ışığa muhtaçsa; maneviyatın yokluğunda da eksiklik hisseder. Ruhun susuzluğu, sevgisizlikle başlar, ilgisizlikle derinleşir.
Gözlemlediğim bir gerçeği sizlerle paylaşmak isterim:
Çevremizde, bir zamanlar güçlü olduğunu bildiğimiz bağların yavaş yavaş çözüldüğüne tanık oluyoruz.
Eskiden dostlukla örülü ilişkiler, bugün sessizlik duvarlarının ardına saklanıyor.
Ve bu kopuşların ardında çoğu zaman, türlü bahanelerle süslenmiş yanlış tercihler yatıyor.
İnsanlar, kendi kurdukları engellerin içinde kayboldukça, dünyalarını görünen ve görünmeyen bütün güzelliklerden mahrum bırakıyor.
Sevgi, gönül bahçelerini canlı tutan bir nefestir.
Onun solmasına izin vermemek, yaşamın özünü korumak anlamına gelir.
Bizler, hayallerimizin gerçekleşmesinde öncülük eden sevgiye sahip çıkmaz; içimizdeki tarlaları çoraklaştırırsak, yönlendirilmiş robotlardan farkımız kalmaz.
Değerini paranın ölçemeyeceği bir mücevher gibi, sevginin kıymetini bilmeliyiz.
Kalplerimizi nefretin güdümüne teslim etmeyelim; o nefret, yürüdüğümüz yolu karartır.
Anlatmak istediğim şu ki, bizi biz yapan sevgi; karanlığa meyilli dünyanın eline koz verilmemesi gereken en kutsal değerdir.
Kalplerin sesi, insanlığın kaderini güzellikle yazan mürekkebidir.
Bu gerçeği unutmamak gerekir; zira sevgi ve saygı birbirini tamamlayan, karanlık kalpleri aydınlatan birer ışıktır.
Eğer bu ışığın sönmesine göz yumarsak, etrafımız dikenli tellerle çevrilir; insanlık yavaş yavaş nefessiz kalır.
Mantıksız fikirlerin yön verdiği bir dünyada, sevgi ve saygının eksikliği insanı pahada ağır, ruhta onarılmaz kayıplara sürükler.
Kalpler körleşir, zihinler anlamsız düşüncelerle dolar, hayat ise karanlığın kıyısında savrulur.
İnsanlar, kendilerini “büyük” ve “küçük” diye ayırarak tarifi mümkün olmayan bir yanlışa sürüklenirler.
Oysa hayat, büyüklükle değil, kalbinin temizliğiyle anlam kazanır.
Uzun zamandır yanlış düşüncelerle yönlendiriliyor, sonu olmayan karanlık yollara itiliyoruz.
Konuşmamız gereken yerlerde susturuluyor, sevgiden ve saygıdan yoksun bırakılıyoruz.
Buna sebep olan şey, insanın hayata gerektiği gibi bakmaması, önündeki sis perdesini kaldırmak için çaba göstermemesidir.
Tüm bunları dile getirmemin nedeni, insanların kibiri ön plana alarak sevgi ve saygıya gereken değeri vermemesidir.
Kibir, yaşadığımız dünyayı güzelleştiren değerleri zehirleyen sinsi bir duygudur.
Gönülleri sulayan sevgi ve saygıyı öldürür, kalplerde kuruluk yaratır.
Kalp, kibirin eline geçtiğinde kin ve nefreti yoğurur; insanı, temizlenmesi güç bir çamura bulayarak karartır.
Kibir, kalplerde yer alan sevginin en büyük düşmanıdır; bazen farkında olmadan dilimize dolanır, davranışlarımıza sızar, bir şarkı gibi içimizde yer eder.
Dünyayı güzelleştiren bir diğer unsur da duygulardır.
Duyguları olmayan bir kimse, “yaşıyorum” diyemez.
Çünkü duygusuzluk, ruhsuzluğun sokağına adım atmaktır; insanın yönünü kaybetmesidir.
Hayatta attığımız her adım, güven denen duyguyla başlar.
Güvenin olmadığı yerde ne sevgi kök salar, ne de saygı yeşerir.
Sizlere soruyorum: Karşınızdakiyle güven olmadan sağlam bir bağ kurmanız mümkün mü?
Elbette değil. Çünkü insanın özü duygulardır.
Duygusuz bir yaşam, yol kenarına bırakılmış bir taş kadar anlamsızdır.
Sulanmayan bir çiçek nasıl kurursa, duygudan mahrum bir kalp de zamanla taşlaşır.
İnsanın kalbi, sevgi ve saygıyla atar; bu iki değerle harmanlanan duygular, taşlaşmış yürekleri yumuşatır, küskün gönülleri yaşamla barıştırır.
İşte bu yüzden, kendinizi kibirin kucağına bırakmayın.
Çünkü kibir, sevgiyi boğar; oysa sevgi, yaşamın ta kendisidir.