“İNANCIMIZIN VE DAVAMIZIN SAVUNUCUSU OLDUK”
Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerine bu hafta önceki dönem Konya Büyükşehir Belediye Başkan ve milletvekillerinden Ak Parti Kurucular Kurulu Üyesi Doç. Dr. Halil Ürün konuk oldu. 1946 yılında dünyaya gelen Ürün, doğumunun 80. yılında hayat hikâyesinden bazı hatıraları paylaştı.

Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşmasında, Halil Ürün’ü 1970’li yılların başlarında İstanbul Kabataş Lisesine geçiş yaptığı sırada kaldığı yurtta tanıdığını belirterek “Yurttaki tek Liseli talebe bendim. Orada Mehmet İncili ve Halil Ürün’den efsaneleşmişti. Doktora için geldiğinde Halil Ürün’ü tanıma ve dinleme imkânı bulmuştuk. Daha sonra 1982 yılında Ben Selçuk Üniversitesi’nin açtığı imtihanı kazanıp göreve başladığımda, Trabzon’dan yirmi kadar akademisyen de Selçuk Üniversitesi’ne gelmişti ve aralarında Halil Hocamız da vardı. O dönemde daha sık bir araya gelip istifade etmeye çalıştık. 1989 seçimlerinde Konya’nın ilk büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle de Konya’da yeni bir süreç başlamıştı” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Halil Ürün İstanbul’da öğrenci olduğu yıllardan başlayarak hayat akışında yer alan bazı hatıraları anlattı. Talebelik sürecinin netameli bir döneme denk geldiğini kaydeden Ürün “Bir dönüşüm yaşanan dönemdeydik. Gözümüzü budaktan sakınmadan inancımızın, davamızın savunucusu olduk” diyerek söze başladı.
Merhum Başbakanlardan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı üniversite hayatının ilk yıllında, 1964’de tanıdığını kaydeden Ürün “O yıllarda Üniversitede öğretim üyesiydi. NATO ile ortak Pazar ile ilgili, Milliyetçiler Derneği Beşiktaş şubesinde verdiği konferanslarını da takip ederdim. Daha sonra 1969’da ben evlendim. Evlilik tarihimle, Erbakan Hocamın bağımsız adaylık tarihleri aynı zamanda rast gelmişti, ben de düğünüme davet ettim. Beni kırmayıp Yunak’ta düğünüme icabet etti. Saha çalışmalarına da o gün, benim düğünle birlikte başlamış oldu” dedi.
Erbakan’ın düğünde herkes gibi, on kişilik sofraya oturup aynı kâseden çorba içtiğini, siniye dökülen ekmek kırıntılarını parmağıyla alırken onun samimiyetini gören insanların (Bu da bizim gibi yiyor, biz bunu takip edelim) dediklerini müşahede ettiğini anlatan Ürün “Ve Erbakan Hocam o zaman en yüksek oyu Yunak’tan aldı. Yani insanlar kendi gibi olanların peşinden gidiyor. Yüreğiyle, duruşuyla, bakışıyla, hayat anlayışıyla, dünya görüşüyle kendine benzeyeni takip ediyor. Yoksa dayatmayla, zorlamayla insanları bir yere davet etmenin imkânı yok. O güzel insan tarihimizde yetişmiş olan mayası, ruhu temiz pırıl pırıl bir insan olarak kaldı ve öyle gitti. O kiminle dost olduysa onlar hep dostumuz olarak kaldı, kiminle hasım olduysa da onlar hep hasmımız olarak kaldı. Yani 15 Temmuz’da gördüğümüz hainlerin ne olduğunu o biliyordu, Siyonizmin ne olduğunu o tarif ediyor, Batı âleminin ne kadar ikiyüzlü davrandığını anlatıyordu” diye konuştu.
Konya Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde, 1997 yılında Çeçenistan’a kurbanlık yardımı götürdüklerini anlatarak devam eden Ürün, “Orada Ruslar henüz tam hâkim değildi ve bir muhtar devlet vardı. Devlet Başkanı Hacca gitmişti, Başkan Yardımcısı Vahi Ersenov ile görüştük. Tabi sahada da bizi gezdirdiler… Hatta bir yerde roket te kullandık. Birer atış yaptık. Ben tarlanın ortasına atmıştım. Ercan Uslu’da (Bravo başkanım, tarlayı tam ortasından vurdunuz) diye espri yapmıştı. Ama Dr. Mustafa Güçlü hedefi tam isabet ettirmişti” dedi.
Savaşın olduğu ve Cevher Dudayev’in şehir olduğu alanda Şamil Basayev ile birlikte roket kovanı topladığını da söyleyen Ürün “O zaman tanıştığımız birçok insan, Şamil Basayev de dâhil, şehit oldular. Getirdiğim üç kovandan biri halen oğlumda duruyor. Birini Konya Valisine, diğerini de Garnizon Komutanına hediye ettim. Bu gezilerimizi muhtelif yerlere giderek sürdürmüştük. Kırım’a gittik, Bosna’ya gittik, Ürdün’e, Filistin’e gittik” diyerek devam etti.
Konuşmasında vatan sevgisine dair örnekler veren Ürün, gözünü budaktan esirgemeyen, toprak için varını yoğunu ortaya dökebilen insanların yetişmesi gerektiğine işaret ederek “Hatıraları laf olsun diye değil, örnek olsun diye anlatıyorum. Ben Turgut Teberdar hocamızı nasıl hatırlamam? Beş yaşındayken komünist emperyalizmin en katı şekliyle Kırım’a hâkim olduğu dönemde evinden sürülmüş. Annesini, babasını sözüm ona çalışma kampına, onu sözde eğitim vermek üzere bir yere, abisini başka bir yere götürmüşler. Rusya deyip de; Amerika ne kadar emperyalist ise Rusya ve Çin de o kadar emperyalisttir. İslâm’la hemhal olmayan, İslâm’ın insanlık anlayışını tadamayanların hepsi emperyal güçtür, hiç birisinden hayır gelmez. Hiç birisinin de acıması yoktur. En acımasızı da Siyonist güruhtur. Turgut abinin, beş yaşlarındayken yumurta şeklinde oval bir taşı varmış. Onunla oynar, sonra evin etrafındaki taş duvarın bir gediğine saklarmış. Sonra annesi bir şekilde Turgut’u bulup yanına alarak Türkiye’ye gelmiş. Burada Turgut Bey kimya profesörü olmuş, çok iyi tıp bilgisine sahipti. Ben de Trabzon’da bulunduğu zaman tanıdım. Turgut abi yetmişli yaşlarına doğru, kızını da yanına alıp Kırım’a gitmiş. Ben Belediye Başkanı iken ziyaretime geldiğinde (Gittim, evimizi uzaktan tanıdım. Bir Ukraynalı aile yerleşmiş. Yaklaştık ama başkası oturduğu için giremedik. Fakat o kovuğu hatırladım ve elimi uzatıp, beş yaşımdayken sakladığım taşımı aldım) dedikten sonra mendile sarıp getirdiği o taşı önüme koydu. Bir elmas taşır gibi o taş parçasını taşıyordu. Toprağı için varını yoğunu ortaya dökebilecek bu insanı nasıl sevmezsin? Bizim de böyle olmamız lâzım. Çok şükür yeni nesil parça parça bir uyanışın içinde görünüyor. Ama bu uyanışı hepimizin tetiklemesi lazım” dedi.
Talebe olaylarındaki anılarından da örnekler veren Ürün, 1967 yılının Filistin’de Siyonist işgalin en büyüğünün yaşandığı dönem olduğuna vurgu yaptıktan sonra “Ben o tarihlerde Üniversite talebesiydim ve kredi parasıyla okuyordum. Gümüşsuyu yurdundayım ve bir süre sonra atılacağımı biliyordum. Tıpkı Trabzon’dan atıldığım gibi. Atılmak da çok umurumda değildi. Bakın halâ hayattayım ve Allah bir rızık veriyor Şükredebilmeye de şükretmemiz lâzım. Etütteydiik, Tan gazetesini getirdiler. Manşetinde adeta İsrail’e talimat verir gibi (İsrail’in şimdi şu yapması lâzım) şeklinde haber vardı. Türkiye coğrafyasından İsrail’e mesaj gönderilen haberlerdi bunlar. Ben bu haberden rahatsız olup gazeteyi protesto etmeyi tekli ettim. Kredi parasından bir miktar ayırdım. Kadınhanılı Osman Altındağ gazeteleri taşıdı. Gümüşsuyu yurdundan Taksim’e doğru, gazetenin manşetini gösterip yakarak yürüdük. Bir de sosyal demokrat arkadaşımız vardı ama Anadolu yavrusu, vatanseverdi. Onların da aralarında vatanseverler vardı. O arkadaş da bize katıldı. Taksim’den Galatasaray’a giderken İstiklal Caddesinde güvenlik güçleri geldiler ve ikimizi de polis karakoluna götürüp nezarete koydular. Biraz sonra solcu Talebe Birliğinin Başkanı Harun Karadeniz, yanımdaki sosyal demokratı almaya gelip beni görünce (Halil Ürün’ün ne işi var burada) diye söylendi. Oysa asıl iş benimdi. Aynı fiilden götürüldüğümüz halde sosyal demokrat arkadaşı alıp beni orada bırakarak gitti. Sonra Şafak Özpınar gelip beni aldı” diyerek devam etti.
Kültürel faaliyetlerin, gençliğin gelişmesinde çok önemli olduğuna vurgu yapan Ürün, “Bu konuda bir aslan parçasından daha söz etmek istiyorum. Sami Güçlü Anadolu Mektebini kurdu. Ben onu örnek olarak her yerde anlatıyorum. Gençleri yetiştirmeye yönelik, tüm Anadolu’yu kapsayan bir faaliyet yürütüyor. Herkesin para-pul, şan-şöhret derdinde olduğu bir dönemde yaşıyoruz ama Sami Güçlü’nün derdi genç nesilleri yetiştirmek. Bu faaliyetler kapsamında bir Mehmet İncili, bir Sami Güçlü nasıl anılmaz?” dedi.
Türkiye Milli Talebe Federasyonunun hazırladığı broşürü dağıtırken solcu öğrencilerin kendisine saldırdığı hadiseyi de anlatan Ürün “TMTF MHP kanadına yakındı. Ben hem TMTF’ye hem MTTB’ye giderdim. TMTF Milli Hedefler Yürüyüşü diye bir program tertiplemiş ve broşür bastırmış. Broşürde Milli Ekonomi, Milli Eğitim, Milli Sanayi gibi ifadeler vardı ve insanlar Taksim’deki mitinge davet ediliyordu. İTÜ solun işgali altındaydı. Bu broşürü İTÜ’de dağıtmam için bana teklif getirdiler, kabul ettim. Taşkışla’nın önüne kendi başıma gidip gelip geçene dağıtım yaparken solcular yakınımda toplanmaya başladılar ama on kişi oluncaya kadar müdahale etmediler. Sonra arbede çıktı, karşılıklı darp oldu. On kişiye karşı dövüşmek durumunda kaldım. Kafam gözüm sarılı vaziyette TMTF’ye gittim. Dil Tarih Profesörü Necmettin Hacıeminoğlu da oradaydı. Bu defa benim adıma bir bildiri hazırlayıp teksir makinasında çoğalttılar. Önceki bildiriler de içine koyuldu. Aynı yere, biraz önce kavga ettiğimiz yere götürüp yine dağıttım. Bu defa kimse müdahale etmedi. ODTÜ’de benim sola meyyal amcazadem İbrahim Ürün vardı. Deniz Gezmiş ona (Halil Ürün senin neyin olur?) diye sorunca (O gözü kara, deli) cevabını almış ve oradakilere (Halil Ürün’e dokunmayın, o artık yaralı bir aslan, hepinizi paralar) demiş” şeklinde konuştu.
Halil Ürün Sözlerinin sonunda sorular üzerine; Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Garnizon Komutanı Tümgeneral Mehmet Kenzi Suner ile milli bayramlarda yaşadıkları selamlama gerginliğini anlattıktan sonra istek üzerine bir de Necip Fazıl’dan şiir okudu. Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, günün hatırası olarak Halil Ürün’e kitap takdim etti.

