11 Temmuz 1995… Takvimler bu tarihi gösterdiğinde Avrupa'nın göbeğinde, insanlığın vicdanını sarsan karanlık bir sayfa açıldı. Aradan tam 30 yıl geçti, ancak Srebrenitsa soykırımı, yalnızca hayatını kaybedenlerin ailelerinin değil, tüm Boşnak milletinin hafızasında derin bir yara olarak durmaya devam ediyor.
Birleşmiş Milletler’in resmen soykırım olarak tanıdığı bu insanlık trajedisinde, 8.372 Boşnak erkek ve çocuk, Sırp birlikleri tarafından sistematik biçimde katledildi. Bugün bile yaklaşık 800 kişinin kalıntılarına henüz ulaşılamadı.
.jpg)
Srebrenitsa’da Ne Oldu?
Bosna Savaşı sırasında, 1993 yılında Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa'da yaşayan halk, silahlarını teslim ederek korunacaklarına inandı. Ancak 11 Temmuz 1995'te, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp birlikleri kenti kuşattı. Bölgede görevli Hollandalı BM askerleri, silahsız ve çaresiz Boşnak sivilleri korumak yerine, adeta onları ölüme teslim etti. Kadınlar ve çocuklar zorla sürgün edilirken, erkekler topluca infaz edildi. Bazıları diri diri gömüldü, bazıları çocuklarının öldürülüşüne tanıklık etmeye zorlandı.
Cezalar ve İnkarın Gölgesi
Savaşın ardından, Sırp komutan Ratko Mladiç, Lahey'deki BM Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından ömür boyu hapse mahkûm edildi. Ancak bu karar bile, acıları tam anlamıyla dindirmeye yetmedi. Çünkü hâlâ Sırbistan'da ve Bosnalı Sırplar arasında, yaşananların “soykırım” olduğuna inanmayan ciddi bir kitle var.
.jpg)
Kelebeklerin Gösterdiği Mezarlar
Sırp güçleri, katliamın izlerini silmek için kurbanları toplu mezarlara gömdü. Fakat doğa bu acıya sessiz kalmadı. Artemis çiçeklerinin açtığı, mavi kelebeklerin konduğu topraklar, mezarların yerini gösterdi. Bugüne dek yapılan kazılarda 12.469 kemik kalıntısı çıkarıldı, 7.757 kişinin kimliği belirlendi. Bunların 6.721’i Potoçari Anıt Mezarlığı’na defnedildi.
Unutmamak İçin...
Bugün Srebrenitsa yalnızca bir şehir değil; insanlık onurunun sınandığı, sessizliğin suç ortaklığına dönüştüğü bir tarihi utanç noktasıdır. Her yıl 11 Temmuz’da, sadece bir anma değil, aynı zamanda adalet, barış ve hafıza çağrısı yineleniyor.
Ve bugün, 30 yıl sonra bile hala en güçlü soru aynı:"Dünya neden sustu?"