Konya
Parçalı bulutlu
3°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
50,1575 %0.20
55,9367 %-0.62
6.556,39 %-0.60
Konya Postası Gazetesi Spor ÖFKE VE NEFRETİNİZİ YOK EDİN

ÖFKE VE NEFRETİNİZİ YOK EDİN

Toplum hayatımızı, aile ve çalışma ortamlarımızı mutsuzlaştıran, anı yaşamak ve ileriye dönük başarıya yönelinmesi gereken planların yapılması yerine, sürekli geçmişi yönetmek, geçmişte ki mutlu anları hatırlamak ve yaşamak yerine, bilinçaltımızdaki olumsuzluklarla yaşamayı ve hayatı ona göre şekillendirmeyi düşünüyoruz. Bu tür yönetim şekilleri huzursuzlukları ön plana çıkartmaktadır

ÖFKE VE NEFRETİNİZİ YOK EDİN
Okunma Süresi: 7 dk

İnsan hayatında inişli çıkışlı grafikler çizer. Kimsenin düz bir çizgi üzerinde yürüdüğünü, zikzaklar çizmeden gittiğini düşünmemiz zordur. Öyle zamanlar gelir ki mutlu kurulan bir ailede oluşabilecek sıkıntılara göğüs germek, eşler arasında dayanışma, hoşgörü ve sabrı gerektirir. Hiçbir şey her zaman pos pembe yürümez. İş sıkıntıları, trafik stresi, ödemeler, bitmemiş işler, karamsarlıklar, bıkkınlıklar yaşarız. Bu yaşadıklarımız üst üste yığıldıkça, geçen zaman süresince hepsi birer zihni meşgul eden ve zihni yoran, ilişkilerin üzerine binen kâbuslar olmaktadır.

Geçmişe yönelmek, anlık mutlulukları kaybetmemize neden oluyor. Çünkü geçmişte yaşanılan ufak bir hata, öfkemize neden olur, problemlerin bitmeyip mutlu olmamaya neden olur. Çünkü tüm bu olumsuzluklar ve öfkeli halimiz bizim enerjimizi alır, sağlıklı düşünceden yoksun bırakır, mutluluk adına olması gereken, kullanılacak enerjiden yoksun kalırız. Bu sağlıksız düşünce ve enerji yoksunluğu gerçekçi olmayı, adil davranmayı, karşımızda ki kişi ya da kişilerle kuracağımız empatiyi ve göstereceğimiz hoşgörüyü yok eder.

Akıllı insan mutsuz olmak istemez. Geçmişte kalan mutsuzlukları da aklına getirip, mutsuzluğunun parçası olarak yaşadığı hayatın kıymetini bilmeden yaşamak istemez. Ama egolar ve benlik davası ön plana çıkınca, ileride ortak yaşamayı düşündüğü mutluluğa dönük planlar yapmak yerine, saplantı halinde geçmişi kurcalamak ve “ben haklıyım” düşüncesiyle kopukluklar yaşar, takılı kaldığı olumsuzlukla hayatını mutsuz olarak devam ettirir.

Kim hatalı diye sorarsanız hep sen, kim haklı diye sorduğunuz zaman cevap belli, her zaman aynı cevap ”ben”. Ne yazık ki “biz” olma kavramını kaybetmiş birlikte yaşamanın ve paylaşmanın önemini yitirmişiz.

Öfke, nefret ve geçmişte yaşanan tüm olumsuzlukları bir yana bırakıp, biz olma düşüncesi dâhilin de adil, hatalarınızı kabul edip, saygı, sevgi ve hoşgörü çerçevesinde mutluluk getirecek bir yolculuğa ne dersiniz? Sizce çok mu zor, savaş baltalarını gömmek yerine yakmak, yok etmek, keskin kılıçları eritir gibi dilleri susturmak, karşılıklı anlayış içerisinde hayatın kalan zamanında mutlu yaşamak? Çok mu zor, ben sen yerine biz diyerek ortak paydalarda buluşup, kısır çekişmeler ve geçmişe esir olmak yerine, mutsuzluğun devamlı olmasını engelleyip, gelecekte mutluluk adına adım atmak. Sağlıklı ilişkilerin oluşabilmesi için geçmişin esaretini, mutsuzluğunu unutup, geleceğe yönelik saygı ve sevgiyle mutlu ilişkilerin temelini atmak, karşılıklı fedakârlıklarda bulunmak, çok mu zor?

Öfke ve nefretlerinizi gizlemek için yüzünüze taktığınız maskeleri çıkartıp gerçek mutluluğu bulmayı deneyin ve iç huzurunuzu yakalayarak, bu öfke ve nefretten kurtulun. Sizi şiddete ve mutsuzluğa sürükleyecek hoşgörüsüzlük, saygısızlık gibi gülümsemeyi unutturacak şeylerden de uzak durun. Siz ne kadar maskelerinizin arkasına sığınırsanız sığının, evinizde eşiniz, çocuklarınız ve çalışma ortamınızda ki insanlar bunun farkında oluyor, yaydığınız negatif enerjinin olumsuz etkilerini görüyorsunuz.

İsterseniz geçici öfkeyle yaptığımız hataların bize nasıl olumsuzluklarla yansıdığını görmek ve öfkemizin kaynağının kendimiz olduğunu ve bu bir anlık öfkenin tolere edilmemesinden kaynaklanan zincirleme gelen hataları ve olumsuzlukları gösteren, 90/10 kuralını okuyup kendimizi sorgulayalım. Bakalım kim yazıda kendini bulabilecek ve işte bu benim diyecek?

90/10 KURALI

Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor. Bu olay tamamen sizin kontrolünüz dışında gelişiyor ama bundan sonraki süreç, tamamen sizin davranışınıza göre belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü için bağırıyor, kaba bir şekilde kızınızı azarlıyorsunuz. Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için eleştiriyorsunuz. Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz. Aşağıya indiğinizde kızınızı, ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor. Eşinizin ise gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza koşuyorsunuz ve kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç kaldığınız için saatte 30 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 40 km hızla gidiyorsunuz. 75 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için ödediğiniz 60$ trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz. Kızınız size ‘Hoşçakal’ demeden binaya koşuyor. Ofise 20 dakika gecikmeyle geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz korkunç bir şekilde başladı. Öyle de kalmıyor, devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve kızınızla olan ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.

Peki, gününüzün kötü geçmesinin ve farklı düşüncelerin, yani eşinizle ve kızınızla olan ilişkinizin arasına sıkışmanızın ve kötü gün geçirmenize sebep olan şeyler zinciri nelerdi? Başlıca sebebi, sabahleyin nasıl tepki verdiğinizle kötü gün başladı ve arkası geldi.

A) Kahve sebep oldu

B) Kızınız sebep oldu

C) Polis sebep oldu

D) Siz sebep oldunuz

Cevap ‘D’ şıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu. Sizin gününüzün kötü geçmesinden sonraki o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu. Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize kahve döküldü ve kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe ‘Tamam tatlım, bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek’ diyorsunuz. Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip, evrak çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor.

Siz ve eşiniz işe gitmek için birlikte çıkmadan önce güler yüzle vedalaşıyorsunuz. Daha mesai başlamadan önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam veriyorsunuz. Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor.

Farka bakın. Farkı gördünüz mü? İki farklı senaryo, ikisi de aynı başladı. İkisi de farklı gelişip farklı bitti. Birinde öfkeyle kalkanın zararla oturduğu ve zararının gün boyu kendisine yansıdığını, öfkeden kaynaklanan kırgınlıklar, mutsuzluk, başarısızlık ve üzüntü var. İkincisinde hoşgörü ile tolere ederek, nasıl davranılması gerektiğini tatlı bir dille anlatan baba ve kırgınlık olmadan durumu idare etmesi, sonucunda bunun güne yansıması ve günün mutlu olarak devam etmesi var.

Olumlu veya olumsuz yapacağımız tepkilerimizin sonucunu sadece kendimiz yaşamıyor, içinde bulunduğumuz öfkemiz, hayatımızın her anına yansıyor. İşte bu yansıma, olumlu ya da olumsuz olarak davranışlarımızı şekillendiriyor. Olumlu davranışlarımız kontrolümüzü sağlamamızdan kaynaklanıyor, bakış açımız ve hoşgörümüzden dolayı mutluluk oluyor. Bu kontrolü sağlayamamamız durumunda ise başımıza gelen olayın öfkesi, bakış açımızın olumsuz olmasıyla mutsuzluk adına yanlış bir adım oluyor. Yani her iki durumda mutlu olmayı ve mutsuz olmayı insanın kendisi belirliyor.

İlk olay, kontrolümüz dışında gelişiyor, ama gelişen olaylara bakış açımız ve yaklaşımımız, nasıl tepki verdiğimizin sonucunda ortaya çıkan durum ve sonuçlar, kendimizden kaynaklanıyor. Çok azımız bunun farkındadır. Sonuçta, pek çok insan gereksiz yere stresten, dertlerden, acelecilikten, problemlerden kaynaklanan baş ağrısından acı çekmektedir.

Peki, bu 90/10 kuralının sırrı nedir?

Hayatın %10'u, sizin başınıza gelenlerden oluşur. Hayatın diğer %90'ına ise sizin bu başınıza gelenlere bakışınıza ve nasıl davrandığınızla karar verilir. İnsanlar anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar. Arabalar bozulurlar. Uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst ederler. Trafikte bir sürücü canınızı sıkabilir vs.

Bu %10'luk kısım tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir. Diğer %90'lık kısım farklıdır. Diğer %90'lık kısmı siz belirlersiniz. Nasıl? Olaylara bakışınızla, yaklaşımınızla, nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak. Gerçekten olanların %10'unda hiç bir kontrolünüz yok. Diğer %90'ı ise sizin tepkinizle belirlenir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız