EMEKLİYE DEĞER VERMEK …
Tatil beldeleri, sahil kasabaları, doğduğumuz topraklar…
Yıllar sonra insanın içini çeken o tanıdık koku, o rüzgâr, o sokak.
Ve bavulunu kapatıp “artık burada yaşamak istiyorum” diyen emekliler.
Onlar yalnızca yaş almış insanlar değildir.
Her biri bir dosya dolusu tecrübe, bir ömürlük birikimdir.
Kimi Almanya’da makine mühendisi olmuş,
kimi Fransa’da sendikal mücadele vermiş,
kimi Türkiye’de okul açmış, üst düzey bürokratlık yapmış, fabrika kurmuş, binlerce insan yetiştirmiştir.
Ama çoğu zaman ne olur?
“Emekli işte…” denilip geçilir.
Oysa büyük yanılgı burada başlar.
Bu insanlar kendileriyle barışık, dünyayı görmüş, farklı kültürlerle yaşamış,
devletine, milletine yurt içinde ve yurt dışında hizmet etmiş bireylerdir.
Masaya oturduğunda anlatacak “sözü” vardır,
sorulduğunda yol gösterecek “aklı” vardır.
Yerel yönetimler için büyük bir şanstır bu kitle aslında.
Danışman arıyorsan karşındadır.
Gönüllü arıyorsan oradadır.
Kültür, turizm, eğitim, çevre projeleri için bedelsiz bir hazine durur kahvede, sahilde, parkta.
Ama kapısını çalan pek olmaz.
Bir de hizmet sektörü var.
Restoranlar, kafeler, marketler, esnaf…
Emekliyi “saatlerce oturup çay içen müşteri” gibi görenler yanılır.
Çünkü her emekli, nitelikli müşteridir.
Ne yediğini bilir, ne aldığını sorgular, kaliteyi tanır.
Saygı görürse sadık olur, görmezse bir daha uğramaz.
Üstelik o emekli, yalnız değildir.
Onun çevresi vardır, misafiri vardır, anlatacağı vardır.
Bir esnafı överse on kişi gelir,
bir mekânı eleştirirse sokak sessizleşir.
Doğdukları topraklara, tatil beldelerine yerleşen emekliler yük değildir.
Aksine denge unsurudur.
Sakinleştirir, öğretir, hatırlatır.
“Eskiden böyleydi” derken nostalji yapmaz,
“Daha iyisi mümkün” demek ister.
Bir memleket, emeklisine nasıl davrandığıyla ölçülür biraz da.
Tecrübeye kulak veriyorsa gelişir,
yok sayıyorsa aynı hataları tekrar eder.
Son söz mü?
Emekliye değer,
memlekete berekettir.
Bunu anlayan yerler kazanır,
anlamayanlar ise her sezon “neden işler eskisi gibi değil” diye sorar durur.