Diş Kirası
Maddi durumu elverişli olan insanların ramazan ayında iftar için yemeğe davet ettikleri kişilere davete icap ettiği ve dişlerini ev sahibinin sofrasına/yemek zevkine kiraladığı için verilen hediyelerdir. Bu hediyeler genellikle kadife keseler içerisinde gümüş, akçe, altın veya tespihlerden oluşmaktaydı. Burada amaç yoksullara yardımcı olmaktır. Bu gelenekler vasıtasıyla Osmanlı toplumunun yardımlaşmayı dahi nezaket diliyle yaptığı görülmektedir. Ramazan’a özgü bir gelenek olan diş kirasına Osmanlı sultanları da iştirak etmiştir. Sultan Abdülhamid’in kızı Ayşegül Osmanoğlu bu konuyla ilgili hatıralarını şöyle aktarmıştır: “Her akşam bir tabur asker Yıldız Meydanı ’nda padişahın gönderdiği yemeklerle iftar açar, namaz kılardı; başmabeynci de askerlere diş kiralarını dağıtırdı.”
Diş kirası geleneğine temas eden ilk kaynak Kutadgu Bilig’dir. Kutadgu Bilig’de diş kirasından şöyle bahsedilir; “Misafire hediye ver, mümkünse diş kirası (tiş teri) ver” şeklindedir. Bu gelenek II. Meşrutiyetle beraber gerek sarayın eski durumunu kaybetmesi gerekse âdeti uygulayacak konak sahiplerinin azalması nedeniyle yok olmaya yüz tutmuştur. Hediyeleşmeye önem veren Osmanlı idaresi/toplumu yapacakları yardımları ihtiyaç sahibini utandırmamak adına zarif bir üslupla ihtiyaç sahibine ulaştırmışlar ve yardımlaşmayı toplumda yaygınlaştırmışlardır. Ancak, devletin maddi imkânlarının zamanla azalması diş kirası geleneğini olumsuz yönde etkilemiştir. Ekonomik giderlerin arttığı dönemlerde diş kirası geleneği külfet olmaya başlamıştır. Eski bolluk günlerin yerini ekonomik buhranlar almış ve diş kirası geleneği göz ardı edilmiştir. Sonrasında ise; milli mücadele dönemi ve yokluklar içerisinde savaşa giren milletimiz varını yoğunu istiklal mücadelesinde ortaya koymuştur. Osmanlının son dönemlerinde zayıflama eğilimine giren gelenek cumhuriyetle beraber varlığını yitirmiştir.
Ramazan Tenbihnameleri
Osmanlı’da ramazan ayının yaklaşmasıyla sosyal, kültürel, idari ve politik konular başta olmak üzere çok boyutlu tenbihnameler(uyarı ve yasaklar) yayınlanmaktaydı. Devlet tarafından tenbihat yapılacağında mahalle imamlarına haber verilir ve akşam ezanına doğru bekçiler “tenbih var, akşam camiye buyurun” şeklinde uyarılarla sokakları gezerdi. Tenbihnameler içerisinde geniş bir içeriğe sahip ramazan tenbihnameleri nin mahiyetini özetlemek gerekirse; herkesin umumi yerlerde edep ve hayâ kurallarına uygun davranması, cemaatle ibadetin teşviki, içkinin ve meyhane meclislerinin Müslümanlara yasaklanması, oruç tutmayanlar ve mazeretli olarak orucu bozanların çarşıda herkesin görebileceği şekilde yeme ve içmeler yasaklanmıştır. Aksi durumlarda cezaların uygulanabileceği belirtilmiştir .
Divan şairi Hayreti , bir beyitinde ramazan yasaklarından bahseder;
Ramazan oldu deyü oldu mey-i nâba yasağ
Hayretî biz dahi şimden gerü hayrân olalum .
Hayreti’nin beyitinde ramazanda uygulanan içki içme yasağından söz edilmektedir. Osmanlı toplumunda görülen ortak değerler etrafında bütünleşmeyle insanlar arası sevgi, saygı ve muhabbet teknolojiyle beraber samimiyetini yitirerek sanallaşma sürecine girmiştir. Cemiyetin ortak değerlerinden uzaklaşan insanlar, bireysel özgürlüklere önem vermeye başlamıştır. Böylelikle evrensel dünya anlayışı, cemiyet yaşantısını bir kenara bırakılarak bireyselliği ön plana çıkarmıştır. Günümüz ramazanları da küreselleşmeden payını almıştır. Muhtemeldir ki günümüzde tenbihname geleneğinin devam etmesi; özgürlüklerin kısıtlanması ve kişisel yaşama müdahale olarak algılanılarak tepkiyle karşılanacaktır. (ONUR ÇETİN)