Toplantının basına açık bölümünde konuşan Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve 20. ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Budak, konuşmasında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin görüşlerini paylaşırken, Saadet Partisinin çalışmaları ve teşkilat faaliyetleri hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi ve 20. ve 21. Dönem Adana Milletvekili Yakup Budak açıklamalarında;
" Bugün Anadolu’muzun en güzel şehirlerinden Konya’mızdayız. Davamız için partinin içinde de Konya’mızın ayrı bir yeri var, siz kardeşlerimizin de ayrıcalıklı bir yerleri var. İnşallah önümüzdeki çalışmalarda da bu ayrıcalığın gereği Konya’mızdan, inşallah geçmiş dönemlerde olduğu gibi daha fazlasıyla, gür bir şekilde hayata geçer.
Değerli kardeşlerim, ekranlara baktığımız zaman, radyoları dinlediğimiz zaman, gazetelerin sütunlarına baktığımız zaman ne görüyoruz? Öyle de bir dünyada yaşıyoruz ki ne? Her taraf ateş bahçesi, her tarafta yangın var, her tarafta çığlık var, her tarafta çocuk ölümleri var, her tarafta ne var? Ahlakın ve inançsızlığın ortaya koyduğu, görmek istemediğiniz tablolarla karşı karşıyayız.
Ve netice itibarı ile de bütün insanlık, şu dinden de bu imandan da, şu renkten de bu renkten de, bunların hiçbirisini de ortaya katmaksızın görüyoruz ki bütün insanlık rahatsız.
Yani şimdi siz İsrail’dekiler, işte Gazze’dekileri öldürüyorlar, katlediyorlar ama Gazze’li vatandaş ve onlar da gecesini gündüzünü neyi de geçiriyor? Delikte geçiriyor, şehidi geçiriyor. Amerika’da insanlar zengin diyoruz, şöyle diyoruz, böyle diyoruz ama bilmem falanca model telefonu alamadığı için intihar eden gençler ve çocuklar var. Londra metrosunda 800.000 insan kâğıt kutuları içerisinde yaşıyor. Böyle bir dünya ve bu dünya bu şekilde gidebilir mi? Gidemez.
Böyle bir dünyada en çok eziyete uğrayan, en çok zulme uğrayan da maalesef, maalesef ki Müslümanlar. Ve Müslümanlar her yerde eziliyor, mallarına el konuluyor, çocukların el konuluyor, geleceklerine konuluyor, ülkelerine el konuluyor, zenginliklerinden konuluyor, çoluğuna çocuğuna el konuluyor.
Peki, bu tablolar karşılığında biz durabilir miyiz? Elbette duramayız. İşte Millî Görüş, “Hayır, bu böyle devam etmez.” diyenlerin, “Etmeyecek.” diyenlerin partisidir Saadet Partisi.
Şöyle mi olur, böyle mi olur, falan mı olur, filan mı olur? Kim hangi şarkıyı söylerse söylesin, hangi türküyü söylerse söylesin, bütün olaylar gösteriyor ki Millî Görüşü olmadan bu işlerin düzelmesi mümkün değil.
Görüyor işte Gazze’deki olayları, görüyoruz Myanmar’daki olayları. Dünyanın birçok yerinde o kadar Gazze var ki sadece biz, Batılı medyanın önümüze koyduğu ekranlardan koyduklarını görüyoruz, onun dışındakileri görmüyoruz bile.
Bu böyle devam etmemesi lazım. Bu düzenin değişmesi lazım. Bu düzenin değişmesi için de bizim çalışmalarımızı, gayretimizi artırmamız lazım.

Demokrasiymiş, adaletmiş, hukukmuş... Maalesef bu dünyada yok olamaz da bu dünyayı yönetenlerden, bu dünyanın yönetimini kurgulayanlardan, bu sistemi kuranlardan biz adalet bekleyemeyiz, hukuk bekleyemeyiz, medet bekleyemeyiz. Onlar bir iş yapacaklar, barış getirecekler diye ne yapamayız? Bekleyemeyiz. Beyhude olur.
Niye? Bir binayı yakan, kundakçıdan, ateşe veren adamdan bu ateşi söndürecek diye beklentiye girmeye benzer bu. Yani niye yaptı ki adam, niye söndürsün? Yani söndürecek adam niye yapsın ki? Yani siz söyleyin.
“Barış görüşmeleriymiş”, şuymuş, buymuş... İşte Birleşmiş Milletler 81. defa toplanmışlar. Liderler, önderler, bilmem neler neler... Ne çekmişler, nutuk çekmişler. Yani Birleşmiş Milletler şimdiye kadar hangi mağdurun yarasına merhem olabilmiş, dünyanın hangi problemini çözebilmiş? Mümkün değil. Zaten kuruluş amacı da o değil.
Yani Birleşmiş Milletler kuruluş amacı İsrail’in kurulması, büyütülmesi, onun hayatiyetini sürdürülmesi için dünya devletlerini oyalamak, toplumların gözünü oyalamak ve dolayısıyla bu sistemin biraz daha yürümesini ne yapmak, sağlamak. Zaten adamlar da utanacak, yüzde yok, bir şey yok ya. Dolayısıyla bu dünyada bu sistem değişmesi lazım.
Ya bu dünyada böyle de bizde farklı mı? Türkiye’ye geldiğimizde ne var? Onun izdüşümlerini görüyoruz. Ekranlara bakıyoruz, şuna bakıyoruz, buna bakıyoruz. Vurgunlar, soygunlar, manipülasyonlar, fonlar, bilmem neler, neler, neler...
Birileri diyor ki enflasyon diyor, falan diyor. İşte çok şükür mü diyelim, ne diyelim? Yerli ve millî bir enflasyonumuz var. Yani %30, %32 bandına oturdu. Ne hükümet kaldırabiliyor, ne vatandaş kaldırabiliyor. Tam yerli ve millî arkadaş.
Ülkelerde enflasyon olmaz diye bir şey yok ama üç ayda, beş ayda bu iş ne yapılır? Bu düzelir, yoluna girer. Rahmetli Erbakan Hoca geldi, Türkiye o gün bugünkü şartlardan daha da şeydi. Altı ayda herkes dedi ki “Ya, yola girdik, hizaya girdik, ekonomi düzeliyor.” dedi. Ve bir yılın içerisinde de denk bütçe yapıldı. Herkese %200, %300 verildi, değil mi? Ne devlet battı, ne millet çöktü, ne hazine parçalandı.
Ama şimdi emekliye verecekler ama aktüel denge acaba olur mu, hazinenin imkânları müsait olur mu? Türkiye’deki ekonomik dengeler var ama sanayide şöyle mi olur, bu böyle mi olur diye derede ne yapıyorlar? Verecekleri de ne kadar para, kaç lira?
Kaç para asgari ücret, emekli bunu yaparken öyle hesap yapıyorlar, öyle hesap yapıyorlar ki üç ay, dört ay uzmanlar çalışıyorlar. Ya sanki bir şey verecekler. Yani ama başka türlü olduğu zaman allem ediyor gullem ediyor. Bir bakmışsınız gene cepler ne olmuş? Boşalmış.
Dolayısıyla bu düzen değişmeli. Bu soygun düzeni değişmeli "ifadelerini kullandı.