Konya
Az bulutlu
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
50,1575 %0.20
55,9367 %-0.62
6.556,39 %-0.60
Konya Postası Gazetesi Konya Geleneksel bir meslek olarak mahyacılık

Geleneksel bir meslek olarak mahyacılık

Osmanlı’da ramazan aylarında çifte minareli camilerin minareleriyle birbirine bağlanan ipler ve kandiller yoluyla yazılan yazılar veya çeşitli motiflere mahya adı verilirdi. Bu mesleği icra eden sanatçılara mahyacı denirdi

Geleneksel bir meslek olarak mahyacılık
Okunma Süresi: 3 dk

Mahyaların kurulmasındaki usul şöyledir; “Hoş geldin” veya “Merhaba” terkipleri ramazanın yarısına kadar sürer son on beş gün ise veda içerikleri işlenirdi. Her ramazan ayının son gecesi bir kayık resmetme âdeti ise “artık ramazan gidiyor” anlamına gelmekteydi.

Mahyacıların oldukça zengin muhtevaya sahip mahya defterleri vardır. Ramazan boyunca yazılacak terkipler ve şekiller bu defterlerde biriktirilirdi.

XVI. yüzyılın sonlarına doğru İstanbul’da yaşayan S. Schweigger mahya anısını şöyle aktarır;   

“Bu ayda iki minare arasına bir ip gerilir. Buna bağlanan diğer iplere kandiller asılır ve böylece hilal doğmuş gibi bir görüntü yansıtılır.

Bu şekilde asılan iki yüzden fazla kandille görkemli görüntüler oluşturulur.”

OSMANLI’DA KABİLİYET İSTEYEN BİR MESLEK

Mahyacılık, Osmanlı’da kabiliyet isteyen bir meslektir.

Mahyacılar yılın 11 ayı ramazan için hazırlık yapar ve zaman zaman kendi aralarında yeni motifler bulabilme rekabetine girerlerdi. Mahyacı olabilmek için adaylar imtihana girerlerdi.

On bir aylık boşlukta mahyacılardan çırak yetiştirmeleri beklenirdi. Osmanlı’da camilerde bir mahyacı odası bulunur ve bu odada mahyacının mesleki malzemeleri kalırdı. Mahyacılar yatsı namazından evvel işe başlayarak cemaatin namaz sonrasında mahyaları görebilmelerini sağlardı.

Ramazan ayının halka ilan edilmesinde de mahyalardan faydalanılmıştır.

Hilalin görülmesinin hemen akabinde mahyacılar ve müezzinler haberdar edilerek mahya ve kandillerin yakılması istenirdi. Cami minarelerinde mahya ve kandillerin görülmesiyle ahali ramazanın geldiğini anlardı.

Osmanlı devletinin yıkılış süreci ve yeni bir devlet kurma girişimlerinin yaşandığı ara dönemlerin ramazan aylarında mahyaların muhtevasında değişiklikler yaşanmıştır.

Bu dönem mahya mesajlarında; siyasi fikir, milli mücadele, milli birlik gibi konuları görmek mümkündür. Kurtuluş Savaşı döneminde ramazan ayı günlerinde Sultanahmet Camii’ne yazılmak için Yahya Kemal’den bir mahya istenir, bunun üzerin dönemin şartlarını yansıtan bir beyiti mahya olarak hazırlanır ve camiye asılır.

Yahya Kemal’in mahyası şöyledir;

“Ya Rabbi; Ta ki yükselsin ezanlarla mueyyet namın/ Galib et! Çünkü bu son ordusudur İslam’ın”.

Elektrik teknolojisinin gelişmesi mahya geleneğinin değişim ve dönüşüm süreçlerini hızlandırmıştır. Geleneğin en temel maddesi olan kandiller yerini elektrikli ampullere taşımıştır.

Elektriğin geleneğe katılımıyla bu alanda usta yetiştirme ihtiyacını ortadan kaldırmıştır.

Mahyaların iyi bir görüntü vermesi ve çevre şartlarından olumsuz etkilenmemesi için oldukça çetin uğraşlara ihtiyaç kalmamıştır.

Sonuç itibariyle mahya geleneği, elektronikleşme sürecine girerek güncellenmiş ve günümüze ulaşabilmiştir

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız