Konya
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3732 %0.06
51,4237 %0.21
6.339,43 % -1,32
Ara
Konya Postası Gazetesi Konya Aydınlar Ocağı’nda “bakire doğum” konusu ele alındı

Aydınlar Ocağı’nda “bakire doğum” konusu ele alındı

Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle yazar Prof. Dr. Nermin Öztürk Hiduizm, Hristiyanlık ve İslâm’a göre Bâkir Doğum konusunu anlattı.

KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 7 dk

Konevi derneği salonundaki programda takdim konuşması yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü Kur’an’da apaçık beyan edilmemiş bazı konuların net olarak anlaşılamamasının (imtihan dünyası) esprisiyle izah edilip geçildiğini kaydederek “Aklî ve kalbî selim ile şeytanî yol ayırımına vesile olacak alanlar bırakılmış, diye düşünüyorum. Öyle ya; her şey net olarak verilmiş olsa imtihanın esprisi kalmazdı” dedi.

Toplumların ayrıştırılması, Peygamberlerin diyarlarından uzaklaştırılmasıyla insanların inanç yönünden dejenere oldukları tespitini de yapan Güçlü “Allah insanlara kendi dillerinde Peygamberler gönderip bilgilendirmiş. Bunlardan, yalnızca Kur’an merkezli insanlar hakikati konuşmaya gayret ediyor ama tıkandıkları yerde de israiliyat dediğimiz metinler ortaya çıkıyor” diye konuştu.

Daha sonra kürsüye gelen Prof. Dr. Nermin Öztürk (Budizm’de, Hıristiyanlık’ta ve İslam’da Bakire Doğum) adlı kitabı hakkında kısa bilgi verdikten sonra Budizm’den başlayarak, bakire doğumlara dair kutsal kitaplardan örnekler verdi. 

İnsan yaşamının anlamı ve modelinin her dinin kendi yerel kalıpları ve bu kalıpların gramerleri sayesinde açıklandığını söyleyen Öztürk “Bunların analizinde insan bilincinin yanı sıra zamansal ve mekânsal değişim süreci önemlidir. Özellikle karşılaştırmalı din çalışmalarında, belli kalıplara veya yapılara odaklanarak yaklaşmak dinin evrensel taraflarını ortaya çıkartacaktır” dedi.

Batı’da son bir asırda yapılan karşılaştırmalı din çalışmaları sayesinde, farklı dinlerin farklı boyutlardaki benzerliklerinin görülmeye başlandığına işaret eden Öztürk “Ülkemizde de, henüz yeterli sayıda olmasa da bu türden çalışmalar yapılmaktadır.  Din çalışmalarında unutulmaması gereken bir mesele dinin çok boyutlu bir fenomen olmasıdır. Bakire doğum mevzuu ise onun hikâye veya mitolojik boyutu ile ilgilidir. Fakat dinin hangi boyutu olursa olsun; ister ibadet ister ahlâk, isterse tecrübî, bunların birbirlerinden ayrı değerlendirilmemelidir. Çünkü bunlar bir şekilde birbirleriyle bağlantılıdır” diye konuştu.

Bakire doğum konusunun gerek antik dinlerin mitolojilerinde, gerek yaşayan dinlerin kutsal metinlerinde sıkça rastlanan sıra dışı doğum hikâyelerinden olduğuna vurgu yapan Öztürk “Frazer Türkçeye Altın Dal adıyla çevrilmiş eserinde bunların yüzlercesinden bahseder. Mucizevi doğumlar şeklinde ifade edilen bu tür hikâyelerin arasında bir hayvandan, tanrısal bir varlıktan veya doğaya ait bir nesneden gebe kalınan doğumlar olduğu gibi bazen de bakirelik ya da yaşlılık ve kısırlık gibi, fiziksel durumun gebelik için imkânsız olduğu doğumlar söz konusudur.  İbrahimî gelenekten beslenen kutsal kitaplar bu konudaki bazı benzer hikâyeleri paylaşır. Yahudiler ise her ne kadar bakire doğum konusuna olmasalar da, bazı mucizevî doğumlara  aşinadırlar. Tevrat’ta hikâyeleri anlatılan altı kısır kadın vardır. Bunların hepsi Tanrı’nın müdahalesiyle gebe kalıp doğurmuşlardır. Bunların arasında Kur’an’da da hikâyelerinin paylaşıldığı İshak’ın annesi ile Yahya’nın annesi de vardır. Kur’an’da bu kadınların ismi geçmez. Tevrat’ta ise birincisinin adı Sara, diğeri Elizabet’tir. Tevrat’taki diğer kadınlar Yakup ve Esav’ın annesi Rebeka, Ruben’in annesi Leah, Yusuf ve Bünyaminin annesi Rachel ve Yahudilerin önemli kahramanlarından olan Samson’un adı belirtilmeyen annesidir. Hıristiyanlıkta da, bakire olduğu halde İsa’yı doğuran Meryem Yeni Ahit’in en popüler karakterlerinden biridir. İslâm’da ise Hıristiyanlık ile aralarında bir takım teolojik farklılıklar olsa da Meryem’in bakire doğumuna inanılır” diyerek sözlerini sürdürdü.

Öztürk daha sonra “Bütün kutsal kitapların amacı, yaratıcı ile yaratılanı buluşturmaya yöneliktir. Bu yolda insanın kat edeceği her safha insana hiç yabancı olmayan doğum, ölüm, evlilik, alış-veriş, yemek-içmek gibi dünyevi olaylar üzerinden ve yaşadıkları coğrafyaya göre kültürel ya da yerel kodlarla kodlanmış olarak, yani onların anlayacağı dilden anlatılmıştır. Bu yüzden şimdiki gibi ulaşım ve iletişim imkânlarının bulunmadığı zamanlarda ve birbirlerinden uzak mesafelerde benzer hikâyelere rastlanması şaşırtıcı olmamalıdır” diye konuştu.

Sözlerini Budizm, Hıristiyanlık ve İslâm’da olan bakire doğumlarına inanıştan örnekler vererek sürdüren Öztürk “Bakire doğum mitinin arkasında yatan geleneğin bir diğer aşaması ise bir bakire ile tabiattaki doğaüstü gizli güçlerin bazı türleri arasındaki ilişkiye atfedilir. Hinduların meşhur destanlarından olan Mahapharata’da bakire prenses Kunti’nin güneş tanrısı Surya tarafından nasıl hamile bırakıldığı anlatılır. Doğan çocuğa Karna adı verilir, o bir oğlandır. Toltek ve Aztek Tanrısı Quetzalcoatl’ın doğumu da bu şekilde gerçekleşmiştir. Sabah rüzgârı formunu almış olan bir tanrı tarafından Quetzalcoatl’ın annesine üflenmiş ve annesi ona gebe kalmıştır. Benzer şekilde belli Mısır firavunları bakire annelerden doğmuştur. Bu kadınları hamile bırakan sebebin Güneş Tanrısı Re’nin yakıcı çöl rüzgârları olduğuna inanılır. Mısır mitolojinde kral III. Amenophis’in doğumu böyle gerçekleşmiştir. Kutsal Ruh onun annesine, yani bakire kraliçeye görünüp göksel bir ateş tarafından hamile bırakılacağını söylemiştir. İsa’dan yaklaşık bin yıl önceki bu doğum hikâyesinin İsa’nınki ile benzer yanları çoktur” dedi.

Efsaneye göre ünlü Moğol komutan Cengiz hanın da bakireden doğduğunu anlatan Öztürk “Moğol kralının bakire kızı bir gece yarısı uyanmış ve kendini büyük bir ışığın içinde bulmuş, bu ışıktan hamile kalıp Cengiz’i doğurmuştur. Bazı Taoist âlimler Taoizm’in kurucusu Lao Tzu’nun annesinin, düşen bir yıldıza bakışlarını diktiğinde hamile kaldığını söylerler. Rivayetlere göre o, seksen bir veya yetmiş iki yıl annesinin karnında kaldıktan sonra beyaz saçlı yaşlı bir adam görünümünde doğmuştur. O yüzden kendisine Lao-tse yani (ihtiyar delikanlı) denmiştir. Tıpkı İsa gibi doğduğu andan itibaren bilgilidir ve konuşmuştur. İsa’nın ve Budda’nın annelerinin hamilelikleri bu kategoride değerlendirilebilir. Bu tür hamilelikler cinsellik içermezler. Meryem Ruh’un üflenmesiyle, Budda’nın annesi Maya Ruh’un bir fil şeklini alıp bedenine girmesiyle hamile kalmışlardır” diyerek devam etti.

Kur’an da yalnızca bir kadının isminin zikredildiği ve adının Sureye verildiğini kaydeden Öztürk “Allah Kur’an da (İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de an. Biz ona ruhumuzdan üfledik) buyuruyor. Matta İncilinde anlatılanlara göre de Meryem o sıralarda Yusuf ile nişanlıdır. Birlikte olmalarından önce Meryem’in hamile olduğu anlaşılır ve bunun üzerine Yusuf ondan ayrılmayı düşünür. Fakat bir melek rüyasında ona görünerek, Meryem’i eş olarak almaktan korkmamasını, çünkü onun rahminde olanın Kutsal Ruh’tan olduğunu, doğacak çocuğun oğlan olacağını ve halkı günahlardan kurtaracak olan bu çocuğun adını İsa koymaları gerektiğini söyler. Yusuf uyandıktan sonra rüyada kendine söylenenleri yapar ve Meryem’i eş olarak yanına alır. Kutsal kitaplarda geçen bu hikâyelerin kutsalın sınırları dışına taşınarak okunması hikâyeleri anlamından uzaklaştırır. Kutsal, kendi sahasında değerlendirilmelidir. Öyle görünüyor ki bakire doğum hikâyelerinin ikili bir anlamı vardır. Bunlardan birincisi insanın varlığını sürdürebilmesi için yaşamın nihai kaynağı ile insan arasında hayati bir bağlantının gerekliliğidir. İkincisi de, bu bağlantının merkezindekinin bakire olmasıdır. O, içinde bir tür (kutsal yaratılışın) meydana geleceği yaratıcı gücün ve saflığın sembolüdür” diyerek sözlerini tamamladı.

Program sonunda konuşmacı Prof. Dr. Nermin Öztürk’e günün hatırası olarak eşi Uzman Dr. Halil Öztürk ve Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü birlikte kitap takdim etti. 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *