EKONOMİDE SORUN GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ İMİŞ
Yeni haftanın ilk yazısına, anlamasam da çok dinlediğim, okuduğum ama her kesimi dinlediğim; solundan sağına herkes farklı pencerelerden baksa da eninde sonunda “bugün ekonomide yaşanan ana sorun, gelir adaletsizliğidir” dediği cümleye inanmaya başladım.
Diyeceksiniz ki hoppalaaaaa, şimdi bu nereden çıktı?
Hem “ben ekonomiden anlamam” diyorsun hem de sözüm ona ekonomiden yazıyorsun.
O zaman konuyu ortalayalım.
Hafta sonunda şehirle birlikte bakanları ağırlamaktan tutun da düğün, dernek, spora kadar çok yoğun bir tempo yaptık.
Hatta hafta sonunu Samsun’da tamamladık.
Bu kadar koşturmaca içerisinde çok kaliteli bir dost tanıdım; kendisini dinledikçe içimdeki saygı büyüdü.
Buraya nereden geldik?
Hafta sonu takip ettiğim programlardan biri de Türkiye Değirmen ve Sektör Makineleri Derneği, kısa adıyla DESMÜD olan Ankara genel merkezli derneğin, genel başkanından Türkiye’nin dört bir yanındaki iş adamlarının Konya buluşmasıydı.
Bu sektörün marka isimleri ile birlikte olurken Dr. İnanç Sözer ile tanıştım.
Dr. İnanç Bey kimmiş?

Dr. İnanç Bey, ekonomist ve stratejist olan, tanınmış ve Türkiye’nin kabul ettiği bir isim.
20 yıllık profesyonel ve akademik deneyimi ile şirketlere kurumsal finansman danışmanlığı yapıyor.
Garanti Bankası ve Odeabank’ta başekonomist ve başstratejist olarak görev yaptıktan sonra, 2015’ten beri kendi şirketini kurarak “şirket doktoru” olarak çalışıyor.
Ve şehrimizde de iş adamı, sanayici Türkiye markası Sayın Celalettin Katırcı Bey’in finans danışmanı ve yakın dostu.

Türkiye’de bu sektörün sanayisinin ünlü isimleri ile birlikte toplantıya katılan Celalettin Bey, finans danışmanını da getirmiş.
Dr. İnanç Bey’in yaptığı ekonomik sunumu ben de baştan sona adeta nefes almadan dinledim.
Dinlediklerimden kafama yatan bölümleri sizinle kelime kelimesine paylaşmak istiyorum.
Ne olursunuz bu ekonomik değerlendirmeyi okurken şu partili, bu partili; şu görüş, bu görüş sahibi olduğunuzu unutun, mümkün oldukça objektif dinlemeye ve anlamaya çalışın.
“Dünyada şu anda, savaş da dahil olmak üzere ekonomide global bir dengesizlik yaşanıyormuş.
Hepimizin bildiği gibi ekonomide Çin’in tırmanışı sürüyor.
Peki hangi ekonomik güç olursa olsun Çin’in bu tırmanışını durdurabilir mi?
Çin kendi yöntemi ile tırmanışını sürdürürken, Amerika kutuplu finans kendi farklı dünyasıyla dengeyi sağlamaya çalışırken, bizim iş dünyamız da Türk usulü üretim ile iş adamlarımızın cengaverce çarpışmasıyla ayakta duruyor, nefes almaya devam ediyoruz.
Dünyada ekonomideki muallak ortam devam ederken tedarik zinciri kırılmış durumda.
Savaş tahminleri Amerika’nın kendi içinde bile 180° farklı yorumlarla kamuoyuna sunulmaya çalışılsa da Trump’ın Çin’e yapacağı ziyarete kadar savaş sürdürülebilir.
Çin, ekonomideki ataklarını sürdürürken son üç yıldır -2’de gidiyormuş.”

“Yalnız burada Çin devleti ekonomide farklı bir faza geçmiş.
Çin’de hangi firma zarar ediyorsa devlet hemen o firmada üretime devam ediyormuş; böylece dünyada Çin her sektörde lider olma savaşını sürdürüyormuş.
Çin kamu borcunu finanse edebilmek için çok hızlı para basıyormuş.
Tabii yine biliyoruz ki nadir elementler konusunda çok zengin olan Çin’in dünyadaki %92’lik avantajı, hâkimiyeti de devam ediyor.
Çin’in bu ekonomik lider olma savaşı devam ederken Amerika, işi kendi lehine çevirebilmek adına özellikle yapay zekâyı öne çıkararak veri merkezi olma ve burada lider pozisyonunu koruyor.
Amerika bu alanda Çin’i ikiye katlamış durumda.
Çin para basarak kamuoyunu finanse etmeye çalışırken, her başarılı güçlü firma Çin devleti tarafından satın alınarak kamulaştırılıyormuş.
Çin devleti böylece o fabrikada bir işçi daha fazla çalıştırma hedefini çok net ortaya koymuş.
Çok işçi çalıştırma, çok üretim yapma ve fabrikalara devlet desteği.
İki kutuplu bu ekonomik savaşta peki biz Türkiye olarak ne durumdayız?
Türkiye her sektörde düşük borçluluğuyla önemli bir avantaja sahipmiş.
Biz ülkemizi borçlu sanıp belli bir kesimimiz, özellikle siyaset olarak Türkiye’yi borçlu gösteriyor; bizler de işimize gelenleri okuyor, işimize gelmeyenleri okumuyoruz, kabul etmiyoruz ya…
Kabul etmediklerimize de hep tuuuuu kaka muamelesi yapıyoruz, malumunuz.
İşin ekonomik boyutu böyle değilmiş; zaten dünya ülkelerinin %80’i borçluymuş ve bu borçları da hızla artıyormuş. Türkiye, borcu düşük sektörlerde ve borç artış hızı da sınırlı olan şanslı ülkeler arasında oluyormuş.
Hani bizim kafamızı bulandıran ‘Türkiye’de şirketler batıyor mu, batmıyorsa niye batmıyor’ diye bizi allak bullak ediyorlar ya…
Hoca bu konuda da net konuşuyordu.
Avrupa, son COVID’in yarasını bile saramazken biz Türkiye ve Türk şirketleri olarak bu sarsıntıyı en şanslı ve güçlü şekilde atlatan ülkeler arasında bulunuyormuşuz.
Avrupa’da üretim yapan, güçlenen Türk kesimi ve şirketlerin sayısı hızla artarken Avrupa’ya giden Türk şirketlerinin sayısı da bu yüzden büyük artış gösteriyormuş.”

İnanç Hoca, iş adamlarına bir de şu hatırlatmayı yapıyordu:
“Türkiye artık dört önyargıyı unutmalı.
Bunlar:
1- Türkiye çok borçlu
2- Şirketlerimiz batıyor
3- Piyasada para yok
4- Türkiye tasarruf etmiyor
……
Hoca anlatmaya devam ediyordu:
“Türkiye düşük borçluluğu ile sorunları dünyaya göre çok daha hafif atlatıyor.
Acı reçeteye dayanamayan şirketler hâlen toplamda çok küçük bir paya sahipler.
Türkiye artık fevkalade tasarruf ediyor.
Sermaye piyasalarındaki birikim 190 milyar dolara yaklaştı.
Türkiye’de ayrıca tasarruf eden insan sayısı son beş yılda 2.500.000 iken bugün Türkiye’de az veya çok, kendi kapasitesi çapında ülkemizde tasarruf eden insan sayısı 10 milyona ulaştı.
Buna çeyrek altın alan, gram altın alacağım diye çabalayan insanlarımızı da dahil ediyoruz.
Burada niyet tasarruf edebilmek.
İran gerginliği enflasyonda faiz beklentilerini yukarı çekiyor.
22 Nisan tarihinde faiz artırımı olabilir.
Ama bizdeki sıkıntı GELİR DAĞILIMINDAKİ BOZUKLUK.
Ve biz bunu ÇOK ZOR TOPLAYACAK gibiyiz.”
……
İşte hocanın Türk ekonomisi adına dünya ekonomisi ile yaptığı tüm değerlendirmelerde, bütün olumlu verilerine rağmen özellikle sol ekonomistlerin kullandığı cümleyi İnanç Hoca da aynen, kelime kelimesine böyle değerlendiriyordu.
Demek ki bu zıkkım ekonominin doğrusunu söylemek gerekirse sağcısı da solcusu da aynı görüşteydi.
Neyse, biz hocamızın söylediklerine devam edelim:
“Türkiye ekonomisi şerbetli bir duruma geldi.
Çoğu ülkenin borçlarını nasıl çevireceği merak konusu iken TL yüklü değerimizi kaybedeceksek de bu sene artık durumumuzu değiştirmek zorundayız.
Evet, tahsilatlar riskli ama aynı derecede devam ediyor.
Finansmanımızı daha agresif bir şekilde değerlendirmeliyiz.”
……
Cumartesi sabahından öğlene kadar hiç anlamadığım bir alandan, yani ekonomiden aldığım derste; kendi iç dünyamızda bir dönem daha hepimiz sıkıntı yaşayacak olsak da dünya ile entegre olduğumuzu düşündüğümüz zaman yine şanslıyız. Çünkü iş dünyamızın yatırımcıları fedakâr, cesur isimler; hâlâ yatırım yapmaya devam ediyorlar.
Bizim işçimiz gerçekten dünyanın en güçlü ve sabırlı kesimi.
COVID’ten sonra önce kuzeyimizde, sonra doğumuzdaki kanlı, acımasız savaşa rağmen biz ekonomide de savaşı kazanan taraf olacağımıza inanıyorum.
İnşallah yanılmayız.
………………..
MAKSUT MÜDÜR
SESSİZ SEDASIZ
YİNE HUZUR
İMZALARI ATIYOR
Hepimizin en büyük arzusu, duası ve şükrü; kendimizin, çoluğumuzun, çocuğumuzun, eşimizin, dostumuzun bu şehirde hangi kaldırımda, hangi çıkmaz sokakta, hangi parkta, bahçede, hangi alanda, hangi saatte; gündüz ya da gece yarısı huzur içerisinde, arkamızı kontrol etmeden yürüyebilmek; evimizin camına taş atılmadan, dükkânımızın kapısı zorlanmadan içeride oturabilmektir.
Tüm bunları yaşarken de elbette ki sayıları parmakla sayılacak kadar az olsa da dönen tekere çomak sokmaya çalışan ve sokanlar da mevcut.
Hafta sonu İl Emniyet Müdürümüz Maksut Yüksek Bey ile karşılaştık.

İki gün önce bize gelen bir konuyu daha açmaya çalışırken Maksut Müdür, “Biliyorum, orayla ilgili bütün fotoğraflar ve şikâyetler bana geldi. Arkadaşlarımız konuyu çözdüler. Bundan sonra o bölgede dahil hiç kimsenin huzuru bozulmayacak. Polisimiz, böyle konular için hiçbir insanımızın tedirgin olmasına fırsat vermeyecek.” diyordu.
Müdür Bey’den ayrıldıktan sonra anladım ki devlet baba, hepimiz için görünmeyen gücünü bu şehirde huzur bozmak isteyenlerin ensesinde boza pişirmeye devam edecek.
………………..
FATMA TORU
BAŞKANIN TATLI
TELAŞESİ
Haftaya biraz ağır konularla girdik değil mi?
O zaman son bölümde biraz daha rahat bir bilgi paylaşımı yapalım.

Meram Belediyesi eski başkanı, hâlen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı üst düzey bürokratı Fatma Toru Hanım, bu ay ikinci oğlu Furkan’ın da mürüvvetini görmeye hazırlanıyor.
İnşallah o mutlu günün tüm detaylarını ve fotoğraflarını da gazetemizde, haber sitelerimizde ve yayın kurulu olan diğer yayınlarımızda sizlerle paylaşırız.
Yarın daha rahat konularla buluşmak üzere, bugünlük Allah’a ısmarladık diyoruz.
………………..
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
İnsanoğlunun temel sorunu üç değişkeni bir araya getirmektir: Ekonomik verimlilik, sosyal adalet ve bireysel özgürlük.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
İnanmadığımız ve kabul etmediğimiz konuları da sabırla, sakin bir şekilde dinleyip karşı tarafla empati yapabildiğimiz zaman daha iyi ADAM oluruz.