Prof. Dr. Haşim Karpuz :
“ Türk evi, oda ve sofa etrafında şekillenen mimarisiyle yalnızca bir yapı türü değil; toplumsal hafızanın, kültürün ve yaşam biçiminin mekâna yansımasıdır. Konya evleri bir hayat tarzıdır, bir medeniyet tasavvurudur. Türk odasının kökeninin Orta Asya’daki çadırlara dayandığını ortaya koymuştur. Bu bağ, Türk ev kültürünün göçebe dönemden yerleşik hayata geçerken nasıl evrildiğini gözler önüne serer.”
Prof. Dr. Haşim KARPUZ konuşmasının başında evin insan hayatındaki rolüne değinerek evin insanın fizyolojik, kültürel, ekonomik sosyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarını karşıladığı mekan olduğuna değindi. Evler, insanların inançları ve davranışlarıyla irtibatlandırılır. Osmanlı coğrafyasındaki evlerin ortak özellikleri vardır. Evlerin iki önemli unsuru; oda ve sofa’dır. Zamanla bir çok kültürü bünyesinde barındıran evler ortaya çıktı. Bunun üst kimliği “Türk evi “dir. Sofasız evler tek katlıdır. Hayattan odaya girilir. Türk evi, oda ve sofa etrafında şekillenen mimarisiyle yalnızca bir yapı türü değil; toplumsal hafızanın, kültürün ve yaşam biçiminin mekâna yansımasıdır. Bugün bu evlere bakarken, aslında bir mimarlık anlayışından çok daha fazlasını, bir medeniyet tasavvurunu okumak mümkün olduğunu ifade etti.
SOFA ETRAFINDA ŞEKİLLENEN BİR MEDENİYET
Türk sivil mimarisinin en ayırt edici unsurlarından biri olan sofalı ev geleneği, yalnızca bir planlama tercihini değil, aynı zamanda bir yaşam kültürünü yansıtır. Türk evleri sofalarının konumuna göre dış sofalı, orta sofalı ve iç sofalı olmak üzere üç ana gruba ayrılır. Türk evinin belirgin özelliklerinden biri, hayatın avlu içerisinde şekillenmesidir. Avlu; kuyusu, çardağı, mutfağı, tandırı, ahırı, kileri ve samanlığıyla başlı başına bir yaşam alanıdır. Ancak evin esas yaşama birimi, oda ve sofadır. Bu iki unsur, genellikle evin birinci katında ve yüksek tasarlanmış mekânlar olarak karşımıza çıktığını söyleyen KARPUZ sunumunda hayatlı evlerde, bahçeden sonra doğrudan odalara girilir. Sofalı evlerde ise avlu ile odalar arasında bir geçiş mekânı olarak sofa bulunduğunu, sofanın hem hayatla hem de odalarla ilişki kuran merkezi bir alan işlevi gördüğüne değindi.
TÜRK ODASININ KÖKENİ ÇADIRDIR
Konya’daki Koyunoğlu Evi, iç sofalı ev tipinin önemli örneklerinden biridir. Orta sofalı evler ise daha çok İstanbul’daki büyük köşk ve yalılarda görülür. Konya’da orta sofalı ev örneği bulunmazken, bu plana sahip tek yapı olarak Karaman’daki Tarkanlar Evi’ne dikkat çeken KARPUZ, “Türk evinin en önemli yaşama birimi odadır. Oda, içinde yaşayanların tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmıştır. Oturma, yatma, yıkanma ve depolama işlevleri tek bir mekânda çözülür. Odanın içindeki yüklük bölümü, çoğu zaman bir gusülhaneyi de barındırır. Eskiden örtme adı verilen mutfak, evin dışında konumlanırdı. Zamanla bu mekân evin içine alınmış, böylece konut planlarında yeni bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu değişim, sosyal hayatın ve günlük alışkanlıkların mimariye nasıl yansıdığını da ortaya koyar. Araştırmalar, Türk odasının kökeninin Orta Asya’daki çadırlara dayandığını ortaya koymuştur. Bu bağ, Türk ev kültürünün göçebe dönemden yerleşik hayata geçerken nasıl evrildiğini gözler önüne serer.” Dedikten sonra süslemenin dili olarak , “Türk odasının dikkat çeken özelliklerinden biri de zengin süslemeleridir. Dolap kapakları, kapı kanatları ve tavanlarda yer alan çarkıfelek, yıldız ve şemsiye motifleri, estetik olduğu kadar sembolik anlamlar da taşır. Bu süslemeler, evin sadece barınma mekânı değil, ruh taşıyan bir alan olarak görüldüğünü gösterir.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
TARİHTEKİ KONYA
16. yüzyılda Matrahçı Nasuh, Konya’yı dört köşe bir şehir olarak resmettiği minyatüründe son derece doğru ölçüler kullanmıştır. Minyatürde yer alan yapıların ve bilgilerin büyük bölümü günümüz verileriyle örtüştüğüne değinen KARPUZ, Konya Köşkü’nde yapılan kazılarda ortaya çıkan kuleler, bu doğruluğu bir kez daha teyit ettiğini, Matrahçı Nasuh’un minyatüründe Konya Köşkü’nü iki kuleli göstermesinin rastlantı olmadığı anlaşıldığını, “Konya evlerinin bilinen ilk görselleri, 1820 yılında Fransız seyyah Léon de Laborde tarafından çizilen gravürlere dayanır. Bu çizimlerde Konya evleri tek ve iki katlı, toprak damlı olarak tasvir edilir. Aynı gravürlerde şehrin dış surları ve kuleleri de açıkça görülür. Ancak bu surlar, 1820’lerden itibaren yıkılmaya başlanmıştır.” ifadesini kullandı.
CELİLE HANIM’IN BÜYÜK HİZMETİ
Celile Berk Butka (1914-1985) nın doçentlik tezi olarak yayınladığı "Konya Evleri" adlı eserine atıfta bulunan KARPUZ, Türk konut mimarisi ve yerel mimarlık tarihi açısından çok kıymetli bir akademik çalışma olduğuna vurgu yaparak kitabın içeriği ile ilgili , “Berk ,1940’larda geleneksel Konya Evleri’nin toprak damlı olduğunu belirtir. Celile Berk’in incelediği 40 Konya evinden geriye sadece Nakipoğlu Köşkü kalmış , diğerleri yıkılmıştır. Celile Berk Butka, çalışmasında Konya'nın geleneksel sivil mimarisini derinlemesine incelemiştir. Kitap sadece binaları değil, bu binaların içindeki yaşam kültürünü ve şehircilik dokusunu da ele alır.Konya evlerinin karakteristik ‘orta sofalı’, ‘dış sofalı’ plan tiplerini teknik çizimlerle belgeler. Kerpiç, taş ve ahşap kullanımının bölgeye özgü tekniklerini anlatır. Kapı tokmaklarından tavan süslemelerine, sedir düzenlerinden pencerelere kadar ince işçilik detaylarına yer verir. Bugün birçoğu yıkılmış veya değişime uğramış olan geleneksel Konya evlerinin o günkü durumunu kayıt altına aldığı için bir arşiv niteliği taşır. Sefa Odabaşı Nakiboğlu Köşkü’nün önünde TRT için hazırlanan “ Ev ve İnsan “ belgeselinde konuşmuştu.”
ELDEM, MİLLİ BİR BİLİNÇ OLUŞTURDU
Sedad Hakkı Eldem’ın öncülük ettiği "Milli Mimari" akımının Anadolu yerelindeki yansımalarını ortaya koyar: “Eldem’in düşünce dünyasının merkezinde ‘Türk Evi’ yer alır. Sofa etrafında örgütlenen plan şeması, mahremiyeti önceleyen mekân kurgusu, insan ölçeği, iklimle uyumlu çıkmalar ve cephe düzenidir. Eldem için estetik bir unsurdan çok, toplumsal bir hafıza kaydıdır.Ona göre Türk Evi, sadece bir konut tipi değil; bir hayat felsefesidir. Komşuluk ilişkilerinden aile yapısına, gündelik hayattan mahremiyet anlayışına kadar pek çok değer, bu mimari formun içinde saklıdır. İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Zeyrek SSK Binası, Yalova Termal Oteli ve Boğaziçi’ndeki konutlar, Eldem’in mimarlık anlayışının somut örnekleridir. Simetriye verdiği önem, cephedeki ölçülü ritim ve geleneksel mekân kurgusunun modern yapıya aktarılması, Milli Mimari’nin sessiz ama güçlü dilini oluşturur. Eldem yalnızca bina inşa etmedi; bir mimarlık bilinci de inşa etti.” dedi.
MLİLİ KÜLTÜRÜMÜZÜN BEŞİĞİ EVLER
Ortadoğu’daki Dürzi ve Maruni çatışmasından kaçan Marunilerin Konya’ya yerleşerek Batı tarzı Atatürk Evi, Arap Kostik’in evi de Marunilere aittir. Koyunoğlu Müzesi Evi, Konya Yazarlar Birliği , Köprübaşı Karakolu binaları dikkat çekmektedir. Milli kültürümüzün beşiği olan evlerimizi, kendi sosyal tarihimizin en önemli belgelerinden olan ve ailemizin, toplumumuzun yaşadığı mekânları maalesef koruyamadığımızı ifade eden KARPUZ, Günümüze kadar gelen evler ise 1930’lı yıllarda yapılmış. Bunda hepimizin ihmali var. Kaybettikten sonra aklımız başımıza geldi. 1982’den itibaren 150 civarında ev koruma altına alındı. Bu arada bazı evler yıkılıp yerine otopark yapıldı. İş işten geçtikten sonra tedbirler alıyoruz.Koruma altına alınan evler de 40-50 civarındadır. Bu evlerde ; Celâl Sokak, Sokullu Mehmet Paşa Sokak, Gül Sokak ve Mengüç Caddesi’nde bulunuyor.” dedikten sonra Konya evleriyle ilgili akademik makale, yazı ve araştırmada bulunan isimleri şu şekilde sıraladı : Safa Odabaşı, Metin Sözen,Osman Dülgerler, Mine Ulusoy, Erkan Aygör ve Arif Nüsret Turgut’tur.
Sohbetin soru cevap kısmından sonra HİSDER Başkanı Prof. Dr. Önder KUTLU, Mehmet TATLI ve Talip TULUKCU tarafından Prof. Dr. Haşim Karpuz’a derneğin hediyesi takdim edildi. Toplantı toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

