Etkinlik kapsamında adeta İstanbul’a taşınan Ordu’nun 19 ilçesinin yöresel lezzetlerinin, kıyafetlerin görsel şölen sunduğu gibi birlik ve beraberliği, hemşerilik dayanışmasını artırdığını ifade etti.
Festivalde Ordu’ya ait her lezzette ve geçmişe götüren kültürel dokularda çocukluk dönemine gittiğini ve o dönemde şu an olduğu gibi şehrin betonlaşmadığını ve doğayla bütünleşen köyler gördüğünü belirtti.
Bayram Aybastı festivaldeki düşünceleri şu şekilde;’’
ORDU’YU TANITIYORUZ, PEKİ KORUYOR MUYUZ?
Geçen hafta yolum İstanbul’daki Ordu Tamıtım Günlerine düştü…
Gördüm ki Memleket İstanbul’a taşınmış!
19 ilçemiz, yöresel lezzetlerimiz, kadın kooperatiflerimizin el emeği ürünleri…
Fındık, bal, kivi, cevizli helva, peynir, tereyağı, pestil…
Yalıköy köftesi, Ordu tostu, Akkuş fasulyesi, Ordu yahnisi, lahana çorbası, Ordu pidesi, fındıklı burma tatlısı, melocan kavurması…
Stantlar, ürün tanıtımları, turizm rotaları, kültürel etkinlikler, sahne gösterileri, konserler, şiir dinletileri, çocuk tiyatrosu… Açılış törenleri, buluşmalar, hemşehrilik dayanışması…
Kısacası Ordu’nun lezzeti, kültürü, müziği ve memleket hasreti İstanbul’da buluşuyor. Emeği geçenlerin hakkını teslim etmek gerek.
Ben de çocukluğuma döndüm. Bir lokmada geçmişimi buldum. Fotoğraflardaki yemyeşil dağlara, yaylalara baktım. Gururlandım.
Sonra içim burkuldu.
Fotoğraflardaki Ordu güzeldi. Peki, gerçeği ne kadar güzel kaldı?
Sanki Avusturya, sanki İsviçre Alpleri!
Ne var ki fotoğraflarda köylerimize dikilen dört beş katlı binalar yoktu.
Betonlaşan yamaçlar kadraja girmemişti.
Demek ki tanıtımın da bir kadraj meselesi varmış!
Avrupa’nın birçok ülkesini yıllardım gezerim.
Doğayla bütünleşen köyler gördüm.
Bizde ise kimi yerlerde doğa, binalara yer açıyor.
Beton yükseliyor, yeşil geri çekiliyor.
Doğa manzaraya dönüşürken beton kalıcı misafir oluyor.
Yanlış anlaşılmasın; Ordu Günleri’nin emeğine gölge düşürmek değil niyetim.
Tam tersine, memleketimizin tanıtılmasını, ürünlerimizin satılmasını, kültürümüzün yaşatılmasını önemsiyorum.
Ancak Ordu’ya hiç gitmemiş biri, bu güzel görüntülere bakıp memleketimizi ziyaret ettiğinde betonlaşmayla karşılaşırsa hayal kırıklığı yaşamaz mı?
Çünkü 39-40 yıl önce çok daha yeşil bir Ordu vardı.
Şimdi ise tanıtımda cennet, ziyarette inşaat manzarası…
Aradaki farkı hangi broşür kapatacak?
Perşembe Yaylası’nın menderesleri, Durugöl’ün çevresi…
Doğal mirasımızı korumak neden tanıtmaktan daha zor?
Bir yeri anlatırken gösterdiğimiz özeni, onu korurken de gösteriyormuyuz?
Üstelik küresel ısınmanın etkilerini giderek daha fazla hissettiğimiz bir dönemdeyiz. Betonlaşma yalnızca görüntüyü bozmuyor; toprağı, suyu ve doğal yaşamı da etkiliyor.
İklim değişiyor, doğa alarm veriyor; biz hâlâ manzaranın fotoğrafını çekmekle yetiniyoruz.
Kafamızı kuma gömerek bu gerçeği değiştiremeyiz.
Ordu’nun zenginliği yalnızca fındığı, balı, yöresel yemekleri değil; dağı, deresi, ormanı, yaylası ve doğal dengesidir.
Bunları koruyamazsak tanıtacak neyimiz kalacak?
Betonun önünde fındık ikram edip geçmişin güzelliklerini mi anlatacağız?
Belediyelere, siyasetçilere, yetkililere ve hepimize düşen soru şu: Torunlarımıza nasıl bir Ordu bırakacağız?
Ordu’yu tanıtmak kolay.
Asıl mesele, tanıttığımız Ordu’yu betonlaştırmadan geleceğe taşımak.’’