Prof. Dr. Selman TÜRKER, akademik bilgiyi ürüne dönüştürme gayesi ile 03.01.2020 tarihinde Konya Teknoloji Geliştirme Bölgesi (INNOPARK)’ta kurduğu MayaSU Ar-Ge İnovasyon Danışmanlık San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde danışmanlık faaliyetleri ve Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra gıda takviyeleri üretimi ve satışı yaptıklarını, akademik çalışmalarını, bir grup akademisyen arkadaşı ve lisansüstü öğrencileri ile birlikte yürüterek yapılan çalışmalar ve projeler neticesinde elde edilen sonuçlar doğrultusunda; hidrolize kolajen çeşitleri, probiyotik ürünler, vitamin ve mineral çeşitleri gibi bazı gıda takviyelerini ürettiklerini belirterek konuşmasına başladı.
SAĞLIKLI İNSAN İÇİN GIDA GÜVENLİĞİ ŞART
“Gıda Güvencesi ve Güvenliği” kavramları üzerinde duran TÜRKER, modern toplumların karşı karşıya kaldığı en önemli küresel sorunlar arasında yer alan ve sağlıklı ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin temelini oluşturduğunu, gıda güvencesinin bütün insanların; her zaman, aktif ve sağlıklı bir yaşam için gerekli olan besin ihtiyaçlarını ve gıda önceliklerini karşılayabilmek amacıyla; yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik bakımdan erişebilmesi olduğunu; gıda güvenliğinin ise gıdanın tarladan-çiftlikten sofraya (çatala) gelene kadar geçireceği tüm evrelerde (hasat, işleme, taşıma, depolama, dağıtım ve hazırlık); fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak insan sağlığına zarar verebilecek her türlü tehlikenin önlenmesi için alınan tedbirlerin tümünü ifade ettiğini söyledi.
HELAL GIDA SERİFİKASYONU
Gıda güvenliğinin gıdanın sağlığa zarar vermemesi esasını oluşturduğunu şema üzerinde açıklayan TÜRKER, helal gıdanın önemi üzerinde durdu: “HACCP (Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları), gıda üretim süreçlerinde biyolojik, kimyasal ve fiziksel riskleri önceden belirleyerek önlenmesini sağlayan sistematik bir gıda güvenliği yönetim sistemidir. Hammaddeden tüketime kadar tüm aşamaları kapsar, 7 temel prensibe dayanır ve güvenli gıda üretimini garanti eder SMIIC ‘Helal Gıda’ sertifikasyonudur. Helal belgelendirme, İslami kurallara uygun ürün ve hizmetlerin tüketicilere güvenle sunulabilmesi amacıyla oluşturulmuş hem dinî hem de gıda güvenliği standartlarını içeren sistematik bir değerlendirme sürecidir. SMIIC, helal gıda konusunda Helal Akreditasyon Kurumu HAKitan onaylı kuruluş olarak faaliyetlerini yürütmektedir.” ifadesini kullandı.
GÜVENLİ GIDAYA ERİŞİM TEMEL BİR HAKTIR
Günümüzde dünya nüfusunun hızla artması, sağlıklı ve dengeli beslenme ihtiyacının karşılanmasını önemli ölçüde zorlaştırdığını. Mevcut tarım ve gıda üretim sistemleri, sınırlı doğal kaynaklar ve çevresel sorunlar nedeniyle bu ihtiyaca uzun vadede yeterli olamayacağını bu durumun önümüzdeki yıllarda gıda kıtlığı ve küresel açlık riskinin artmasına zemin hazırladığına vurgu yapan TÜRKER, gıda güvenliğini sürdürebilmek için yeni yaklaşımlara ihtiyacımızın olduğunu değindi: “Gıda güvenliği, dünyanın en temel meselelerinden biri olarak her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Tarladan sofraya kadar uzanan uzun ve hassas süreçte yapılan en küçük bir hata, toplum sağlığını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabiliyor.” Güvenli gıdaya erişim bir lüks değil, temel bir insan hakkı olduğunun altını çizdi.
TARLADAN SOFRAYA UZANAN SÜREÇ
Türkiye’de gıda güvenliği alanındaki çalışmaların “Tarım ve Orman Bakanlığı” tarafından yürütüldüğünü, üretim tesislerinden marketlere kadar geniş bir alanda denetimler gerçekleştirildiğini, standartlara uygunluğunun kontrol edildiğine değinen TÜRKER, mutlaka üretim yeri belli olan Bakanlık tarafından denetlenen paketli gıdaların tüketilmesi gerektiğini, yapılan sıkı denetimler sayesinde birçok uygunsuz işletmeye yaptırım uygulanırken tüketici bilincinin de arttığına dikkat çekerek ,“Gıda güvenliği yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı değil; ekim, hasat, işleme, paketleme, depolama ve dağıtım gibi birçok aşamayı kapsayan bütüncül bir süreçtir. Bu zincirin herhangi bir halkasında yaşanabilecek aksaklık, gıdanın güvenilirliğini tehlikeye atabilir. Özellikle hızlı tüketim kültürü ve hazır gıda alışkanlıklarının artması, denetim mekanizmalarının daha sıkı olmasını zorunlu kılıyor. Gıdalarda en sık karşılaşılan riskler mikrobiyolojik ve kimyasal kaynaklıdır. Uygun koşullarda saklanmayan gıdalarda hızla çoğalan bakteriler, ciddi zehirlenmelere yol açabilir. Bunun yanında tarımda kullanılan ilaçlar ve sanayi kaynaklı ağır metaller de uzun vadede insan sağlığını tehdit eden unsurlar arasında yer alıyor.” dedi.
GIDA KONUSUNDA BİLİNÇLİ OLMALIYIZ
Gıda güvenliği yalnızca sağlık değil, ekonomi açısından da kritik öneme sahip olduğu değinen TÜRKER, günümüzde bilinçsiz şekilde kullanılan ifadelerin toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkiye dikkat çekerek Erman Toroğlu’nun “Ben sağlığım açısından tavuk yemiyorum” sözünün Bolu’daki Mudurnu Piliç Fabrikasının kapanmasına yol açtığını, Bandırma’daki Banvit’in Brezilyalılar tarafından satın alındığını, özellikle ekranlarda boy gösteren kişilerin sözlerinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi: “ Güvensiz ürünler hem iç piyasada hem de ihracatta ciddi kayıplara yol açabiliyor. Özellikle tarım ve gıda ihracatında kalite standartlarına uyum, ülkelerin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Okullarda verilecek bilinçlendirme eğitimleri, medyada yapılacak bilgilendirme kampanyaları ve sıkı denetim mekanizmaları bu sürecin temelini oluşturuyor. Gıda güvenliği, sadece bugünü değil geleceği de ilgilendiren bir konudur. Sağlıklı bireyler ve güçlü bir toplum için güvenilir gıdaya erişim vazgeçilmezdir. Unutulmamalıdır ki soframıza gelen her ürün, uzun bir yolculuğun sonucudur ve bu yolculuğun her aşaması titizlikle korunmalıdır.” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
GIDA GÜVENLİĞİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIMAKTADIR
Sürdürülebilirlik ve Gıda Güvencesi İlişkisine değinen TÜRKER, görevli olarak Türkiye’de birçok üretim tesisini denetlediklerini, çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik, gıdanın bulunabilirliği, erişilebilirliği ve kullanımı için gerekli olduğunu. “Çevresel Sürdürülebilirlik”, “Ekonomik Sürdürülebilirlik”, “Sosyal Sürdürülebilirlik” kavramlarının gıda güvenliğinin sürekliliğini sağladığına değindikten sonra “Günümüzde dünyada yaklaşık 735 milyon insan ciddi düzeyde gıda güvencesinden yoksundur. Yani kronik açlıkla karşı karşıyadır Buna karşın beslenme bozukluklarına bağlı olarak 890 milyonu obez olmak üzere 2,5 milyar insan aşırı kiloludur. 1930 yılında 2 milyar olan Dünya nüfusu, son 42 yılda ikiye katlanarak günümüzde 8 milyarı aşmıştır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre, 2024-2025 yılı itibarıyla Türkiye'deki çiftçilerin yaş ortalaması 59'a yükselmiştir.” ifadelerini kullandı.
GIDA GÜVENCESİ İÇİN ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Türker, gıda güvencesi için alınması gereken önlemleri; “Yenilikçi tarım teknikleri uygulama. Sera gazı salınımını azaltmak. Mevcut tarım arazilerinde üretimi/verimi artırmak. Mevcut gıda talebi ve israfını azaltmak. Üretimdeki gıda atık ve yan ürünleri değerlendirmek. Gıda konusunda var olan bilgi kirliliğini önlenmek. Ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve sürdürülebilir diyetleri yaygınlaştırmak gibi bazı önlemleri almak.” olarak sıraladı. “Artan dünya nüfusu ve gıda ihtiyacı, daha sürdürülebilir ve çevre dostu alternatif gıdalara olan ilgiyi artırmıştır. Mikroorganizmalardan elde edilen biyokütle, yenilebilir böcekler, tek hücre proteini üretimi ve yapay et gibi çözümler, hayvansal ürünlere daha sürdürülebilir alternatifler sunmaktadır. Biz, bu dünyayı atalarımızdan miras değil, torunlarımızdan emanet aldık. Geleceğimiz için, sağlıklı ve yaşanabilir çevreyi tahrip etmeden gelişmek ve doğayı korumak zorundayız.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Sohbetin soru cevap kısmından HİSDER Başkanı Prof. Dr. Önder Kutlu, Abdullah Selçuk ve Arif Atalay tarafından Prof. Dr. Selman Türker’e dernek plaketi takdim edildi. Toplantı toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

