Konya
Hafif yağmur
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,8432 %0.08
55,4834 %-0.03
6.497,04 %-0.06
Konya Postası Gazetesi Güncel Saadet Partisi Konya Kadın Kolları Toplandı: Hüseyin Saydam da Katıldı

Saadet Partisi Konya Kadın Kolları Toplandı: Hüseyin Saydam da Katıldı

Saadet Partisi Konya İl Kadın Kolları, Ekim ayı divan toplantısını gerçekleştirdi. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Saydam, toplumun mevcut sorunlarına dikkat çekerek, iktidarın 25 yıl boyunca halkı oyaladığını ve değişim için Saadet Partisi'ni desteklemeleri gerektiğini vurguladı.

Saadet Partisi Konya Kadın Kolları Toplandı: Hüseyin Saydam da Katıldı
KAYNAK: Haber Merkezi
Okunma Süresi: 14 dk

Saadet Partisi Konya İl Kadın Kolları Ekim ayı il divan toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Saydam katıldı.

İşte Saydam’ın açıklamaları;

"Biliyorsunuz divan toplantılarımız bizim aylık çalışmalarımızı değerlendirdiğimiz, eksiklerimizi gördüğümüz, akabinde de bu eksiklerimizi nasıl tamamlayacağımızı konuştuğumuz, görüştüğümüz, değerlendirdiğimiz toplantılarımız. Bunları değerlendireceğiz. Eksiklerimizi göreceğiz, hedeflerimizi koyacağız. Daha iyi çalışacağız ve ilk seçimde Saadet Partimizi iktidara taşıyacağız. Çünkü bugün ülkenin Saadet Partisi iktidarına ihtiyacı var. Bunun bilinci ve sorumluluğu içerisinde çalışmalarımızı yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.

25 yıllık bir iktidar var. Hem iktidar partisinin ciddi bir yorulmuş ve yıpranmışlığı var. Hem de ülkeyi inanılmaz derecede yordu. Bariz görünüyor.

Hepimiz siyasetin içindeyiz. Ben sizlere uzun uzadıya iktidarın yanlışlarını, ülkede yaşananları anlatacak değilim. Zaten hepimiz haberlerden, sosyal medyadan ne olup bittiğini izliyoruz. Allah hepimizin yardımcısı olsun. İktidarın kürsüde anlattıkları ile kürsünün arkasında yaptıkları arasında yüzde yüz fark var. Bu şekilde 25 yıl milletimizi oyaladılar. Ama inşallah vatandaşımızda artık fark etti. Ve inşallah aslına rücu edecek. 

Özellikle bu iktidarın bizim içerimizden çıkması ve bizim kavramlarımızı kullanması münasebetiyle biz de bayağı bir zorluklar, sıkıntılar çekerek geldik. Bu geçen süre içerisinde o kadar çok şey söyledik ki cümleleri, kelimeleri takla attırdık söyledik, önüne koyduk, arkasına koyduk, bağırarak söyledik, kısık sesle söyledik, bazen sustuk, bazen yumuşak bir uslupla söyledik, bazen sert söyledik, söyledik yani. Söylemediğimiz hiçbir şey kalmadı maalesef.

Ortada şöyle bir iktidar anlayışı var. Hani işi bilmeyen birisi olur. Tarif edersiniz. Ya bu böyle olmaz. Şöyle yapmanız gerekiyordu. Dersiniz uyarırsınız. Adam da hatasını kabul eder, düzeltir. Der ki doğru bu böyle olması gerekiyordu der. Amenna. Ama 25 senede bir sürü yanlışlarına rağmen hiç böyle bir durumla karşılaşmadık. Dediğim dedik, çaldığım düdük ben bunu böyle biliyorum ve böyle yapacağım dediler ve yaptılar. Hiç bir şekilde dediklerimizi dikkate almadılar. Hadi bizi boşverin. Ne STK, ne mağdur, ne akademisyen, ne uzman hiç kimseyi dikkate almadılar. Bir yerlerden ev ödevi almışlar. O ödevlere odaklanmışlar. Bu şekilde 25 yıl geçti. Hala yanlışlarından vazgeçmiyorlar. Bu sebeple benim bu iktidara söyleyecek bir sözüm yok. Boşa nefes tüketmeye gerek yok. Söylediklerimi de kendileri için söylediğim eleştiri gibi algılamasınlar. Bildiklerini okumaya devam etsinler.

Ben bugün ülkemizin içinde bulunduğu durumu tespit etmeye çalışıyorum ve bütün söylediklerimin muhatabı milletimizdir. Vatandaşımızdır. Onlara hitap ediyorum. Değerli kardeşlerim. Akparti’ye veya onunla muhalefet ettiğini sandığınızı diğer partilere oy veren değeirli vatandaşlarım.

İlk beş yılı anlıyorum. Yani 2001’de Akparti’ye oy veren vatandaşlarımızı anlıyorum. Çünkü çok büyük bir karmaşa vardı. Şartlar müsaitti. 28 Şubat sonrasıydı. Milli Görüş partileri engelleniyordu. Ekonomik sıkıntılar, adaletsizlikler, haksızlıklar had safhadaydı. Erbakan Hoca'mız sağdı. Alttan alta Erbakan Hoca'mızı Cumhurbaşkanı yapacağız söylentisi yayıyorlardı. Her ne kadar Milli Görüş gömleğini çıkardık deseler de vatandaşta Milli Görüş umdelerini sanki hayata geçireceklermiş gibi bir algı oluşturdular. Haliyle bu algıyla da vatandaşımızı manipüle ettiler. Bu manada ilk götürdükleri şey bizim tabanımızdı bizim seçmenimizdi. Bizim otuz sene boyunca altmış dokuzdan iki binli yılların başına kadar köy köy, kasaba kasaba, mahalle mahalle, ev ev dolaşarak; bizim büyüklerimizin, ağabeylerimizin, siz hanımların mücadelesiyle elde ettiğimiz seçmenimizi bu tür algılarla aldı götürdüler. Onun üzerine bir siyaset oluşturdular. 

Sonra da ağır ağır, yavaş yavaş inancımızla, örfümüzle, adetimizle ilgisi olmayan bir yasa getirdiler. Torba torba yasalar geçirdiler. Önüne imam-hatip koyup arkasına inancımıza ters bir yasa koydular. Önüne milletin lehine imiş gibi görünen bir yasa koyup arkasından aleyhine olan bir sürü yasa geçirdiler. Ve bir seçim iki seçim, üç seçim, dört seçim. Yok Başkanlık, yok tam yetki filan işte bugünlere geldik. Şu an tam yetkililer. Milletin faydasına ne var? Hiçbir şey.

Her alanda facialar yaşıyoruz. Ekonomi, Tarım, Hayvancılık, Eğitim, Adalet, Sağlık, her alanda. Hergün bir yolsuzluk operasyonu ile uyanıyoruz. Şiddet her tarafa yayılmış durumda. Artık vatandaşımız da bu durumu görüp önümüzdeki seçimde her zaman oluşturulan kutuplaşma siyasetine, kayıkçı kavgasına kanmamalı. Milletimiz artık bir değişiklik yapmalıdır. Bunu  da yine benzer türevleri üzerinden değil Saadet Partisi ile yapmalıdır.

Sağı da solu da, milliyetçisi de, liberali de, muhafazakarı da farketmiyor hemen hemen hepsi birbirinin aynısı. Hepsi Avrupa Birlikçi, Amerikan Müttefikliğini savunan, borç, faiz, vergi dışında başka  bir şey bilmeyen sadece adı değişik partiler. Ne farkları var Allah aşkına. Az önce ifade ettiğim ve bugün sonuçlarını ağır bir şekilde yaşadığımız Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde çıkan yasaları hep birlikte çıkarmadılar mı bunlar? Akparti getirdi diğerleri de destek verdiler. Aileyi bozan, Lgbt’yi yasallaştıran, güya özgürlük adına çıkarılan yasalara Saadet Partisi dışında kim karşı çıktı?

Bu sebeple de değerli vatandaşlarım, ilk seçimde Saadet Partisini iktidara taşıyacağız ve tekrar aslımıza rücu edeceğiz. Huzuru, saadeti tekrar ikame edeceğiz. Ülkemizin her imkanı var elhamdülillah. Bu imkanların emin ellerde hepimize adil bir şekilde ulaşmasını sağlayacağız. Burada tek yapılması gereken Saadet Partisini yetkili kılmaktır.   

Şimdi yirmi beş yıl boyunca baktığınız zaman çıkarttıkları yasalara, uyguladıkları icraatlara bakacak olursak yani Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde daha önceki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıkladığı rakamı söylüyorum. İki binin üzerinde yasa çıkarttık dediler. Şu andaki yaşadığımız hadiseler, sıkıntılar, bozulmuşluk, kokuşmuşluk tamamen bunlarla alakalı. Çünkü bunlar bu arkları maalesef Avrupa yönüne açtılar. Avrupa'daki yaşantıya dair, Avrupa'nın kültürüne dair bir takım ırmaklar, arklar açtılar ve insanımızın o yöne akmasına mecbur kıldılar. Bu tarafa da bir sürü imam hatip açmışlardı. Bir sürü Kur'an kursu, medrese, imam hatip, başka şeyler açtılar. Oraya fidanlar dikildi ama su başka yere aktı. Haliyle su Avrupa yönüne akarken buraya diktiklerin fidanların hepsi kurudu şu anda. Hiçbiri maalesef şu anda vatandaşımıza, bizlere, evlerimize, sokağımıza bir faydası yok. 

Bunu bilinçli olarak yaptılar, bilmeyerek falan değil. Hepsini daha önce çalışmışlar veya bunların önüne bu senaryolar konmuş, bilerek veya isteyerek yaptı bunları. Yoksa az önce ifade ettiğim gibi bilmeyerek yapsalar dersin ki ya bu şöyle olmaz, bunun sonucu yanlış çıkar dediğiniz zaman bir takım bu yasalardan, kanunlardan dönmeleri gerekiyor. Ama dönmediler. Hala çıkarttıkları yasalar, kanunlar yürürlükte ve devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırdık diyor. İstanbul Sözleşmesi dediğin şey nedir? İstanbul Sözleşmesi dediğin şey çerçeve yasa. Bir kitap gibi düşünün. Sen diyorsun ki ben kitabın ilk kapağını yırttım attım. İyi de kapağı yırtınca kitap ortadan kalkmıyor ki? İçinde bir sürü zararlı bilgi var. Bu bilgiler duruyor. Yani sözleşmeyi yürürlükte tutan başka yasalar var, bir sürü toplumu bozacak, toplumun aile yapısını, toplumun sokağını, çevresini bozacak yasalar çıkarttınız. İstanbul Sözleşmesi dediğin şey bunun kapağıydı zaten. Sen diyorsun ki ben bu kitabın kapağını yırttım attım. Neye yarar? Kitap duruyor ki ortada. Haliyle yani bu tür algılarla maalesef bile isteye her alanda ama her alanda vatandaşımızı, toplumumuzu felakete sürüklediler. Ülkemizi felakete sürüklediler. Otuz yıldır, kırk yıldır söylediğimiz Hayum Nahum Planlarını adım adım bu iktidar uyguladı. İşsiz bırakacağız, borca esir edeceğiz. Milli ve manevi değerlerinden uzaklaştıracağız manasındaki yapılması gereken ne varsa hepsini bunlar yaptılar maalesef. Ve ülkemizi şu anki duruma getirdiler.

Yani siyasi bir takım şeyleri inanın burada konuşmaya kalksak buradan Çin'e kadar yol olur yani. Yirmi beş yıl içerisinde o kadar çok şey yaşadık ki birçoğunu unuttuk bile yani. Hakikaten yani şimdi fon vurgunu falan konuşuluyor. Muhtemelen biz bu fonu konuşurken onlar başka vurgunları vuruyorlar yani. Onu da üç ay sonra konuşacağız. Bugün o fonu konuşuyoruz. Bu fon iki yıldır yapılıyormuş zaten. Şu anda biz bunları konuşurken muhtemelen üç ay sonra, altı ay sonra biz başka şeyleri konuşacağız. Başka vurgun. Herşey sümen altı ediliyor. Üstü kapatılıyor. Olan bizlere oluyor kıymetli vatandaşlarım. Buna bir dur dememiz lazım. Bunlar bizim geleceğimiz. Çocuklarımızın geleceği. Bunlara göz yumamayız.

Yüz yirmi sekiz milyar dolar kayboldu. Ne zaman konuştuk bilmiyorum. Yani tarihleri de unutuyorum. Nerede? Yok. Yani o buhar oldu gitti. Yedi yüz bin ton Konya'dan buğday çalındı. Bunu o gün konuştuk. Geçti gitti. Ne bileyim yani daha öncesinde başka vurgunlar yapıldı. Mesela Yunus Emre Enstitüsü diye bir yolsuzluk duyduk. Bunun failleri bu adamlar neredeler onları bilmiyoruz. Bu birçok alanda. 

E şimdi her yıl açıklanıyor. Çaykur zarar ediyor. Tarım Kredi Kooperatifi zarar ediyor. TCDD zarar ediyor. Bunlar devletin kontrolünde olan şeyler. Merkez Bankası zarar ediyor. Bütün bankalar kâr ediyor, Merkez Bankası zarar ediyor. Yani bunların döneminde olan şeyler bunlar. Ve bunlarla alakalı da maalesef hiçbir adım da atılmıyor, hiçbir şey de yapılmıyor. Sadece sümen altı ediyorlar. İşte üç beş tane gazetecisi,  akşam çıkıyorlar, onlar toplumu orada oyalıyorlar. Onlar geçiştirip gidiyorlar. 

Eğitimi konuşuyoruz. Bugün her ilçeye neredeyse üniversite açmışlar. Gençlerimiz, çocuklarımız bir umutta gidip orada okuyorlar. Bir şey olacağız manasında. Ama çocuklarımız oradan çıkıyor, işte üç harfli marketlere veya başka zor şartlara çocuklarımızı mecbur ediyorlar. Ya bir iş miş sağlayamayacaksan, bunların planlaması yoksa niye açıyorsun kardeşim? Niye insanları umutlandırıyorsun? Burada bunlar olurken yani lise, üniversiteye başka şeyler olurken öbür taraftan da birçok alanda da meslek olarak açıklıklar ortaya çıkıyor. Yani bunlar da planlanamıyor maalesef. İşte bugün evinize usta çağıracaksınız, elektrikçi, tesisatçı, ne bileyim boyacı, marangoz veya arabanızın tamiri. Bunlarla alakalı da ciddi eksiklikler oluştu şu anda. Onlar da başka bir o manada keyfi davranıyorlar. İstediği paraya geliyor, istediği paraya gelmiyor veya randevulu çalışıyor, sıraya sokuyor falan. Buradaki plansızlıklar var. Ben bunların hepsini böyle biz yaptık da bu yanlış çıktı falan manasında olduğunu zannetmiyorum. Tamamen her şeyi bilinçli yapıyorlar. Her şeyi. Tamamen bunun sonuçlarını görmüşler. Adım adım simülasyonlarla oynatmışlar ve netice diyor ki bunun sonucu böyle çıkacak. Bunu da bilmezlikten geliyorlar. Ya öyle mi olmuş falan manasında çıkıp orasını da öyle geçiştiriyorlar.

Bugün enflasyonu isteseler düşürürler. Bilinçli olarak düşürmüyorlar. Bilinçli olarak iki yüz liradan fazla banknot basmıyorlar. Çünkü para taşınacak hale gelmedi artık, taşınacak durumda değil para. Yani bugün sabah evimizden çıktığımız zaman şeye dönüştü iş. Yani önceden hani vardı ya milyoncular. E bugün artık ne alırsan bin liraya dönüştü yani. İçeriye giriyorsunuz, çıkıyorsunuz bin lira ver. İçeriye giriyorsunuz, çıkıyorsunuz bin lira ver. Ve akşama kadar kaç tane bin lira lazım? Veya yani bir geçim sıkıntısıyla alakalı başka problemler var. Diyelim ki paramız var. Alışveriş yapacağız. Ben akşama kadar yanımda poşetle bavulla mı dolaşacağım ya? Ticaret yapıyorum yani. Ben bu paralarla dolaşıyorum. Bunun bilinçli olarak ya kredi kartı ya işte banka havalesi, buralara mecbur ediyorlar. Ve şunu da enflasyonu bilinçli olarak burada tuttuklarını zannediyorum.

Şimdi düşünün, hepimiz bu hayatı yaşayarak geçirdik. Yani bundan yirmi beş sene, otuz sene önce bir ev reisi, aile reisi bir maaşıyla evini geçindiriyordu. Bir kooperatif ödeyebiliyordu. Yani ev sahibi olabiliyordu. Çocuğunu, çoluğunu okutuyordu. Artı evlendirebiliyordu. Tamam belki çok iyi şartlarda olmayabilir ama bir şekilde yani borçsuz dertsiz bunları halledebiliyordu. Sonrasında da emekli olduğu zaman emekliliği geldiği zaman da işte emekli ikramiyesiyle de belki bir ikinci bir evini veya bir arabasını falan alıp sonrasında da ona yetecek kadar bir emekli maaşı vardı. Onunla da bir şekilde hayatını tamamlıyordu. Şimdi bu mümkün değil. Bir evden mutlaka yani bugünkü şartlarda biz geçinemiyoruz diyoruz ama insanlar geçiniyor bir şekilde. Ama nasıl geçiniyor? Bugün artık bir evin erkeği evden çıkmak zorunda. Hanımı evden çıkmak zorunda. Evin yetişkin kızı evden çıkmak zorunda. Evin yetişkin oğlu evden çıkmak zorunda. Çünkü başka türlü geçinme şansı yok yani. Bugün en kötü yani en kötü şartlarda eve yetmiş seksen bin lira maaş girmezse çok zor. Bilmiyorum yani. Çok zor geçinmesi. Hepimiz bu hayatın içerisinde yaşıyoruz. Öyle ne bileyim uçup kaçan bir hayatımız falan da yok yani. Normal herkesin standartında yaşamaya çalışıyoruz ama hayat belli dediğim gibi yani. Gir çık bin lira ver.

Şimdi bununla tam işte istedikleri düzeni oluşturmuş oluyorlar. Biz ortaokul lise yıllarındayken arkadaşlarla bir yere gittiğimiz zaman diyorlardı ki arkadaşlar arkadaş Alman usulü. İşte bir lokantaya girmişiz, bir kafeye girmişiz neyse. Alman usulü ne? Yani nedir bu? Ben ilk defa duyduğum da şaşırmıştım. Herkes kendi hesabını kendi ödeyecek. Halbuki bizim örfümüze, adetimize uygun bir şey değil. Yani neticede öğrenci bütün arkadaşlarının hesabını ödeyecek durumda değil. Şimdi tam dedikleri duruma geldik yani. Şimdi evin kızının odası ayrı, evin oğlunun odası ayrı, evin hanımın odası ayrı, evin erkeğinin odası ayrı. Akşam olunca herkes işten geliyor neticede. Evde yemek, içmek yok. Sofra kurulacak bir zaman yok. Sofrada oturup da hep beraber yemek yiyeceğimiz, dertleneceğimiz bir durum da yok. Çünkü sofra saatlerimiz bile aynı saatte değil. Bunu da ayırmışlar. Odalarımızı da ayırmışlar. Herkesin televizyonu ayrı, herkesin işte telefonu ayrı, sosyal medyası. Ev pansiyona dönüşmüş yani. Tam Alman usulü. 

Evin kirası zamanı geldiği zaman kirayı kim konuştuysa, evin hanımı mı, erkeği mi o kapıları tıklatıp diyor ki beşer bin lira verin bakayım evin kira zamanı geldi. Muhtemel böyle yaşanıyor yani. Akşamlar olunca da getirden götürden yemekler geliyor falan. E ondan sonra böyle aile mi olur yani netice olarak? Bunu ben bilinçli olarak yaptıklarını zannediyorum. Şimdi toplum içindeyiz. Konuşuyoruz. Herkes aynı dertten muzdarip, aynı şeyleri konuşuyor. E vazgeç kardeşim artık ya. Vazgeç artık. Yeme artık bu ucuz numaraları. Bu arkadaşlar böyle yapıyor, böyle yönetiyorlar. Bundan vazgeçmiyorlar. Ve hala da yapmaya devam edecekler. O halde sen bunlardan vazgeçmen gerekiyor. 

E bugün yani okuma çağındaki olan çocuklarımız açısından söylüyorum. Üniversiteyi boş verin. Üniversite bile bir ev geçimi neredeyse ama ortaokul lise çağındaki çocuklarımız için bile işte Rampalı Çarşı karşıda. Milli Eğitim Bakanı bas bas bağırıyor yardımcı kitap olmayacak diye. Hocalar her gün yazıyorlar bir yardımcı kitap. E üç bin beş bin lira yani kitaplara para veriyoruz. Hem de yılda üç beş sefer veriyoruz yani. E nasıl olacak bu işler yani? Giyimi, kuşamı. Daha bunlar da yetmiyor. Okullara ödenek gitmiyor. İdareciler zor durumda. Kermes yapıyorlar. Bunu da çocuklara yazıyorlar. İşte şunu getirin, bunu getirin. Bir de öyle bir şey de var. Okulların da ödeneği yok. Yani öyle bir tarafı da var. Bütün her şeyi vatandaşın sırtına sarmışlar.

Ben şunu şöyle ifade edeyim. Türkiye'deki problemlerin tek bir çözümü var. O da AK Parti. O giderse bütün mesele çözülecek. Zaten bütün problem kökünden çözülmüş olacak yani. Hiçbir şey yapmaya gerek yok. Sadece gitmeleri bile yeterli yani. Bütün mesele zaten otomatikman kendi rayına girmiş olacak. 

Ülkemizin o kadar çok imkanı var ki, o kadar çok varlıklarımız var ki, bunların bir şekilde bu vatandaşa eşit olarak paylaştırılması lazım. Ha biz elhamdülillah yani Milli Görüş Hareketi olarak işte yani en basit örneği biz burada belediyecilik yaptık Konya'da. Biz çok kısa sürede iktidarda kaldık. Ya hem burada Konya belediyelerinde hem diğer yani Milli Görüş belediyeciliğinin olduğu yerlerde hem de iktidarda bulunduğumuz dönemde işte biz bunu yaptık yani elhamdülillah. Çok kısa sürede vatandaşımızı müreffeh hale getirdik. 

Faizciye verdiğiniz parayı vatandaşa verin. Çaldığınız paraları getirin vatandaşa verin. Bunlar bu milletin hakkı yani. Bu insanımız bu kadar fakir olamaz yani. Ama maalesef bu işler böyle devam ediyor.

Şimdi şuraya geleceğim. Yani üzerimizdeki vazife şu. Teşkilatlar olarak biz bir şekilde vatandaşımızı ikna etmek durumundayız. 

İşin doğrusunu bulacağız ve bu vatandaşımıza doğru mu üslupla doğru bir yaklaşımla yaklaşcağız insanlara tekraren derdimizi anlatacağız, olması gerekeni anlatacağız, fıtrat neyse inancımız neyse biz o manada hakkı söyleyeceğiz. Ve iktidara geleceğiz Allah’ın izniyle. Hem bizim için, hem de vatandaşlarımız için söylüyorum. Umutsuzluğa yer yok. Biz umutluyuz. İnançlıyız. Çok kısa sürede ülkemizi huzura, saadete kavuştururuz.

Çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız ve kazanacağız Allahın izniyle. Beni sabırla dinlediniz. Teşekkür ediyor, hepinizi Allaha emanet ediyorum."

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız