Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin düzenlediği Balkan İlahileri konulu söyleşi Doç. Dr. Ubeydullah Sezikli’nin katılımıyla Meram Belediyesi Tantavi Kültür Merkezinde yapıldı. Ahmet Çalışır’ın sunup yönettiği konferans büyük yazar, 7 Güzel Adamın son temsilcisi Rasim Özdenören’in vefatı sebebiyle hüzünlü bir atmosferde gerçekleşti. Balkanlarda yaptığı derleme çalışmalarını anlatan Sezikli savaş yıllarında Balkan halkının Mevlid-i Şerife tutunarak ayakta kaldığını, kapitalist dünyanın da hiçbir şeyden tatmin olmayıp sonunda o irfana döneceğini söyledi.
Programın açılış konuşmasını yapan TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu Rasim Özdenören’in vefat haberini üzüntüyle aldıklarını belirterek “İlerleyen yaşına hastalığı da eklenmişti. Rasim ağabeyimizi nazlanarak, ısrar ederek bu yıl TYBKONYA’da çevrim içi program yapmaya ikna etmiştik. Manolya Gürocak hanımefendi Ankara’daki evinde 23 Nisan günü Rasim ağabeyle bu programı icra etti. Burnundaki solunum cihazını açılış yapılacağı sırada çıkarıp yaklaşık 8 dakika konuşmuştu. Bu onun uzun son konuşması oldu. Allah rahmet eylesin” dedi.
Özdenören ile yıllar öncesine dayanan hukukları olduğuna da vurgu yapan Köseoğlu “Müslümanca düşünmeyi öğreten kitabıyla 1980’li yıllarda tanışmıştık… Daha sonra kendisini de tanıdık ve 2002 yılında kendisinin biraz da talimatları ve katılımlarıyla, belki de o hacimde ilk olan ‘Konya Öykü Günleri’ adıyla bir öykü sempozyumu yapmıştık” diye konuştu.
Benim iki kardeşim Amerika’dadır. Bir ziyaretimde kütüphaneye gittik. Türk musikisi ile ilgili eser var mı diye sorunca bizi başka bir binaya yönlendirdiler. Orası 5 kat, tamamen müzik kütüphanesiydi. Doğu müziğinde en güçlü olanlara birer kat ayırmışlar. Ben o sıralarda imamlar için eğitim seti hazırlamıştım ve orada görünce şoke oldum. Nasıl takip edip, alıp oraya götürüyorlar? Oryantalistlerin müzik konusunda yaptıkları çok acayip şeyler var. Şu anda yaşayan, bizim çok iyi müzikolog olarak tanıdığımız insanların içinde de çok fazla misyonerlik yapan insanlar var.
Balkanlarda hazırladığı ilahi belgeselinin özetini izleterek örnekler de veren Sezikli, Balkan ülkelerinde Türkçe konuşma bilmeyen insanların Türkçe ilahiler okuduğunu anlatırken şunları söyledi:
Bir medeniyet nasıl bir hâkimiyet kurmuş, bunu yaptığımız bu 13 bölümlük belgesel sırasında çözdüm. Bir sacayağı kurmuşlar onu da Kur’an’a patentli yapmışlar. Bir şeyin medeniyet olması için önce din lâzım, demişler. Bu dini oturtmak için de ilk yaptıkları şey hanlar hamamlar, insanların yiyip içebileceği gezebileceği alışveriş merkezi bedestenler. Bunlar için de vakıf müessesesi kurmuşlar. Camiler tekkeler daha sonra zaten isteseniz de istemeseniz de kendiliğinden geliyor. Böyle gittiğiniz coğrafyada sizi bırakmaları çok zor. Kılıçla fethetmediğiniz için sizden vazgeçmeleri çok zor.
Saraybosna’dakilere bazen “Bir gün Osmanlı yurdu olmaktan çıkacağınızı hiç hayal eder miydi dedeleriniz?” diye sorarım ve onlar da “Bırak onu, 20 sene önce dahi öyle bir şey kimsenin aklına gelmezdi, bunu kimse hayal edemezdi” diye cevap verirler. Dikkat etmezsek bir gün İstanbul’da Konya’da böyle olabilir; bunlar bizim düşüncemizin, hayalimizin dışında şeyler.
Saraybosna’da, Üsküp’te Makedonya’da kime sorarsanız sorun, bizdeki bazılarının karşı olduğu Mevlid-i Şerif var ya? Onlar için bu çok mukaddes bir şey. Çünkü onlar için komünizm süresince Mevlid dini muhafaza eden bir şeydir. Bunu Türkiye’ye hicret edenlerde de görürsünüz. Bayrampaşa mesela; Türkiye’nin en çok Mevlid-i Şerif okunan yeridir. Çünkü o dönem Kur’an-ı Kerim yasak, namaz yasak, cami yasak. Evlerde hep Mevlid-i Şerif o harcı tutmuş.
Saraybosna’da Kadiri tekkesinde güfte mecmuasında ilahinin yanına tarih atmışlar. 365 senedir o tekkede o ilahi okunuyormuş. Ne kadar değerli bir şey? Birileri olmayan kültürlerini film sahneleriyle oluşturmaya çalıştırıyorken bizim var olan kültürümüzü derleyip toplayıp önümüze koymamız abesle iştigal olmasa gerek. (Haber Merkezi)