Bayramın üçüncü günü İstanbul’da güneşli pırıl pırıl bir hava var. Ve bu atmosferde Konyaspor’un maçı. Hafta içinde Adana Demirspor karşısında evimizde hakemin biçtiği Yeşil-Beyazlılar mutlak kazanmak için sahaya çıkıyor. Bizde her şeyimizi bıraktık bu maça kilitlendik. Ama öyle bir maç ki zaman zaman pişmanlığım tavan yapıyor. İki taktım içinde sanki orta saha yok. Topu ayağına alan şişiriyor. Ya da topu alan taaa rakip ceza alanına kadar giriyor. Ne bir ikili mücadele var ne de kıran kırana bir top savaşı. Bu kalitesizliğin en büyük nedeni de her iki takım oyuncularının akıl almaz pas hataları ve top kayıpları. Derken rakip takımın tamamen defansın ve kaleci Sehic’in seyretmesi ile mağlup duruma düşüyoruz. Bu golden sonra biraz daha kanatları kullanmaya çalışıyoruz. Ev sahibi takımın tek kelime ile mecali yok. Kolu kanadı kırık güvercin gibi. Ayakta duruyor ama her an yıkılmayı bekliyor sanki. Ve çok geçmeden önce Calvo ardından da Mame Diouf ile ilk yarıyı önde tamamlıyoruz.
İkinci yarı futbol adına ilk yarıdan çok daha kötü ve kalitesiz. Temsilcimiz buna rağmen rakip kalede öyle gol fırsatları yakalıyor ki bunları kaçırmak atmaktan çok daha zor. Ama Yeşil-Beyazlılar sanki topu kaleye atmamak için direniyorlar. Sonunda üç altın puan bizim oldu. Mutluyuz. Ama şunu açık ve net söylemek istiyorum ki bu maç Konyaspor’un olmasaydı yemin ediyorum bu işkenceyi çekmezdim. Hiçbir şey yapamasaydım Tom ve Jerry çizgi filmini seyreder hiç değilse eğlenirdim.