Konya
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,2672 %0.15
53,5987 %-0.11
6.237,98 % -0,31
Konya Postası Gazetesi Konya İbrahim Hakkı Konyalı TYB Konya vefa programında anıldı

İbrahim Hakkı Konyalı TYB Konya vefa programında anıldı

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi’nin "Konyalı Onlar" başlıklı vefa programları serisinde bu hafta, Tarihçi yazar gazeteci araştırmacı İbrahim Hakkı Konyalı anıldı.

İbrahim Hakkı Konyalı TYB Konya vefa programında anıldı
KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 7 dk

TYB Konya Şubesi D. Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde düzenlenen ve koordinatörlüğünü Prof. Dr. Nuri Şimşekler’in üstlendiği etkinlik, şehrin kültür, sanat ve akademi dünyasını bir araya getirdi. Programda konuşmacı olarak yer alan Prof. Dr. Hasan Bahar ve Prof. Dr. Yaşar Semiz, İbrahim Hakkı Konyalı’nın hayatını ve kültürel mirasa sunduğu katkıları dinleyicilere aktardı.

Etkinlikte Konya Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç, Prof. Dr. Hüseyin Muşmal Prof. Dr. Doğan Yörük, Prof. Dr. Bayram Ürekli, Prof. Dr. Ahmet Çaycı ve Baro Önceki Dönem Başkanı Hasip Şenalp ve TYB üyeleri hazır  bulundu.
Çok Yönlü Bir Âlim ve Akademik Kürsü Eksikliği

Prof. Dr. Hasan Bahar, İbrahim Hakkı Konyalı’nın çok yönlü entelektüel kimliğine dikkat çeken Prof. Dr.  Hasan Bahar, şunları kaydetti:

"İbrahim Hakkı Konyalı tarihin her alanında yazmış; kendisine tarihçi, etnograf, epigraf, nümizmat ya da sosyolog diyebiliriz. O, üzerinde birçok konuyu bütünleştirmiş bir bilim insanı, bir âlimdir. Fakat Konyalı’nın belki de en zayıf noktası akademisyen olmamasıydı. Akademisyen olmadığı için yanında yetiştirdiği, gelenek oluşturduğu asistanları, öğrencileri ve hizmet edecek çırakları yoktu. Bu yüzden onun geleneği bir bakıma güdük kaldı; İbrahim Hakkı Konyalı’dan herkes faydalanmasına rağmen kendisi kenarda tutuldu."

Konyalı’ya Vefa ve Gazeteci Kimliği

İbrahim Hakkı Konyalı’nın hatırasını yaşatmak adına akademik dünyada yapılan çalışmalara ve onun ilk gençlik yıllarından itibaren sürdürdüğü arşivcilik faaliyetlerine değinen Bahar, Konyalı'nın yolundan giden araştırmacıların çalışmalarını ve onun kütüphane mirasını şu sözlerle aktardı:

"Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü olarak 2015 yılında bir vefa borcu olarak onun için bir armağan kitap çıkarttık. Bu armağanda Prof. Dr. Bayram Ürekli, Prof. Dr. Yaşar Semiz, Prof. Dr. Hüseyin Muşmal ve Prof. Dr. Doğan Yörük hocalarımızın manidar makaleleri oldu. Doğan Hoca'nın öğrenciliğinden doktorasına, proje çalışmalarına kadar sürekli İbrahim Hakkı Konyalı'nın yolunu takip ettiğini görüyorum. Konyalı, aynı zamanda gazetecilikle işe başlamış bir gazeteciydi. 15 yaşından itibaren başladığı 75 yıllık birikimini Üsküdar'da bulunan Vakıflar Umum Müdürlüğüne ait kütüphaneye bağışlamıştır."

Afrodit Davası ve İbrahim Hakkı Konyalı’nın Bilirkişiliği

Prof. Dr. Yaşar Semiz, Malatya Milletvekili Nasuhi Baydar’ın 1939 yılında Türkçeye çevirdiği "Afrodit" romanının müstehcenlik iddiasıyla yargılandığı davada, uzmanlık alanı olmamasına rağmen İbrahim Hakkı Konyalı’nın bilirkişi seçildiğini belirterek şunları kaydetti:

"Savcı Hikmet Onat, edebi bir eser olan roman için bilirkişi olarak edebiyatçı olmayan, Fransızcayı da çok iyi bilmeyen İbrahim Hakkı Konyalı’yı seçiyor. Davanın avukatı Esat Mahmut Karakurt, 'Bir mimari eser, heykel ya da kitabe olsaydı bunu anlayacaktık fakat bu edebi bir eser, uzmanlarına gönderelim' diyerek itiraz ediyor. Dosya bunun üzerine İstanbul Üniversitesi’nden Ali Nihad Tarlan, Sadrettin Celal Antel, Mustafa Şekip Tunç ve Hilmi Ziya Ülken’e gönderiliyor. Bilirkişi heyeti, mahkemenin baskısı neticesinde eserin müstehcen sayılamayacağına dair beş imzalı bir rapor hazırlıyor."

Bilirkişilik Tartışmasından Vatana İhanet İddiasına

Davanın basına yansımasıyla tartışmaların şahsi ithamlara dönüştüğünü, Konyalı’ya yönelik asılsız iddiaların ortaya atıldığını ifade eden Prof. Dr. Yaşar Semiz, süreci şu sözlerle aktardı:

"Peyami Safa, Necip Fazıl, Vala Nurettin, Refik Halit ve Hüseyin Cahit gibi isimler eseri savunuyor. Ancak Cumhuriyet Gazetesi’nde Yunus Nadi ve Denizli Milletvekili Ali Bey, İbrahim Hakkı’nın Milli Mücadele döneminde vatana ihanet ettiğini ve idam edilmemek için İstanbul’a kaçtığını iddia ederek altı uydurma belge yayınlıyorlar. İbrahim Hakkı da bu isimleri mahkemeye veriyor. Olay Konya basınına da intikal edince, Konya’nın hatırı sayılır isimleri, 'Bir adamın soyadına bakarak Konyalı diye bütün Konya’yı niye karalıyorsunuz?' diyerek bu duruma tepki gösteriyor. Basit bir bilirkişilik olayı, bir anda vatana ihanet suçlaması noktasına taşınıyor."

Basın Kartı İptali ve Davanın Beraatla Sonuçlanması

Sürecin İbrahim Hakkı Konyalı’nın mesleki hayatını da doğrudan etkilediğini, İstanbul Valiliği’nin yetkisiz bir şekilde kararlar aldığını ve davanın toplumsal bir yardımla kapandığını belirten Prof Dr. Yaşar Semiz, konuşmasını "İstanbul Valiliği, 1 Mart 1940’ta İbrahim Hakkı Konyalı’nın basın kartının iptal edildiğini açıklıyor. İbrahim Hakkı itiraz ediyor ve başka bir mahkeme, valinin verdiği kararın yerinde olmadığını belirtiyor. Afrodit davası bir anda basın hürriyeti davasına dönüşüyor. 1 Mart’taki duruşmada Afrodit romanı beraat ediyor; savcının itirazı üzerine nisan ayında yapılan ikinci duruşmada da karar değişmiyor. O dönemde Türkiye’de Erzincan depremi yaşanıyordu. Kitabın çevirmeni Nasuhi Baydar, yaşanan bu tartışmalarla rekor seviyede satan romanın bütün gelirlerini Erzincan depremzedelerine bağışladığını açıklıyor." diyerek sürdürdü.

Bulgaristan’a Satılan Evrak Hadisesi ve Konyalı’nın Üslubu

Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, İbrahim Hakkı Konyalı’nın arşiv belgelerinin korunması sürecindeki rolüne ve 1931 yılında Osmanlı arşiv evrakının Bulgaristan’a satılması hadisesinin iç yüzüne değindi. Konyalı’nın sonraki yıllarda yazılarındaki tonu sertleştirdiğini belirten Muşmal, şunları kaydetti:

"İbrahim Hakkı Konyalı’nın 1930’lu yıllarda yazdıklarını, sonraki dönemlerde daha net ifadelerle, isim vererek ve mübalağa ederek keskinleştirdiğini görürsünüz. 1931 yılının mayıs ayında gerçekleşen evrak satışı hadisesi ise organize bir durum değildir. Satılan evrak doğrudan Bulgaristan hükümetine değil, Sofya yakınlarındaki bir kağıt fabrikasına verilmiştir. Durum tespit edilince, Türkiye'de çalışan Bulgar bir profesörün uyarısıyla Bulgaristan hükümeti evraka el koyarak fabrikanın elinden çıkartmıştır. Yaşanan bu kötü hadise, sonraki süreçte arşiv vesikalarının korunmasına müthiş derecede hizmet etmiştir."

Konyalı Mirası ve Referans Kaynaklığı

Prof. Dr. Doğan Yörük, İbrahim Hakkı Konyalı’nın eserlerinin kendi akademik kariyerinde ve Karaman Eyaleti coğrafyası üzerine yaptığı araştırmalarda temel bir referans noktası olduğunu belirterek şunları dile getirdi:

"Benim İbrahim Hakkı Konyalı ile yolum yüksek lisans tezimle kesişti. Çalışma alanımızı Aksaray olarak belirlemiştik. Dönemin tahrir defterlerinin tamamı siyakat yazısıyla kaleme alınmıştı ve bu yazı türü bizim için oldukça zordu. Önümüzde Konyalı’nın bu çalışmaları olunca işimiz olabildiğince kolaylaştı. Yüksek lisans, doktora ve sonraki dönemlerde yaptığım tüm çalışmalarda Konyalı’nın eserleri ana referans noktamı oluşturdu. Bu bakımdan Konyalı benim için çok büyük bir velinimettir, kendisini rahmetle anıyorum."

Osmanlı Arşiv Geleneği ve Evrak Satışının Gerçek Mahiyeti

Prof. Dr. Bayram Ürekli, Osmanlı Devleti’nin arşivciliğe büyük önem verdiği ve Bulgaristan’a satılan evrakın iddia edildiğinin aksine devlet eliyle ana arşivden çıkarılmadığını belirterek şunları kaydetti:

"Osmanlılar arşive çok önem vermiş ve ismini 'Hazine-i Evrak' yani evrak hazinesi koymuştur. İstanbul'un fethinden sonra bu defterler muhafaza edilmek amacıyla Yedi Kule’de, ardından Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Meydanı’ndaki binalarda saklanmıştır. Evrakın günlük taşınması zorlaşınca, 1846 yılında Mustafa Reşit Paşa'nın gayretiyle Bab-ı Ali içerisine Hazine-i Evrak Dairesi binası yaptırılmıştır. Bulgaristan'a gönderilen evrak ise anlatıldığı gibi devlet eliyle ana arşivden satılmamıştır; o zamanki Bab-ı Defteri dediğimiz İstanbul Defterdarlığı binasındaki belgelerdir. O dönem devletin farklı kurumlarına ait evraklar ayrı ayrı yerlerde bulunuyordu. Dolayısıyla satılan evrak, tüm devlet arşivinin satıldığı algısını yansıtmamaktadır."

Kitap ve Katılım Beratı Takdimleri

Etkinliğin kapanış bölümünde, Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç, Vakıflar Bölge Müdürlüğü yayınlarından dört ciltlik Selçuklu Araştırmaları eserini TYB Konya Şubesi kütüphanesine hediye etti. TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu, Kılınç’a teşekkür ederek TYB Konya Şube yayınlarını takdim etti.

Program sonunda Konya Vakıflar Bölge Müdürü Yılmaz Kılınç, TYB Konya Şube Başkanı Ahmet Köseoğlu, Prof. Dr. Ahmet Çaycı ve Baro eski Başkanı Hasip Şenalp, Prof. Dr. Hasan Bahar ve Prof. Dr. Yaşar Semiz’e günün anısına katılım beratı ve TYB Konya Şubesi kitap seti takdiminde bulunuldu. Ayrıca Prof. Dr. Hasan Bahar, D. Mehmet Doğan kütüphanesine İbrahim Hakkı Konyalı’nın "Aksaray Tarihi" adlı üç ciltlik eserini hediye etti.



Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız