Konya
Kapalı
0°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,3685 %0.25
50,9590 %0.06
6.905,50 % 0,99
Ara

SAKLI CENNET KARABURUN …

YAYINLAMA:

Karaburun…

Ege’nin en güzel suskunluğu.

Denizi mavi.

Rüzgârı sert.

Doğası cömert.

Toprağı da öyle…

Zeytini var.

Enginarı var.

Nergisi var.

Keçisinin sütü, peyniri var.

Küçük üreticinin alın teri var.

Kimyaya fazla bulaşmamış bir tarım hâlâ mümkün burada.

Yeter ki sahip çıkılsın.

Denizi sadece manzara değil.

Balıkçılık var.

Kültürü var.

Emeği var.

Orkinosu, lagosu, mercanı…

Doğru yönetilirse,

bir ilçeyi ayakta tutacak kadar bereketli.

Dağı var Karaburun’un.

Yolu az bilinen.

Sessiz.

Yüksek.

Trekking rotaları var.

Yürüyene hikâye anlatan patikalar.

Taşı toprağı tanıtım bekliyor.

Reklam değil, akıl bekliyor.

Turizm mi?

Var.

Ama bağırmadan.

Beton dökmeden.

Her şey dahil olmadan.

Doğa ile kavga etmeden.

İşte tam da bu yüzden…

Bu kadar potansiyelin olduğu yerde,

bu kadar düzensizlik daha çok can yakıyor.

Ama sokakları…

Plastik.

Pet şişe var.

Poşet var.

Her köşede.

Her sokakta.

Her rüzgâr estiğinde,

doğa değil, çöp uçuşuyor.

Soruyorum:

Bu çöpleri atan mı suçlu,

yoksa görmeyen, denetlemeyen mi?

Çöp yerdeyse,

sorumluluk havada kalır.

Altı haftadır Türkiye’deyim.

Dört kıta, yüzlerce şehir görmüş biriyim.

Ülkemizin birçok kasabasında yapılan hataları gördüm.

Plansız yapılaşmayı gördüm.

Betonun doğayı nasıl yuttuğunu gördüm.

Ve hâlâ umut ediyorum:

Karaburun ders alır diye.

Ama sokaklara bakınca,

umut biraz plastik kokuyor.

Bir de birçok inşaat alanları varki…!

Adına şantiye demek zor.

Düzensizlik desen, tarifi yok.

Çimento torbaları yol kenarında.

Demirler kaldırımda.

Ambalaj kutuları gelişi güzel.

Naylonlar rüzgârla yarışıyor.

Ne sınır var,

ne sorumluluk.

Ama neden?

İnsan ister istemez soruyor:

Bu sokak böyleyse,

yarın burası neye dönüşecek?

Bir de kablolar…

Evlerin dış cephelerinde.

Çatılarda.

Sokak sokak.

Elektrik kabloları.

Su tesisatları.

Sayaçlar ortada.

Düzen yok.

Estetik yok.

Plan yok.

Bakınca akla şu geliyor:

Sokak böyleyse,

mutfak nasıl?

Son günlerde gıdayla ilgili haberler ortada.

Denetimsizlik.

İhmal.

Skandal.

Dileriz Karaburun’da yoktur.

Ama sokaklar bunu sorduruyorsa,

orada durup düşünmek gerekir.

Karaburun büyümüyor.

Taşıyor.

Ama karmaşa var.

Görüntü kirliliği var.

Sorun yol değil.

Sorun kaldırım değil.

Sorun tabela hiç değil.

Sorun şu:

Sahip çıkılmayan bir güzellik,

en hızlı kaybolan şeydir.

Karaburun;

betonun değil,

aklın ilçesi olabilir.

Rantın değil,

planın.

Kaosun değil,

huzurun.

Suskunluğun değil,

sorumluluğun.

Çünkü Karaburun’un elinde her şey var:

Toprak.

Deniz.

Dağ.

Yol.

Ekmek.

Umut.

Eksik olan tek şey;

sahiplenmek.

Karaburun çok bağırmaz.

Ama bir gün konuşursa…

O gün,

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *