Konya
Hafif yağmur
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2057 %0
53,0405 %-0.11
6.703,28 % -0,19
Ara

Konya’nın Yürüyen Çınar’ı, Köklü Hafızası Göç Etti…

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Yapma be üstad, olmadı! Olmadı Koca Çınar, olmadı! Bu ani gidiş hiç olmadı… İnanamadım ilkin... Dostlarının sayfalarına baktım, maalesef doğruydu, acı haber anında yayılmıştı. Şaka gibi bir veda ediş... Benden bir kaç kuşak öncesi olsan da ne güzel sohbetler ederdik, saatlerce. Günde üç paket sigara içer ve gülerek derdin, "Melahat Hanım, gün gelecek doktorlar sigarayı reçeteye yazacaklar". Bir de şöyle derdin, "Konya'nın dışına çıkmıyorum. Konya'dan ayrılırsam, Konya'yı çalacaklar sanıyorum". Bilmem artık Konya'yı çalarlar mı... Çalamazlar be usta, çalamazlar, çünkü Konya Folkloru'nu yazdın yüzlerce sayfa kalınlıkta. Sadece o mu... Kitaplarının sayısını unuttum. Konya'yı çalmazlar ama Konya çınarı olan sen, Konya bekçiliğinden ve hadimliğinden feragat ettin, göç ettin gittin.
Hakkımda ne çok yazılar yazdın, köşe yazısı olarak, tüm sayfa olarak, özel ansiklopedi fasikülü yazısı olarak... Şimdi o yazdıkların hüzün yüklü anılar zinciri olarak hafızama eklemlendi. Bir yazında, "Melahat Ürkmez aydın namusuna sahip, gerçekleri korkmadan kaleme alan, kitaba döken cesur bir yazar" diye betimlemiştin. Ve takdirlerinin sonuna da eklemiştin, "Aslında iltifat cimrisiyim" diye...
Seninle birkaç kere tevizyon programı çekmiştim. Anlatacağın anılar, vereceğin mesajlar o kadar çoktu ki bir proğrama sığmayacak kadar... Bir tv programımda gençlik yıllarındaki aşklarını anlatmaya başlamıştın. Demiştim, "Seyit Bey bakın bu anlattıklarınızı eşiniz Elmas hanımefendi duyacak, seyredecek ona göre". Gülümsemiştin, "Elmas Hanım kaptı işte beni" demiştin. Daha sonraki görüşmemizde sormuştum, "Elmas hanım çektiğimiz programı izledi mı? Nasıl tepki verdi?" diye. Yine gülümsemiştin, "Beraber izledik, çok hoşuna gitti" demiştin. Zira programda
üniversite yıllarında Alaeddin Tepesi'nden aşağıya doğru onlarca merdivenden motosikletle ve arkanda kız arkadaşınla nasıl indiğinizi, kız arkadaşının ve kendinin kolunuzun bacağınızın nasıl kırıldığını da anlatmıştın. Daha pek çok aşk anıları...
Boş ver be üstad... Yaşını net bilmesem de seksenin üzerinde diye tahmin ediyorum; dolu dolu geçmiş ama hiç yaşlanmamış, eskimemiş, eksilmemiş bir seksen yıl...
Şöyle bir baktım da fotoğraf albümüme ne çok anımız var. Neler canlandı gözlerimde... Sık sık işyerime ziyaretime gelirdin. Bazen de telefon açardın, "Melahat Hanım meşgulsündür, kısa keseceğim" derdin. Derdin demesine ama en az yarım saat, bir saat konuşurduk" Edebiyatın uzandığı her alan... Tarih, eğitim, hukuk, siyaset, felsefe, tıp... Paylaşacakların öyle çoktu ki... Öyle birikimliydin ki... Ayrıca ortak bir yanımız da vardı; 12 Eylül öncesi, o kardeşin kardeşi kırdığı, kan gölüne dönen kahrolası yılları birebir fiilen yaşamıştık. O yıllarda ben 17-18 yaşlarındaydım. Sen ise o yıllarda söylediğine göre 30'lu yaşlarda aktif bir gazeteciymişsin. Tanışmasak da yaşanan olayların içinde, çoğu zaman aynı meydanlarda bulunmuşuz. Konuştukça bu aynilikleri keşfetmiştik. Ne çok konuşurduk o yılları...
Hiç eli boş gelmezdin işyerime, küçücük de olsa bir hediyen olurdu. Hediyelerin daha bir önem kazandı göç haberini duyunca... O kimselere vermediğin belgelerin fotokopisini kendin çektirir ciltletir bana getirirdin. Bir keresinde de yine bir televizyon programı sonrasında insört görüntüler almıştı kameraman. Onları istemiştin benden. Montaj dairesinden alıp sana vermiştim. Onları ikişer tane tab ettirmiş, birer tanesini de bana getirmiştin. Eskiden fotoğraf makinasından filmi çıkarıp tabettirdiğimiz gibi. Dijital uçar fotoğraf elde kalır dercesine...
Daha yapacağın çok şey vardı oysa... Yazacağın çok kitap vardı ama neylersin sayılı nefes Şeb-i Arus haftasında sona erdi. İnşallah senin de vefatın Şeb-i Arus'un olur. Yerin doldurulmaz biliyorum Konya'nın koca çınarı, köklü hafızası... Eşine, çocuklarına ve sayısız sevenine Allah sabır versin. Mekanın cennet, kabrin nur olsun inşallah.
Melahat Ürkmez.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *