Konya
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
Konya Postası Gazetesi Kültür - Sanat Kuzeyin Vahşi İnsanları; Vikingler

Kuzeyin Vahşi İnsanları; Vikingler

Viking Çağı (MS793-1066), İskandinav denizcilerinin Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika kıyılarına uzanan askeri akınları, gelişmiş denizcilik teknolojileri ve küresel ticaret ağlarıyla dünya tarihini kökten değiştiren bir dönemdi

Kuzeyin Vahşi İnsanları; Vikingler
KAYNAK: Emre YAVUZ
Okunma Süresi: 10 dk

Vikingler, bugünkü İsveç, Norveç ve Danimarka topraklarını kapsayan İskandinavya yarımadasında yaşamış Kuzey Germen halklarıdır. Yaşadıkları coğrafya dağlık, ormanlık ve tarıma elverişsiz sert iklim koşullarına sahipti. Bu durum, toplulukları hayatta kalabilmek için deniz kaynaklarına yönelmeye ve denizcilikte uzmanlaşmaya zorladı. Viking toplumu üç ana sınıftan oluşuyordu:

  • Jarls (Soylular): Toprak sahibi, askeri ve siyasi gücü elinde tutan liderler.
  • Karls (Özgür Köylüler): Tarım, hayvancılık, demircilik ve ticaretle uğraşan, savaş zamanı orduya katılan sınıf.
  • Thralls (Köleler): Savaşlarda esir alınan veya borç yüzünden köleleşen, en ağır işleri yapan alt sınıf.

MS 8. yüzyılın sonlarında İskandinavya'da nüfus hızla artmaya başladı. Kısıtlı tarım arazileri bu nüfusu doyurmaya yetmiyordu. Ayrıca İskandinav kabileleri arasındaki güç mücadeleleri ve çok eşlilik geleneği, topraksız ve servetsiz kalan genç erkek nüfusunu artırdı. Zenginleşme arzusu ve yeni yerleşim yeri arayışları, gelişmiş gemi teknolojisiyle birleşince tarihin en büyük yayılma hareketlerinden biri başladı.

Tarihçiler, Viking Çağı’nın başlangıcını resmi olarak 8 Haziran 793 yılı kabul eder. Bu tarihte Norveç kökenli savaşçılar, İngiltere’nin doğu kıyısında bulunan kutsal Lindisfarne Manastırı'na acımasız bir baskın düzenledi. Korunmasız keşişlerin öldürülmesi, kutsal hazinelerin yağmalanması ve manastırın yakılması Hristiyan dünyasında derin bir şok yarattı. Bu olay, sonraki üç yüzyıl boyunca sürecek olan Kuzeyli terörünün ilk perdesiydi.

Vikinglerin küresel çaptaki başarısının arkasındaki en büyük güç, gemi yapımındaki devrimsel mühendislik zekasıydı. "Drakkar" veya "Langskip" (Uzun Gemi) olarak adlandırılan bu tekneler, meşe ağacından yapılan esnek ve hafif gövdelere sahipti.

Hem yelken hem de kürek gücüyle giden bu gemiler, açık denizleri aşabildiği gibi nehirlerin içlerine kadar ilerleyerek kıta Avrupası'nın kalbine saldırı imkânı tanıyordu.

Viking askeri doktrini hız, baskın unsuru ve acımasızlık üzerine kuruluydu. Büyük ordularla meydan savaşı yapmak yerine, istihbarat topladıkları savunmasız kıyı kasabalarını ve manastırları hedef alıyorlardı. Sabah sisinden yararlanarak nehirlerden hızla sessizce yaklaşıyor, ganimeti alıyor ve yerel ordular toplanamadan denizlere geri dönüyorlardı. Savaş meydanlarında kullandıkları baltalar, kaliteli çelik kılıçlar ve yuvarlak kalkanlar ölümcüldü. "Berserker" adı verilen, ayı veya kurt postu giyen ve trans halinde savaşan özel savaşçılar, düşman askerleri üzerinde devasa bir psikolojik yıkım yaratıyordu.

Viking yayılması üç farklı coğrafi kolda, üç farklı İskandinav halkı tarafından yürütüldü:

Danimarkalı Vikingler gözlerini Britanya Adaları'na ve Frank Krallığı'na dikti. İngiltere'de "Büyük Kafir Ordusu" kurarak adanın büyük kısmını ele geçirdiler ve burada Danelaw (Dane Hukuku) bölgesini kurdular. Fransa'da ise Paris'i defalarca kuşattılar. Çaresiz kalan Frank Kralı III. Charles, MS 911 yılında Viking lideri Rollo'ya kuşatmayı kaldırması ve krallığı diğer Vikinglere karşı koruması şartıyla kuzeydeki toprakları verdi. Bu bölgeye "Kuzeylilerin Ülkesi" anlamına gelen Normandiya adı verildi.

Norveçli Vikingler açık denizlere yelken açtılar. 9. yüzyılda İzlanda'yı, ardından efsanevi lider Kızıl Erik önderliğinde Grönland'ı sömürgeleştirdiler. Kızıl Erik'in oğlu Leif Erikson, MS 1000 civarında Christopher Columbus'tan yaklaşık 500 yıl önce Kuzey Amerika kıtasına (bugünkü Kanada - Newfoundland) ulaştı ve buraya "Vinland" (Şarap Ülkesi) adını verdi. Burada kalıcı olamasalar da okyanus aşırı denizcilik tarihinin zirvesine ulaştılar.

İsveçli Vikingler (Varegler veya Ruslar) doğuya yönelerek Baltık Denizi üzerinden Dinyeper ve Volga nehirlerini takip ettiler. Kiev ve Novgorod gibi şehirleri kurarak bugünkü Rusya ve Ukrayna'nın temeli olan Kiev Knezliği'ni oluşturdular. Karadeniz'e inerek Bizans İmparatorluğu ile hem savaştılar hem de ticaret yaptılar. İstanbul'a (Miklagard) kadar gelen Vikingler, Bizans İmparatoru'nun kişisel muhafız alayı olan ünlü Vareg Muhafızları olarak görev yaptılar.

Vikinglerin yaşamı ve savaşçı ahlakı, çok tanrılı Kuzey mitolojisiyle şekillenmişti. Dünyanın devasa bir dünya ağacı olan Yggdrasil üzerinde yükseldiğine inanırlardı. En büyük tanrı, bilgelik ve savaş tanrısı Odin'di. Onun oğlu Thor, yıldırımları kontrol eden ve insanlığı koruyan güçlü bir savaşçıydı. Savaşta kahramanca ölen savaşçıların, Odin'in muazzam salonu Valhalla'ya götürüleceğine ve orada kıyamet günü (Ragnarok) gelene kadar ziyafet çekip savaşacağına inanırlardı. Bu inanç, Vikinglerin ölümden korkmamasını ve savaş meydanlarında ölümcül olmalarını sağlıyordu.

Vikingler kaba ve ilkel bir topluluk olarak yansıtılsa da gelişmiş bir ahşap işçiliği, metalurji ve tekstil sanatına sahiptiler. Runik alfabe (Futhark) adı verilen bir yazı sistemleri vardı ancak bunu genellikle mezar taşları ve anıtlara kısa yazılar yazmak için kullandılar. Tarihlerini, mitlerini ve büyük kralların hikayelerini Saga adı verilen sözlü edebiyat ürünleriyle nesilden nesile aktardılar. Bu hikayeler daha sonra 13. yüzyılda yazıya dökülerek günümüze ulaştı.

Viking toplumunda kadınlar, dönemin Hristiyan Avrupa'sına kıyasla çok daha geniş haklara sahipti. Erkekler aylarca deniz aşırı seferlerdeyken çiftlikleri, mülkleri ve köyleri kadınlar yönetirdi. Kadınların boşanma hakkı, mülk edinme ve miras hakkı bulunuyordu. Arkeolojik kazılar, bazı Viking kadınlarının tıpkı erkekler gibi silah kuşanarak savaşlara katıldığını ("Shieldmaidens" - Kalkan Kızları) kanıtlamıştır.

Viking dünyası, Hristiyan misyonerlerin faaliyetleriyle dönüşmeye başladı. Viking kralları, Avrupa'daki monarşilerle siyasi ittifaklar kurmak ve merkezi otoritelerini güçlendirmek için kitleler halinde Hristiyanlığı kabul etmeye başladılar. Mavi Diş (Blue-tooth) lakaplı Danimarka Kralı Harald, Danimarkalıları Hristiyan yapan ilk kral oldu. Eski pagan inançları zamanla gücünü kaybetti, tapınaklar yıkıldı ve kiliseler inşa edildi. Bu durum, Vikingleri yağmacı kimliklerinden uzaklaştırarak yerleşik Avrupa feodal sisteminin bir parçası haline getirdi

Viking Çağı'nın sonunu getiren tarihi dönüm noktası 25 Eylül 1066 yılında gerçekleşen Stamford Bridge Savaşı'dır. Norveç'in son büyük Viking Kralı Harald Hardrada, İngiltere tahtı üzerinde hak iddia ederek adayı işgal etti. Ancak İngiltere Kralı Harold Godwinson tarafından Stamford Köprüsü'nde bozguna uğratıldı ve savaş meydanında öldürüldü. Bu yenilgiyle birlikte İskandinavların Britanya üzerindeki büyük istila ve yağma dönemi kalıcı olarak kapandı.

Vikingler arkalarında sadece yıkım değil, küresel bir kültürel entegrasyon bıraktılar. Bugün Dublin, York ve Kiev gibi büyük şehirlerin temellerini Vikingler atmıştır. Denizcilik rotaları, haritacılık ve uluslararası ticaret ağlarının gelişmesinde öncü rol oynadılar. Normandiya'ya yerleşen Viking torunları (Normanlar), daha sonra İngiltere'yi fethetti, Sicilya'da krallık kurdu ve Haçlı Seferleri'nde kilit rol oynayarak modern Avrupa tarihini şekillendirdi

Viking toplumları köylü topluluklarıydı. Toprak sahibi olmak çok önemliydi; sosyal konumunuzu, tarihinizi ve kaderinizi belirliyordu. Çiftlikte temel topluluk büyük aileydi. Birey olmak her şeyden önce bir aile topluluğuna ait olmak ve ailenin eylemlerinden sorumlu olmak anlamına geliyordu. Bir bireyin sosyal statüsü, aile içindeki konumuna bağlıydı. Kadınlar çiftlikte hane halkını yönetirken, erkekler tarlaları sürerdi. Hem erkekler hem de kadınlar zengin ve güçlü olabilirdi.

Viking toplumları, "Things" adı verilen yerel meclisler tarafından yönetiliyordu. Bu meclislerde önemli siyasi konular tartışılıyor, yasalar çıkarılıyor ve yasaların çiğnenmesi durumunda verilecek cezalar belirleniyordu. Özgür Vikinglerin hepsi bu meclislere katılabiliyor ve konuşma yapabiliyordu. Bu meclisler genellikle yılda bir kez toplanıyordu.

Ağırlıklı olarak sözlü bir toplum olan Vikinglerde herkes okuma yazma bilmiyordu. Ancak Vikingler hakkında bilgi, yazılı tarih bırakmadıkları için parça parça bir araya getirilmiştir. Sadece taşlara, tahta veya metal nesnelere runik harflerle kazınmış kısa yazıtlar bırakmışlardır. Bildiklerimizin çoğu, genellikle yüzyıllar sonra başkaları tarafından yazılan anlatılardan, arkeolojik buluntulardan ve dil, yer adları ve sanat gibi şeylerin incelenmesinden gelmektedir.

Mezarlardan çıkarılan tekstil parçaları, basit tarım ortamlarında bile sadece yün değil, ipek ve ketenin de bulunduğunu göstermektedir. Tekstiller genellikle bitkisel maddelerle boyanır ve boyalar büyük ölçüde yerel floraya dayanır. Runik yazılar ve resimli taşların pigment analizleri, bunların da renkli olarak boyandığını ortaya koymaktadır. Viking çocukları, Viking köyündeki deneyimli yaşlıların anlattığı hikayelerden (destanlardan) öğrenirlerdi. Topluluktaki yaşlılarla vakit geçirerek tekne yapımı ve dokuma gibi önemli beceriler öğrenirlerdi.

Viking pazar kasabaları, Vikinglerin ustalaştığı zanaatların –ağaç işçiliği, demircilik ve metal işçiliği, kemik ve boynuz işçiliği– büyük merkezleri haline geldi. Viking zanaatkarları tekstil, metal (dövme demir, çelik ve değerli metal), ahşap, kemik ve boynuz, deri, cam ve seramik gibi birçok farklı malzeme kullandılar. Ham maddelerini en iyi şekilde işleme konusunda yetenekli ve bilgiliydiler. Zanaatları, kadim öğrenme ve geleneklerin bir sonucuydu. 

Zanaatkarlığın tipik bir unsuru, yabancı ülkelerden elde edilen bitmiş ürünleri dönüştürme yeteneğiydi. Bu tür nesnelerin başlangıçta belirli bir işlevi vardı, ancak Viking Çağı kültüründe farklı bir anlam kazandılar. Zanaat, özellikle metal zanaatı, mitolojik bir öneme sahipti; Aesir/tanrılar metal döverdi. Bu bağlamda dövmek, yaratmak veya yapmak anlamına gelir. Tanrılar bir anlamda zanaatkâr olarak kabul ediliyordu ve metalin işlenmesi, dünyayı değiştirmenin bir yolu olarak tanrılar tarafından yaratılmıştı. Bu nedenle, zanaatkârların dünyadaki belirli güçleri kontrol eden ritüellere de hâkim olmaları gerekiyordu.

Vikingler, güçlerini ve zenginliklerini temsil etmek için boyunluklar, broşlar ve pelerin iğneleri gibi takılar takarlardı. Ayrıca, Vikinglerin düğme veya fermuar kullanmadığı için kıyafetlerini tutmakta da çok işe yararlardı! Seyahatlerinde gümüş ve boncuk gibi değerli eşyalar toplar ve bunlarla kendi takılarını yaparlardı. 

Vikingler, çizmelerini yumuşak ve su geçirmez tutmak için birkaç günde bir koyun veya diğer hayvanların yağını keçi derisinden yapılmış çizmelerine sürerlerdi. Vikingler buz patenini severlerdi ve paten bıçaklarını hayvanların (örneğin inek ve atların) bacak ve ayak kemiklerini oyarak yaparlardı.

Viking savaşçıları kiliselerden ve manastırlardan hazineleri yağmaladılar, rahipleri ve keşişleri ise öldürmek veya köle olarak satmak üzere yakaladılar. Farklı bölgelerden gelen Vikingler arasında birlik yoktu: birbirleriyle de düşmanlarıyla olduğu kadar şiddetli bir şekilde savaştılar.

Kılıçlar onların en değerli eşyalarıydı. Onlara 'Bacak ısıran' ve 'Yılan' gibi isimler vermişlerdi. Kılıçların bıçakları her iki taraftan da keskindi ve 90 cm'ye kadar uzundu. 

Kızıl Erik

Erik Thorvaldsson, Büyük Erik veya yaygın olarak bilinen adıyla Kızıl Erik en ünlü ve en vahşi Vikingler arasında. Kızıl Erik’in bu isimle bilinmesinin sebebi, kızıl renkteki saçları ve sakalı. Kızıl Erik, ününü Grönland’ı keşfetmesine ve burada bir yerleşim kurmasına borçlu. Vahşi bir Viking olarak anılmasını ise aile geçmişine. Çünkü Kızıl Erik’in babası işlediği cinayetler yüzünden Norveç’ten sürgün edilmiş bir adamdı. Yıllar sonra, Kızıl Erik de tıpkı babası gibi, cinayet işlemek suçundan sürgün edilmiş ve bu sürgünün sonunda Grönland’ı keşfetmişti.

Leif Erikson

Kızıl Erik’in oğlu Leif Erikson, ailenin kanlı tarihinde beyaz bir sayfa açan üyesi. Leif Erikosn, büyükbabası ve babasından farklı olarak katletme duygusu değil, keşfetme duygusu yüksek olan bir Viking. Leif Erikson, sahip olduğu büyük merak ve keşfetmeye olan tutkusu sebebiyle Kristof Kolomb’dan tam 500 yıl önce Amerika’ya ayak basmıştı. Bu sebeple, Erikson Amerika’ya yani Yeni Dünya’ya ayak basan ilk Avrupalı olarak kabul ediliyor. Leif Erikson, vahşi olmadan da ünlü bir Viking olunabileceğini ispatlıyor.

Freydis Eiriksdottir

Kızıl Erik’in kızı Freydis hakkında sınırlı sayıda bilgi mevcut. Buna rağmen, Freydis’in “babasının izinden” giden bir Viking olduğunu söylemek mümkün. Vikinglerin Amerika’yı keşfetmesini anlatan destana göre Freydis, Amerika’nın keşfi sırasında kardeşi Leif Erikson’un yanındaydı. 

Ragnar Lothbrok

Ragnar Lothbrok, en ünlü Vikingler arasında bulunuyor. Bu korkusuz Viking kralı aynı zamandan oldukça hiddetli bir Viking savaşçısıydı. Ragnar Lothbrok’un 9. yüzyılda başta İngiltere olmak üzere pek çok farklı bölgeye seferler düzenlediği biliniyor. Bu seferler sırasındaki başarıları ve elbette vahşiliği, yüzlerce yıl anlatıldı. Ragnar Lothbrok hakkındaki hikâyeler onun yıllar içerisinde gerçek bir efsaneye dönüşmesine neden oldu.

Harald Hardrada

Norveç Kralı Harald’ın lakabı “Hardrada” sert hükümdar anlamına geliyor ki bu lakap Harald için son derce uygun. Çünkü Harald Hardrada’nın hükümdarlık anlayışı neredeyse sadece öfke ve askeri kuvvetten oluşuyordu. Buna rağmen 1046’da Norveç tahtını ele geçirdikten sonra uzun bir barış ve ilerleme dönemi sağlamayı başarmıştı. Elbette, bunda Harald Hardrada efsanevi öfkesinde duyulan büyük korkunun da önemli bir payı vardı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız