Konya
Az bulutlu
18°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,1617 %0.06
55,2080 %-0.23
6.542,66 %-0.00

KURUNTULAR DÜNYANIZI KARANLIKLARA İTMESİN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kuruntu: Gerçeklere değil, varsayımlara dayanarak olaylar hakkında olumsuz düşünceler üretme ve bu düşünceleri zihinde büyütme eğilimidir.

Etrafımızda yaşayan topluma karşı hatırı sayılır bir etki bırakmayı hedefliyorsak, varsayımlarla değil gerçekleri ortaya koyan bilgilerle hareket etmeliyiz. Böyle yaptığımız takdirde hem kendimizi geliştirir hem de bizden az da olsa faydalanacağına inandığımız insanlara doğru bir yol göstermiş oluruz.

Varsayımlarla düşünce üretmeye çalışan bir kimse, aklı ve mantığıyla hareket etmek yerine ne olduğu belli olmayan düşüncelerin peşinden gider. Böylece zihninde oluşan bulanıklığın farkına bile varamaz. İşte bu gereksiz düşünceler, insanların hayatlarını sürekli bir vehamet duygusu içerisinde sürdürmelerinin en önemli sebeplerinden biridir.

Toplumumuzda, insanların hayatında yer almayan bir olayı varmış gibi kabul etmek de bu eğilimin bir parçasıdır. Bu anlayış, yeri geldiğinde insanlar arasında büyük tartışmaların fitilini ateşlemektedir. Hatta ailelerin parçalanmasının temelinde yatan önemli sebeplerden biri olduğunu söylemekten çekinmeyeceğim.

Aileler, sözünü ettiğim bu lüzumsuz eğilimler yüzünden yıkılmakta; bunun bedelini ise çoğu zaman çocuklar ödemektedir. Dağılan ailelerde anne yanında kalan çocuk babaya, baba yanında kalan çocuk ise anneye düşman olarak yetiştirilmekte; nefret, o küçücük kalplere ileride nelere mal olacağı düşünülmeden ekilmektedir.

Bu durumlarda en fazla etkisi olanların, çoğu zaman annenin ya da babanın ailesi olduğunu gözlemliyorum. "Bunu neye dayanarak söylüyorsun?" diye soranlar olabilir. Ben hiçbir zaman gözlemlerime dayanmayan bir düşünceyi siz değerli okurlarımla paylaşmayı uygun görmedim. Bu değerlendirme de tamamen uzun yıllardır edindiğim izlenimlerin bir sonucudur.

Yani kuruntu, en başta gereksiz kıskançlıklara yol açarak ailelerin zarar görmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte toplumda aile kavramının yıpranmasına da büyük ölçüde zemin hazırlamaktadır.

İnsanlara anlatmak istediğim şudur: Aklımızdan geçen her düşüncenin nelere mal olacağını hesaba katmadan, telafisi mümkün olmayan kayıpları düşünmeden atacağımız adımlar, bizi çıkılması zor kuyulara sürüklemekten başka bir işe yaramaz.

Bir de aile içerisinde sıkça karşılaşılan başka bir durum vardır. Kadın ya da erkek, aklından geçirdiği bir işe yatırım yapmayı veya yeni bir başlangıç yapmayı amaçlar. Fakat çevresindeki bir ya da birkaç kişi, daha en başından onun moralini bozmak için ısrarcı tavırlar sergilemeye başlar.

Şahsa destek olmak yerine köstek olmayı tercih eder, ellerinden ne geliyorsa onu yapmaya çalışırlar. Bunu yalnızca bir gözlem olarak değil, bizzat yaşadığım bir tecrübe olarak siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.

Aslında gurur duymaları gerekirken, yolunu çizmek için mücadele eden bir insanın çöküşünü kolaylaştıran en büyük adımı kendilerinin attığını görmek istemezler. Üstelik yalnızlığa terk ettikleri insanı suçlamaktan da geri durmazlar.

Bunu neden söylüyorum? İnsanlara destek olun ki oldukları yerde saymasınlar. Girdikleri herhangi bir yolda yürürken bocalamak yerine koşar adım ilerleyebilsinler. Ne yazık ki bizim insanımızın bir kısmı tam tersini yapmayı tercih ediyor. Gereksiz kuruntularıyla kurulan en küçük hayale bile tahammül edemiyor. Düşen kim olursa olsun ona bir tekme de kendisi vuruyor, ardından da yıkılışını adeta büyük bir zevkle seyrediyor.

Toplumumuzun zihninde yer etmiş bazı düşünceler hiçbir zaman kaybolmuyor. Destek olmadığı hâlde, kaybeden kişiyi suçlamak için hemen, "Ben demiştim, bu işler sana göre değil, başarman imkânsız." sözlerini dile getirmekten geri kalmıyorlar. Fakat aynı insanın kazandığını görsünler; bu defa etrafını sarıp övgüler dizmeye başlıyorlar. "Bu adamın kazanacağı zaten belliydi, ben biliyordum." demeyi de ihmal etmiyorlar.

Madem kazanacağından bu kadar emindiniz, zamanında neden yanında olup onu desteklemediniz? İşte burada "boş atıp dolu tutmak" mantığı devreye giriyor. Yazık ki toplumumuzun bir kısmında bu anlayış hâlâ ön plandadır. Karşısındakini sadece uzaktan izler; kazanırsa bunu önceden bildiğini söylemeyi marifet sayar.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bunu bizzat yaşadığım için sizlerle paylaşıyorum. İnsanoğlunun zihnini gereksiz yere meşgul eden kuruntular, insanı yıkar ve yok eder. Onun için diyorum ki her zaman gerçekten yanımızda olacak insanlardan destek beklemek bizim yararımızadır. Bir öyle bir böyle düşünen kişiler ise hayatımız boyunca bizi ucu bucağı olmayan zifiri karanlıklara sürüklemekten başka bir işe yaramayacaktır.

Okul hayatını ilgilendiren örneklere değinmeden geçmenin, anlatmak istediğim konuda önemli bir eksiklik oluşturacağını düşündüğüm için çocuklarla öğretmenler arasındaki ilişkiyi de göz ardı etmek istemedim.

Okulda yeri gelir, bir öğrenci öğretmeni tarafından uyarmak amacıyla yanına çağrılır. Yanlış anlamalara müsait bir toplum olduğumuz için, hemen çocuk hakkında akıllara dahi gelmemesi gereken yorumlar yapmayı doğru kabul ederiz. Oysa düşünmediğimiz önemli bir nokta vardır. Öğretmenin yaptığı küçük bir uyarı hakkında ortaya atılan yersiz ithamlar, o çocuğu ileride hiç istemediğimiz noktalara sürükleyebilir.

Her şeyi biz biliriz mantığıyla hareket ettiğimiz için, öğrenci açısından faydalı olabilecek küçük bir uyarıyı bile olumsuz bir çağrışıma dönüştürmekten neredeyse haz duyan bir toplum hâline geldiğimiz gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Bilinmelidir ki öğrenci ile öğretmen arasındaki diyaloğun yanlış değerlendirilmesi hem çocuğun hayatında olumsuz eğilimlere yol açacak hem de öğretmenine karşı düşmanlık duymasına zemin hazırlayacaktır.

Burada anlatmak istediğim, yersiz bahanelerin ve kuruntuların çocukların zihinlerinde karışıklık meydana getirmesinin önüne geçilmesi gerektiğidir. Bunu ise kararlarımız üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gözlemlediğimiz bilinç altımızdaki zaaflardan kurtularak ve yersiz varsayımlara fırsat vermemeyi tercih ederek başarabiliriz.

Bizim yaptığımız ya da yapacağımız herhangi bir yanlış tercih, öğrenci ile öğretmen arasında yıkılması kolay olmayan kalın duvarların örülmesindeki en tehlikeli adımlardan biri olacaktır. İnsan yaşamını yanlış temeller üzerine inşa edip daha sonra yıkılışını seyretmek istemiyorsak; anne, baba, çocuk, öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişkiyi olabildiğince sağlam ve ince bir denge üzerine kurmanın gayretini göstermeliyiz.

Eğer bu dengeyi oluşturabilirsek hem toplum hem de bireyler açısından önemli kazanımlar elde edebiliriz. Zihinlerin bulanıklaşmasına öncülük eden düşmanlıklar en aza indirilebilir ve insanlar birbirlerini daha sağlıklı değerlendirme fırsatı bulabilir.

Bu ince çizgiye ulaşmamıza engel olacağını düşündüğümüz her ne varsa hayatımızdan çıkarmamız, hem bizim hem de paylaşımlarımızdan faydalanan büyük küçük herkesin yararına olacaktır. Burada görev yine bizlere düşmektedir. İnsanları üretime değil tüketime yönelten, mantığa uymadığına bizzat şahit olduğumuz kuruntuları ortadan kaldırmak en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır.

Kuruntuyu yalnızca dağılan aileler ve çocuklar üzerinden değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü bu mesele, insan hayatının birçok alanını etkileyen ve farklı yönleriyle ele alınması gereken önemli bir konudur.

İnsanların önem verdiği eşyaları, geçim kaynağı olan hayvanları, tarlalarında yetiştirdikleri ekinleri, sebze ve meyveleri vardır. Bunların her biri onlar için büyük emek ve değer taşımaktadır.

Örneğin bir kişi ineğini otlaması için yaylaya saldığı andan itibaren gözünü yoldan ayırmaz. Hayvanın yarım gün geciktiği olur olmaz hemen en kötü ihtimalleri düşünmeye başlar. Gereksiz evhamlarıyla etrafı telaşa verir, hem kendisini hem de çevresindeki insanları huzursuz eder. Üstelik bunu doğru bir davranış gibi görür.

Oysa fark etmediği önemli bir gerçek vardır. Başımıza gelen olayları ilk anda en kötü ihtimallerle değerlendirmek yerine, sağduyumuzu koruyarak sonucu beklemeyi öğrenmeliyiz. Yaşadığımız her olayın bize bir ders verme ihtimalini de göz önünde bulundurmalıyız. İnsanoğlu ise çoğu zaman hayır ile şerri sağlıklı bir şekilde değerlendirmekte zorlanmaktadır. Bu nedenle hem kendisini hem de çevresindekileri umutsuzluğa sürükleyecek kuruntulara teslim olmamalıdır.

Çoğu zaman farkına varmadığımız gerçek şudur: Boş kuruntular yüzünden yalnızca kendimizi değil, çevremizdeki insanları da karamsarlığın içine sürüklüyoruz. Başımıza gelen bir olayı kötüye yormadan önce doğuracağı sonuçları düşünmeli, aklımızdan geçen düşüncelere buna göre yön vermeliyiz.

Gereksiz kuruntulara hayatımızda yer verdiğimiz sürece, bizi doğru yöne götürecek pusulayı bulmamız mümkün olmayacaktır. Böylece kendi ellerimizle aydınlığımızı karanlığa çevirmiş oluruz.

Size verdiğim hayvan örneğini özellikle yayla hayatında sıkça karşılaşılan bir durum olduğu için yazımda kullanmayı uygun gördüm.

Tarlada yetişen ekinler için de benzer durumlar yaşanmaktadır. Allah korusun, bir yangın çıktığında insanların ilk yaptığı şey çoğu zaman bir suçlu aramak olur. Hele de husumet beslediği biri varsa, onu suçlamak tarla sahibi için en kolay yoldur. Oysa yangının bambaşka bir sebepten çıkmış olabileceğini düşünmez. Uğradığı maddi zararın etkisiyle hemen ah vah etmeye, dövünmeye ve varsayımlar üzerinden hüküm vermeye başlar.

Gelip geçici olaylar yüzünden insanların birbirlerini suçlaması, hayatımız boyunca karşılaştığımız ve toplum içerisinde düşmanlıkları körükleyen gerçeklerin başında gelmektedir. Bu durum da yine cehaletten ve insanı mantıklı düşünmekten uzaklaştıran, üretmeyen düşünce yapısından kaynaklanmaktadır. Böyle bir anlayış, zihinlerde birçok insanın kendisini kaybettiği çıkmazlar oluşturmaktadır.

Demem o ki, kafalarımızda mantıksız düşüncelerin yer etmesine müsaade etmek yerine düşüncelerimizi daha olgun bir seviyeye ulaştırmak için gayret göstermeliyiz. Aksi takdirde kendi içimizde birbirimizi tüketirken, dışarıda yok olmamızı bekleyen fırsatçılara da istedikleri zemini hazırlamış oluruz.

Bizi kolay lokma olarak gören kim olursa olsun, bahsettiğim o akbabaları kendi ellerimizle üzerimize çağırmış ve işlerini kolaylaştırmış oluruz.

Anlatmak istediğim, zihinlerimizi mantığımızı lüzumsuz yere meşgul eden kuruntulara teslim etmek değil; aksine bizi her daim ileriye taşıyacağına inandığımız fikirlere yer vermektir.

Bizi birbirimize düşürmek amacıyla ekilen nifak tohumlarını filizlenmeden kurutmak için gereken gayreti göstermeli, yolumuzu bir başkasının çizmesine izin vermemeliyiz.

İşe yaramadığını bildiğimiz hâlde bize kim olduğumuzu unutturan bahanelerin ve yersiz varsayımların hayatımıza yön vermesine müsaade ettiğimiz takdirde, yok oluşumuza kendi ellerimizle zemin hazırlamış oluruz.

Söylemek istediğim, bir başkasının bizim karanlığımız olması için ayrıca çaba göstermesine gerek yoktur. Biz, kuruntularımızın esiri olduğumuz sürece onun beklentilerini zaten kendi ellerimizle gerçekleştirmiş oluruz.

Son olarak diyorum ki; kendimizin, hatta çevremizde yer alan ve bizden medet uman insanların kurtuluşu, boş bahanelerin arkasına sığınmakla ya da hiçbir hükmü olmayan varsayımlara teslim olmakla mümkün değildir.

Aksine, önümüze çekilen sis perdelerini kendi irademizle kaldırmalı, okuma bilincinin gücüne inanmalı ve gerçekleri araştırmayı hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hâline getirmeliyiz. Ancak bu şekilde geleceğe daha güvenle bakabiliriz.

Bir kimse önüne çıkan engelleri aşmayı amaçlıyorsa, ilk yapması gereken şey önünü aydınlatan ışığın daha güçlü yanması için gayret göstermektir. Çünkü yolunu görebilen insan, hedeflerine ulaşmak için daha sağlam adımlar atar.

Eğer bunu yapmuyorsa, hayatında gerçek bir amaç edinmemiş; zihnini esareti altına alan varsayımların arkasına sığınmayı tercih etmiş demektir.

Hayatınızı boş mahkûmiyetler içerisinde tüketme anlayışıyla değil, beklentilerinizi karşılayacağına inandığınız gerçeklerin rehberliğinde yaşayın. Adımlarınızı sağlam temeller üzerine atın. Kuruntuların karanlığına değil, aklın, bilginin ve hakikatin aydınlığına yönelin.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız