Konya
Parçalı az bulutlu
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
50,0271 %0.05
56,3473 %0.62
6.486,37 %2.90
Konya Postası Gazetesi Güncel TEMA Vakfı, COP31 öncesinde soruyor

TEMA Vakfı, COP31 öncesinde soruyor

Dünya, iklim krizine çözüm bulmak için 1995 yılından bu yana her yıl Taraflar Konferansı’nda (COP) bir araya geliyor. Geçen 30 yılda Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması kabul edildi, 1,5°C hedefi belirlendi. İklim kriziyle mücadele için milyarlarca dolarlık finansman taahhüt edildi; destek sözü verildi, Kayıp ve Zarar Fonu kuruldu. Ancak müzakereler devam ederken ne küresel ısınmaya yol açan atmosferdeki karbondioksit (CO₂) yoğunluğu azaldı ne de verilen destek sözleri tutuldu.

TEMA Vakfı, COP31 öncesinde soruyor
KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 5 dk

İlk COP’un gerçekleştirildiği 1995’te atmosferdeki CO₂ yoğunluğu 360,82 ppm’di. Kyoto Protokolü’nün kabul edildiği 1997’de miktar 363,73 ppm’e, Paris Anlaşması’nın kabul edildiği 2015’te 400,83 ppm’e çıktı. 2025 yılında ise 427,35 ppm’e ulaştı. İlk COP toplantısından bugüne 30 yılda atmosferdeki CO₂ yoğunluğu yaklaşık yüzde 18 arttı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, bu artışın iklim müzakerelerinde alınan kararlarla sahadaki gerçekler arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: 

“Otuz yıldır iklim müzakereleri yürütülüyor, hedefler açıklanıyor, anlaşmalar imzalanıyor. Ancak atmosferdeki karbondioksit miktarı artmaya devam ediyor. Bu tablo, iklim kriziyle mücadelede ne kadar yetersiz kalındığını açıkça gösteriyor. Karbon piyasaları gibi mekanizmalar da emisyonları kaynağında azaltmak yerine, kimi zaman salımların başka coğrafyalara taşınmasına ve iklim krizinin yükünün ülkeler arasında yeniden dağıtılmasına hizmet ediyor. Böylece tarihsel olarak iklim krizine en fazla neden olan sanayileşmiş ülkeler, sorumluluklarını üstlenmek yerine bu yükü ekonomik açıdan daha kırılgan ve yoksul ülkelere aktarmayı sürdürüyor. Oysa iklim adaleti, sorumluluğun yer değiştirmesiyle değil, herkesin kendi sorumluluğunu üstlenmesiyle mümkün. COP31, artık yeni vaatler yerine, gerçek ve adil bir dönüşümün nasıl hayata geçirileceğine odaklanan bir zirve olmalı.”

Türkiye başkanlığında ve ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31 yaklaşırken TEMA Vakfı, iklim müzakerelerini 30 yıldır verilen sözler ile sonuçlar arasındaki fark üzerinden değerlendiriyor. Fosil yakıtlardan çıkış, iklim krizinin yol açtığı kayıp ve zararın karşılanması, ormansızlaşma, 1,5°C hedefi ve karbon piyasaları bu farkın en belirgin biçimde görüldüğü başlıklar arasında yer alıyor.

Fosil yakıtlardan çıkış hâlâ masanın dışında

Fosil yakıtların iklim krizinin başlıca nedeni olduğu bilimsel olarak ortaya konmuş olsa da fosil yakıtlardan çıkış, 30 yıllık müzakerelerin en çok ertelenen başlığı. 

2021 yılında İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen COP26’da kömürün “aşamalı olarak terk edilmesi” ifadesi son anda “aşamalı olarak azaltılması” şeklinde değiştirildi. Böylece kömürü tamamen bırakma hedefi, yalnızca kullanımını azaltma sözüne dönüştü. 

2023 yılında Dubai’de düzenlenen COP28’e bir petrol şirketinin CEO’sunun başkanlık etmesi, fosil yakıt sektörünün müzakerelerdeki etkisine dair soruları da beraberinde getirdi.

2025 yılında Belém’de düzenlenen COP30’da ise 80’den fazla ülkenin desteklediği Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası, son saatlerde nihai metne alınmayarak resmi Birleşmiş Milletler (BM) müzakere sürecinin dışında kaldı. 

Tazminat yerine yardım, hibe yerine kredi

“Kayıp ve zarar” kavramı ilk kez, 2012'de Katar’ın başkenti Doha’daki COP18'de ayrı bir karara konu oldu. Ancak 2015'te Paris Anlaşması’nı kabul eden kararda, bu başlığın herhangi bir “sorumluluk” ve “tazminat” için temel oluşturmayacağı belirtildi.

COP28’de işler hale gelen Kayıp ve Zarar Fonu’na bugüne kadar taahhüt edilen toplam tutar,  yıllık zararın yüz milyarlarca dolar olduğu bir tabloda yalnızca yaklaşık 822 milyon dolarda kaldı. 2009 yılında Kopenhag’da (COP15) verilen yıllık 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sözüne ise ancak 2022’de ulaşıldı ve bu tutarın yüzde 69’u hibe değil, kredi biçimindeydi. Bu da iklim krizine en az etkide bulunan ülkelerin, krizin büyümesinde en çok payı olan ülkelere borçlanması anlamına geliyor.

Ormanlar korunmadı, hesaplara yazıldı

Ormanlar COP tarihinde çoğu zaman korunması gereken ekosistemler olarak değil, emisyon hesaplarını kolaylaştıran muhasebe kalemleri olarak ele alındı. Kyoto sürecinde orman alanlarının ve karbon yutaklarının hesaplara katılması, sanayileşmiş ülkelerin emisyonlarını azaltmadan hedeflerini tutturabilmesinin yolunu açtı. COP30’da ise ormansızlaşmayı durdurma yol haritası resmi müzakere sürecinin dışına bırakıldı. 

Hedefler büyüdü, bağlayıcılık zayıfladı

Kyoto Protokolü sanayileşmiş ülkelere bağlayıcı sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri getirdi; 2015’te Paris Anlaşması 1,5°C hedefini metne taşıdı. Ancak Paris’te bağlayıcı hedeflerin yerini, her ülkenin kendi belirlediği Ulusal Katkı Beyanları aldı ve yaptırım mekanizması öngörülmedi. Oysa küresel sıcaklık artışının 1,5°C yerine 2°C olması bile milyonlarca insanın yaşamını, deniz ve kara ekosistemlerini ve biyolojik çeşitliliği etkileyecek. 

Mevcut taahhütlerle dünya 2,8°C’lik bir ısınmaya doğru ilerliyor. Ülkelerin açıkladıkları Ulusal Katkı Beyanlarını tam olarak uygulaması durumunda bile artışın 2,3 ile 2,5°C aralığında kalacağı öngörülüyor. Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı ise sera gazı emisyonlarını bugünden başlayarak azaltmayı değil, önce artırıp sonra azaltmayı hedefliyor. 

Piyasacı yaklaşım: Emisyonlar azalmıyor, yer değiştiriyor

Kyoto’nun sisteme kazandırdığı en kalıcı unsur emisyon hedefleri değil, karbonu alınıp satılan bir varlığa dönüştüren piyasa mekanizmaları oldu. Temiz Kalkınma Mekanizması, sanayileşmiş ülkelerin kendi emisyonlarını azaltmak yerine yoksul ülkelerden karbon kredisi satın almasına olanak tanıdı. TEMA Vakfı, karbon piyasalarının doğaya verilen zararı alınıp satılabilir bir hak gibi göstermesine karşı çıkıyor. İklim krizine neden olan faaliyetleri değiştirmek yerine, salım kredisi satın alarak bu faaliyetleri sürdürmenin kalıcı bir çözüm sunamayacağına dikkat çekiyor.

Şimdi sıra COP31’de

TEMA Vakfı, COP31’in yeni taahhütlerin açıklandığı bir toplantının ötesine geçerek iklim kriziyle mücadelede somut adımların atıldığı ve verilen sözlerin hayata geçirilmesini sağlayacak mekanizmaların ortaya konduğu bir süreç olması gerektiğini vurguluyor. Bu doğrultuda, COP31’de yanıtlanması gereken temel sorular ise şöyle:

  • Fosil yakıtlardan adil bir çıkış için takvime bağlı, bağlayıcı bir yol haritası belirlenecek ve metne girecek mi?
  • Kayıp ve zarar, yeni borç yükü yaratmayan hibelerle ve tazminat olarak karşılanacak mı?
  • Ormansızlaşmayı durdurma hedefi müzakere sürecinin parçası haline gelecek mi?
  • Emisyon azaltım hedefleri 1,5°C ile uyumlu olacak mı ve karbon piyasaları gerçek azaltımın yerine geçmeye devam mı edecek?
  • En önemlisi, verilen sözlerin uygulanmasını sağlayacak mekanizmalar kurulacak mı?
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız