Kara Elmasın Sessiz Çocukları…
Ne zaman FC Erzgebirge Aue maçına gitsem aklına Zonguldak gelir.
Çünkü Aue’de Zonguldak gibi madenci şehri.
Bir şehrin kaderi bazen toprağın altındaki karanlıkta, bazen tribündeki bir çocuğun gözlerinde saklıdır.
İngiltere’nin, Almanya’nın, Polonya’nın madenci şehirlerine bakın…
Hepsinin ortak bir ritmi vardır:
Yer altında doğan dayanışma, yer üstünde futbol olur;
kömür karası, tribünlerde sarıttan daha parlak bir kimliğe dönüşür.
Ama gel gör ki…
Avrupa’da madenciler şehirlerine gurur yaşatırken;
Türkiye’nin kara elmas diyarı olan Zonguldak’ın çocukları, yıllardır yalnız bir köşede kaderine terk edilmiş durumda.

Avrupa’nın Madenci Şehirlerinde Futbol, Sadece Oyun Değildir!
Gelsenkirchen’e gidin…
Schalke 04’ün stadına girdiğinizde, kömürün kokusu hâlâ tribünlerin altından yükselir.
Dortmund’da “Sarı Duvar” sadece taraftar değil; 100 yıllık çelik işçilerinin, maden ocaklarında birbirine sırt veren adamların ruhudur.
FC Erzgebirge Aue’de futbolcuların saha çıkış tüneli maden ocağın çıkışı gibi!
Polonya’da Górnik Zabrze’nin formasındaki amblem, bir madenci feneridir.
İngiltere’de Sunderland’in stadının adı bile “Stadium of Light”…
Bir maden lambasının ışığından ilham alır.
Bu kulüplerin hamuru;
korku, emek, onur ve dayanışmayla yoğruldu.
Her maç, o şehirde toprağın altında kaybedilen canlara bir saygı duruşu gibidir.
Kömür tozu, futbolun kimliğine karıştı.
Madencinin alnındaki ter, tribünün rengini belirledi.
Ve iyi yönetilen bu takımlar bugün Avrupa’da tarih yazıyor.

Zonguldak’ın çocukları neden bu hikâyenin dışında kaldı?
Türkiye’de bir şehir var ki, adı bile kara elmasla anılır:
Zonguldak.
Bu topraklarda binlerce ailenin kaderi, yerin yüzlerce metre altındaki bir karanlığa bağlıydı.
Anneler kapıda, çocuklar dualarla büyüdü.
Her siren sesi, şehrin kalbini durdurdu.
Bu şehir de tıpkı aslında Gelsenkirchen gibi,Dortmund gibi,Aue gibi, Newcastle gibi,
maden kültürünün içine doğmuştu.
*
Ama aradaki fark şuydu:
Avrupa’da maden şehri takımları profesyonelce yönetilip, şehrin, halkın el birliğiyle omuzlanırken;
bizde Zonguldakspor kulübü kötü yönetimler, ilgisizlik sonucu yıllar boyunca yalnızca taraftarın omuzlarına kalmış.
Kara elmasın üzerine kurulan bir şehir…
Ama kulübü,bir türlü kendi elması olamadı.
*
Bugün Avrupa’da madenci takımları hâlâ ayakta:
Schalke, Erzgebirge Aue tökezler, yine de geri döner.
Borussia Dortmund büyür dev olur.
Newcastle, madenci çocuklarının yüzyıllık ruhunu taşıyarak Avrupa’ya yürür.
Peki Zonguldak?
Madenler artık o kadar aktif değil.
ocaklar sadece yüzde 20-30 kapasitede ve sönmeye devam ediyor.
ama asıl sönen:
Şehrin ekonomik durumu, futbol hayali ve geleceği değilmi?
Oysa futbol bu şehirde de bir nefes borusu olabilirdi.
Madencinin çocuğu için umut,
şehrin gençleri için kimlik,
taraftar için gurur olabilirdi.
Ama olmadı(!)
*
Zonguldakspor sahaya çıktığında forma sadece kırmızı-lacivert değildi!
O forma, yerin altında kaybedilmiş babaların, omuz omuza çalışan işçilerin, evine kömür kokusuyla dönen insanların hikâyesi idi aslında.
Çabuk unutuldu!!!
Avrupa bunu sahiplenirken,
biz niye sahiplenemedik?
Bir şehrin insanı bu kadar mı kaderine terk edilir?
Bir maden kültürü bu kadar mı kolay sahipsiz bırakılır?
Anlamak mümkün değil!
*
Maden şehirleri dünyanın en sadık, en gururlu tribünlerini yaratır.
Çünkü o tribünde oturan insan, hayatında her gün ölümle göz göze gelmiştir.
O insan için futbol; eğlence değil, nefes alma alanıdır.
Zonguldakspor halkı ile kaderleri aynı olan Avrupa kulüpleri doğru yönetimler neticesinde EKMEĞİNİ YERİN ALTINDAN çıkaran insanlar ile tam manası ile kenetlendi.
Kara elmasın üzerinde yükselen kulüpleriyle marka oldu.
Türkiye ise olmadı…
Ama şunu bilmek gerekir:
Bir gün Zonguldak yeniden ayağa kalkacaksa,
bu sadece madenden değil,
o madenin çocuklarının tribünde yeniden yan yana durmasından başlayacaktır.
Bence “Kara elmas, ışığını kaybetmedi.
sadece yeniden parlatılmayı bekliyor” diye düşünmek istiyorum?