Konya’nın Meram ilçesinde, bugün Pirebi Camii olarak bilinen yerde bir zamanlar önemli bir türbe ve zaviye yer alıyordu. Aynı adla anılan mahalle ve cadde üzerindeki bu kutsal mekân, halk arasında özellikle sıtma gibi hastalıkların iyileşmesi için ziyaret edilen yerlerden biriydi.
Araştırmacı İbrahim Hakkı Konyalı, 1960’lı yıllarda türbeden geriye kalan sanduka ve mezar taşlarını incelediğinde yapının kerpiçten inşa edildiğini ve Selçuklu tarzında olduğunu ifade etmişti. Konyalı’ya göre türbenin altında bir cenaze de bulunma ihtimali vardı. Osmanlı arşivlerinde “Zâviye-i Şeyh Pirebî” adıyla anılan yapı, 1476 tarihli vakfiye kayıtlarında Derviş Mürsel tarafından yönetilen bir zaviye olarak geçiyor. II. Bayezid ve III. Murat dönemine ait tahrir defterlerinde de adı geçen bu yapı, Konya’nın manevi hafızasında önemli bir yer tutuyor. Konya şer’iye sicillerinde yer alan mütevelli atamaları, bu yapının sosyal ve dini yaşamdaki yerini gözler önüne seriyor.

1930’lu yıllarda Eşref Balum’un çektiği tekkenin mihrap fotoğrafları, Konyalı’nın gözlemleriyle birebir örtüşüyor. Ancak zamanla kaderine terk edilen türbe ve zaviye, 1976 yılında yerini çatılı ve betonarme bir camiye bıraktı. Yeni caminin kıble tarafına dört ayaklı baldaken tipinde bir türbe yerleştirildi.

Bugün Pirebi Camii’nin avlusunda, betona gömülü Selçuklu tarzında bir sanduka ve kırık mezar taşları dikkat çekiyor. Ancak hem bu taşların hem de baldaken türbenin içindekilerin gerçekten Pirebi Sultan’a ait olup olmadığı halen bilinmiyor. Modernleşme ile birlikte üstü betonla örtülen, fakat halk belleğinde hastalara şifa dağıttığına inanılan bu kutsal mekân, Konya’nın manevi mirasında önemli bir yer tutmayı sürdürüyor.