Ziraat yüksek mühendisi Celil Çalış tarafından paylaşılan değerlendirmede, 2026 yılı tarım sezonu küresel ekonomik dalgalanmalar, jeopolitik gerilimler ve iklim kaynaklı risklerin gölgesinde ele alındı. Analizde, gıda güvenliğinin artık yalnızca ekonomik bir başlık değil, doğrudan “ulusal güvenlik meselesi” haline geldiği vurgulandı.
Küresel riskler tarımı baskılıyor
Değerlendirmede, enerji maliyetleri, tarımsal girdi fiyatları ve bölgesel çatışmaların üretim süreçlerini doğrudan etkilediği belirtildi. Sel, dolu ve kuraklık gibi ekstrem hava olaylarının artışının ise tarımsal üretimde kırılganlığı büyüttüğü ifade edildi.
Bu süreçte yerli üretimin stratejik önem kazandığına dikkat çekilerek, hasat döneminin doğru yönetilmesinin kritik rol oynadığı vurgulandı.
“Her yüzde 1 kayıp milyarlarca lira”
Raporda en dikkat çeken bölüm ise hasat kayıplarına ilişkin hesaplama oldu. Hububat üretiminde oluşan her %1’lik dane kaybının yaklaşık 6 milyar TL’lik ekonomik kayba karşılık geldiği belirtildi.
Ayrıca %25–30 seviyesinde tamamlanan hasat sürecinde yaşanan teknik kayıpların, yaklaşık 400 bin ton ürün eksilmesi anlamına geldiği ifade edildi. Mevzuatta kabul edilebilir sınırın %2 olduğu hatırlatılırken, sahadaki oranların bu seviyenin üzerine çıkmasının “ekonomik erozyon” oluşturduğu vurgulandı.

Hasatta teknik uyarılar
Açıklamada, verimli hasat için kritik teknik eşiklere de yer verildi:
- İdeal nem oranı: %13–14
- %17 üzeri nemde kurutma ve maliyet artışı
- Sabah ve akşam saatlerinde artan nem nedeniyle verim kaybı
- Gecikmiş hasatta “hektolitre düşüşü” ve kalite kaybı riski
Özellikle hasadın gecikmesinin “dane kırığı artışı” ve kalite düşüşüne yol açtığı belirtildi.
Mekanizasyon ve operatör vurgusu
Türkiye’de biçerdöver kullanımının yüksek teknolojiye sahip olmasına rağmen, operatör yeterliliğinin kritik bir unsur olduğu ifade edildi. Eğitimsiz kullanımın, makine kapasitesini düşürerek kayıpları artırdığı kaydedildi.
Yetkisiz operatör kullanımının mevzuata aykırı olduğu hatırlatılarak, denetimlerin artırılması gerektiği vurgulandı.

Sap ve saman ekonomisi
Analizde, hasadın yalnızca dane üretimiyle sınırlı olmadığı, sap ve samanın da hayvancılık açısından stratejik bir kaynak olduğu belirtildi. Bu yan ürünlerin toplam ekonomik değerinin 150 milyar TL seviyesinde olduğu ifade edildi.
Sap ve samanın doğru yönetilmesinin, yem maliyetleri üzerinden et ve süt fiyatlarını da doğrudan etkilediği kaydedildi.
“Bereketin muhafazası” vurgusu
Paylaşımın sonunda, hasat sürecinin yalnızca teknik değil aynı zamanda kültürel bir sorumluluk olduğu ifade edildi. Üretimde kayıpların azaltılmasının, hem ekonomik hem de toplumsal refah açısından kritik olduğu belirtildi.
Değerlendirme, “bereketin her danede olabileceği” vurgusuyla tamamlanırken, üreticilere kayıpsız ve verimli bir hasat sezonu temennisinde bulunuldu.