RADYO KÜLTÜRÜNÜN HAYATIMIZDAKİ ÖNEMİ VE RADYOYLA KURULAN GÖNÜL BAĞI
Değerli okurlar,
Geçtiğimiz aylarda radyonun nasıl ortaya çıktığını ve Türkiye’nin radyo ile nasıl tanıştığını ele almıştık. Bu yazımda ise radyoyla ilgili deneyimlerimden ve anılarımdan bahsedeceğim.
Radyoyla aramızda kurulan gönül bağı 7 yaşımda başladı. 22 yıldır da hatırası ve bende bıraktığı yeri hep başkadır. Eylül 2003’ten beri yatılı okul için Ereğli–Konya arasında sık sık yapmış olduğum yolculuklar esnasında benliğimde etki bırakan jingle’lar, afilli cümleleriyle zihnimizde iz bırakan DJ’ler veya radyo programcıları…
Çocukluğumuzun büyük bir bölümünün yatılı okulda geçtiği zamanlarda, maçı sağlıklı şekilde dinlemek için radyomuz çeksin diye kalorifer peteklerinin üzerine koyduğumuz hafta sonları… Uyumaya çalışırken hayallerimize, düşüncelerimize eşlik eden bir şarkı, şiir veya program… Evden işe giderken, işten eve dönerken bizle tatlı bir arkadaşlık kuran bir dosttur radyo.
Radyonun benim özelimdeki tanımını da yaptıktan sonra, radyoyla ilgili deneyimlerime yavaş yavaş gelelim değil mi?
Liseye başladığım dönemden itibaren müziğe ve podcast’e dair yayın yapan dijital platformların sayısı bir hayli artmaya ve gelişim göstermeye devam etmekte. Sürekli elimizin altında bulundurduğumuz şarkıları radyolarda dinlemenin atmosferi inanılmaz harika! Gerek şarkı istediğimiz için attığımız mesajların anonsunu herkesle beraber dinlemenin gerek günün konusuna ilişkin yaptığımız değerlendirmelerin, gerekse yakın bir arkadaşımızın doğum gününü kutlamak için katıldığımız canlı yayınların mutluluğunu tarif etmek mümkün değildir.
Tabii bu hevesler beni kesmeyince, “Dinlemekle beraber dinletmek de lazım” dedim ve 2021 yılında web konferans programı üzerinden birkaç arkadaşın da yer aldığı online radyoda 7 Şubat’ta yayına başladım.
Bu yola günümüzün profesyonel radyocularını baz alarak çıkmıştım. Örneğin:
Bay J,
Cem Ceminay,
Cem Arslan,
Doğancan Özadlı,
Emre Turhan gibi…
Yayına ilk başladığım haftalarda internet üzerinden yayın yaptığımız için gerek benden gerek sunucudan kaynaklı kopukluklar yaşanıyor, her ne kadar yayını ev ortamından gerçekleştirmeme rağmen heyecanım ve buna bağlı dil sürçmelerim hevesimi ciddi derecede kırıyordu fakat 20 yıla yakın radyoculuk tecrübesine sahip, değerli yayıncı abim bana şöyle demişti:
“Eğer ki her yayına çıktığında o ilk günkü gibi heyecanın olmazsa, ne yaptığın yayına bir anlam katabilirsin ne de yayına konsantre olabilirsin.”
Ben de ondan aldığım bu cesaretle hobime dört elle sarıldım. Hatta diğer yayıncı arkadaşların yayınlarına, gerek jingle yapımı gerek prodüksiyon anlamında çeşitli katkılarda bulundum. Radyomuzda yayınların çoğu genelde akşam olurdu; yani Prime Time…Yeri gelmişken Drive Time ve Prime Time’ı da kısaca açıklayalım:
**Drive Time:**
Radyolarda sabah 06:00–10:00 arası (haber, trafik, müzik, işe gidiş)
ve akşam 16:00–20:00 / 17:00–21:00 arası (trafik, haber özetleri, popüler müzik) gerçekleşen zaman dilimine verilen isimdir.
**Prime Time:**
Popüler müzik, magazin içerikleri, röportajlar ve günün öne çıkan haberlerinin yer aldığı, en yüksek radyo dinleyici kitlesine ulaşan ve reklamcılar için kritik değerde olan zaman aralığıdır.
Bu açıklamaların ardından konuma dönecek olursam; radyomuzu yasal sorunlardan kaynaklı sebeplerden ötürü kapatmak zorunda kaldık ve sondan bir önceki programcı da bendim! Radyomuzda Türkiye’nin dört bir yanından yayıncılarımız vardı. Örneğin:
Adana, Ankara, Balıkesir, Denizli, Düzce, İstanbul, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Konya, Manisa, Tekirdağ…
Şimdi birkaç radyo programcısını replikleriyle hatırlayalım ve kendilerine saygılarımızı, sevgilerimizi sunalım:
**Ceyhun Yılmaz:**
“Dün bir şarkı çıktı radyoda; yarısına ben eşlik ettim, yarısına gözlerim.”
**Cem Ceminay (Metro FM, Power FM, Number One FM efsanesi):**
“Good morning Vietnam!”
(Aynı zamanda “Günaydın canım Türkiyem” cümlesiyle de hatırlanır.)
**Kadir Çöpdemir:**
“Aman aman, sakin ol şampiyon!”
“Yapma yaa…”
**Geveze:**
“Hadi bakalım Türkiye, uyanıyoruz!”
“Geveze Show başlıyor!”
**Talat Kırış – Radyo Spor:**
“Bu pozisyon gol olmazsa… başka ne gol olur bilmiyorum!”
Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Sabri Ugan’ı da rahmet ve özlemle anıyoruz.
Star TV’de Şampiyonlar Ligi maçları ve lig yayınlarıyla tanıdığımız Sabri Ugan’ın yeri asla dolmayacaktır.
Ve son olarak dobra yönünü çok sevdiğim güzel insan **Michael Kuyucu:**
“Müzik konuşuyoruz… Gerçek müzik konuşmaları.”
Ayrıca geçtiğimiz haftalarda 90 yaşında vefat eden Avustralyalı radyo efsanesi John Laws’u da analım:
“Hello world, merhaba dünya.”
“You… be kind to each other.”
“Birbirinize karşı nazik olun.”
İleriki zamanlarda bir aksilik olmazsa, düşlediğim harika bir radyo talk show programını hayata geçirmeyi planlıyorum. İnşallah gerçekleştirmek nasip olur. Yazımı, çok sevdiğim radyo programcısı Talha Bora Öge’nin şu güzel sözü ve eklediğim cümleyle bitiriyorum:
“Sıra bana gelmediyse, hâlâ bir gölgem varsa; sizlerle şarkılarda, şiirlerde, radyolarda ve yazılarda buluşmaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.”
Hatırla:
Dün gitti, yarın daha gelmedi. Anı yaşa.
Hepinize radyoyla dolu huzurlu anlar diliyorum.
Benden şimdilik eyvallah…