Adli Bilimciler Derneği uzmanları, Türkiye’de hayvancılık sektörünü tehdit eden şap hastalığı (Food and Mouth Disease - FMD) konusunda dikkat çekici bir açıklama yaptı. Uzmanlar, şap virüsünün sadece ekonomik kayıplara değil, aynı zamanda biyoterörizm riski çerçevesinde ulusal biyogüvenlik açığına da neden olabileceği uyarısında bulundu.
Açıklama, Adli Gıda İncelemeleri Komisyonu üyesi Prof. Dr. U. Tansel Şireli, Komisyon Başkanı Prof. Dr. Nevzat Artık, KBRN Komisyonu'ndan Prof. Dr. Levent Kenar ve Dernek Genel Başkanı Prof. Dr. İ. Hamit Hancı tarafından yapıldı.
Şap Hastalığı: Yüksek Bulaşıcılık, Ekonomik Yıkım
Evcil ve yabani tüm çift tırnaklı hayvanlarda görülebilen şap hastalığı, hızla yayılabilen bir viral zoonoz hastalık. Sığır, koyun, keçi gibi hayvanlarda yaygın görülen hastalık, özellikle yüksek verimli ırklarda ağır seyrediyor. Genç hayvanlarda kalp kası lezyonlarına bağlı ölümlere neden olabiliyor.
Hastalığın insanlara bulaşması nadir olmakla birlikte, bağışıklığı düşük bireylerde risk oluşturabiliyor.
Tarihsel Salgınlar Milyar Dolarlık Kayıplara Yol Açtı
Uzmanlara göre şap, 2001 yılında İngiltere'de 6.7 milyon hayvanın itlaf edilmesine ve 3 milyar sterlini aşan ekonomik kayba yol açtı. 2007 yılında ise yine İngiltere’de bir aşı tesisinden yayılan virüs, tarım endüstrisinde büyük kayıplara neden oldu.
Bugün, Batı Avrupa, Kuzey ve Orta Amerika, Avustralya gibi bölgeler şap yönünden temiz ilan edilse de, Orta Doğu, Asya ve Güney Amerika’da salgın riski devam ediyor.
Bulaşma Yolları ve Gıda Güvenliği Riski
Hastalık virüsü dışkı, idrar, süt, solunum havası ve enfekte ekipmanlar aracılığıyla yayılıyor. Özellikle soğuk koşullarda dışkı ve çevresel materyallerde 6 aya kadar canlı kalabilen virüs, çözdürülmemiş dondurulmuş etlerde, pastörize edilmemiş sütlerde ve bazı peynir çeşitlerinde uzun süre hayatta kalabiliyor.
Tuzlanmış et ürünleri de risk oluşturabiliyor. İtalya ve İspanya'da yapılan çalışmalarda, domuz pastırmasında virüsün 183 güne kadar canlı kalabildiği bildirildi.
Şap, Biyoterörizm Aracı Olabilir mi?
Uzmanlar, şap hastalığının yalnızca sağlık değil, aynı zamanda bir biyoterörizm aracı olarak da kullanılabileceğine dikkat çekti. Özellikle hayvansal üretime zarar verme ve gıda zincirini sekteye uğratma amacıyla bilinçli olarak yayılması durumunda, ülke ekonomisinde yıkıcı etkilere yol açabileceği vurgulandı.
2001 yılında ABD'de yaşanan şarbonlu mektuplar vakasını hatırlatan uzmanlar, şap gibi hayvanlara etkili ajanların da “anti-animal agents” olarak biyoterörizm kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Stratejik Kuruma Sabotaj Girişimi: Şap Enstitüsü Hedef Alındı
Uzmanların açıklamasında, Şubat 2014’te Ankara’da Şap Enstitüsü’ne düzenlenen sabotaj girişimi de hatırlatıldı. Milyarlarca liralık aşıların bulunduğu bölümün elektriği kesilerek, jeneratör sistemlerinin devre dışı bırakıldığı olay, biyoterör saldırısı şüphesiyle soruşturulmuştu.
Elektrik kesintisi tesadüfen fark edilmiş, teknik ekip zamanla yarışarak 30 milyon doz aşının bozulmasını engellemişti. Olayın profesyonelce planlandığı ve yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olabileceği basına yansımıştı.
Uzmanlar, şap hastalığıyla mücadelenin yalnızca veterinerlik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik ve gıda güvenliği sorunu olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Hastalıkla mücadelede erken tanı, etkili karantina önlemleri ve yaygın aşılama yöntemlerinin hayati olduğu ifade edildi.
1962’den bu yana Türkiye’de şap aşılaması düzenli olarak yapılmakta ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Şap Enstitüsü, virüs tiplerine uygun aşı üretimi ve stok yönetimini sürdürmektedir.