Ramazan ayı, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş mübarek bir aydır. Kutsiyeti ve fazileti Kur’an ve sünnet ile sabit olan Ramazan ayı, aynı zamanda “on bir ayın sultanı” olarak kabul edilmektedir.
Rahmet, bereket ve oruç ayı olan Ramazan; kardeşlik ve sevgi bağlarının güçlendiği, ruhlarımızın güzel öğütlere ve uyarıcı telkinlere açık olduğu, manevi duygularımızın canlılık kazandığı, birlik ve beraberliğimizin daha da güçlendiği kutsal ve uğurlu bir aydır.
NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR
Her yıl Ramazan ayı geldiğinde Televizyonlarda, gazetelerde duyduğumuz cümlelerden biri de budur, NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR. Bu beylik lafı hep duyarız bu cümle eski Ramazanlara duyulan özlemi dile getirir. Eski ramazanların güzel hatıraları gönlümüzde, aklımızda kalmıştır. Hep canlıdır, cezbedicidir ve “keşke yine o günleri aynı duygularla yaşayabilsek” diye düşünürüz.
Ramazan ayını çocukluk ve ilk gençlik yıllarımız köyde geçtiği için eski ramazanları anlatan kişiler gibi Camilerin mahyalarını, Hacıvat Karagöz oyununu, şehzadebaşı eğlencelerinden, çeşitli macunlardan bahsetmem mümkün değil.
DAVULCU KİŞİLERİN İSMİNİ MUSTAFA AĞA, MEHMET AĞA,
HÜSEYİN AĞA DİYEREK DAVUL ÇALARAK UYANDIRIRDI.
1959 yılından başlayarak ramazan ayı ile ilgili hatıralarımı anlatmak istiyorum. Sahurda ramazan ayı davulcuları köyün her sokağını dolaşır isim isim o evde yaşayan kişilerin ismini Mustafa Ağa, Mehmet Ağa, Hüseyin Ağa diyerek davul çalarak uyandırırdı. Davulcuya mahallenin ve köyün azılı köpekleri havlayarak eşlik ederdi.
Bizim Ev’in önüne geldiği zaman bizim köpeklerde davulcuya saldırırlardı. Davulcu herkesi uyandırmak mecburiyetinde idi çünkü günümüzde olduğu gibi kurmalı saatler ve telefonlar yoktu. Davulcuya herkes ramazan sonunda tespit edilen ücreti buğday olarak verirdi.
Rahmetli Annem sahurda bizden önce kalkar çalı ve odunla ocağı yakar daha önce ramazan için hazırlanmış şebitten özel kıyılmış erişte ve bulgur karışımını terayağı ile pişirirdi. Yanına köyün kuru kayısı, erik, üzümü şekerle karıştırarak yaptığı şerbeti pilavla beraber kaşık kaşık yerdik.
ELEKTRİK YOK, GAZ OCAĞI YOK
O yıllarda köyde Elektrik yok, gaz ocağı yok, tüp gazlı ocaklar yoktu. Ocakta yaktığın ardıç, çam çalısının bir parçası pişen yemeğin içine giderse o yemek yenmeyecek şekilde acır. Rahmetli Annem Rahmetli Babam kızmaması için ocağın başından ayrılmazdı.
O yıllarda ramazan ayı yaz günlerine denk geldiği zaman da köyde herkes ekin tarlasında ekin biçiyor, harmanda düven sürüyor olmasına rağmen bu zor şartlarda oruçlarını tutuyorlardı.
Annem tarladan gelir gelmez iftarda yiyeceğimiz yemeği yapmak için uğraşır. Ablalarım salata yapar bir diğeri de köy çeşmesinden testilerle buz gibi soğuk su getirirdi.
ÇOCUKLAR ANNE VE BABALARI TARAFINDAN
ORUÇ TUTMAYA ALIŞTIRILDI
Çocuklar oruç tutmaya alıştırılırdı anne ve babaları tarafından Ramazan ayında. Sahura kalkmayı çok isteyen çocukları, uykusunu bölüp sahura kaldırmak tabi ki kolay olmazdı. Ramazan’da ilk defa oruç tutmaya başlayan çocuklar büyükler tarafından hediyeler boğulur böylece oruç tutmaya teşvik edilirdi. Tüm gün oruç tutamayacak yaştaki çocuklar için oruç ögle vaktinde açtırılırdı ve buna ‘Tekne Orucu’ adı verilirdi.
ÇOBAN BEKİR AĞA RAMAZANDA HİÇ ORUÇ TUTMAZDI
Bizim senelerce yoz koyun çobanlığımız yapan Bekir Ağa (Kıtel Bekir) derlerdi o yaylada hiç oruç tutmazdı bizde kendisine Bekir Ağa sen neden oruç tumuyorsun diye sorduğumuzda cevaben şehirdeki müdürler, memurlar oruç tutmuyor ben bu dağların ve koyunların müdürüyüm onun için oruç tutmuyorum derdi.
Elektrik olmadığı için minarelerde hoparlör de yoktu hocanın sesini köyde herkesin duyması mümkün değildi.
EZAN VAKTİ TÜFEKLE İNSANLAR BİRBİRİNE HABER VERİRLERDİ
Ezan okunurken köylüler av tüfekleri ile duymayan kişilere haber vermek için havaya ateş ederlerdi.
Babam akciğer kanseri hastasıydı bir iftar vakti hasta yattığında yatarken tüfek seslerini duyunca anneme getir şu benim mavzeri (Alman filintası) dedi. Bir şarjör 5’li mermileri yerleştirdi pencereden arka arkaya tetiğe basarak hepsini ateşledi.
Av tüfeklerden çok ses çıkarttığı için hemen fark edildi. Babama kamalı derlerdi ama hiç kama, bıçak, tabanca taşımazdı onun mavzeri’nin sesi dediler çoçukları olarak seyrederken çok gururlandık ve sevindik.
Babam 13 Temmuz 1965 tarihinde 43 yaşında vefat etti Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah.
Akşam namazı, yatsı ve teravih namazı sonrası günün yorgunluğunu gidermek tekrar sahur için kalkılacağı için en kısa zamanda yatardık. (Haber Merkezi)